İYİ NİYET YETERLİ DEĞİL: PANDEMİ ÖDEMELERİ VE KAMU YÖNETİMİNİN HUKUK SINAVI
Kamu çalışanını ödüllendirmek için yola çıkıp kamu zararıyla karşı karşıya kalmak… Pandemi döneminde yapılan ek ödemeler, kamu yönetiminde iyi niyet ile hukuka uygunluk arasındaki ince çizgiyi bir kez daha gündeme getiriyor.
2020 yılında bütün dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını, yalnızca sağlık sistemlerini değil, kamu yönetiminin işleyişini de ağır bir sınavdan geçirdi. Belediyeler dezenfeksiyon çalışmalarından sosyal yardımlara, denetimlerden vatandaşların temel ihtiyaçlarının karşılanmasına kadar pek çok alanda olağanüstü bir çalışma yürüttü. Bu süreçte sahada görev yapan belediye personeli, salgının risklerine rağmen hizmet üretmeye devam etti.
Böylesi bir dönemde, fiilen çalışan ve ağırlaşan iş yükünü üstlenen personele ek ödeme yapılması düşüncesinin ortaya çıkması anlaşılabilir bir durumdu. Nitekim Sayıştay kararına konu olan olayda, belediye meclisinin 6 Mayıs 2020 tarihli kararıyla pandemi sürecinde görev yapan personele ek ödeme yapılması uygun görüldü. Ödemeler 2020 yılının nisan ve mayıs aylarında gerçekleştirildi.
Ancak iyi niyetle atılan bir adım, beraberinde önemli bir hukuki soruyu getirdi: Kamu çalışanlarına ek ödeme yapılmasını istemek haklı bir gerekçe olabilir; peki bu ödemenin hukuki dayanağı yoksa ne olacaktır?
İyi niyet, hukuki dayanağın yerine geçebilir mi?
Sayıştay denetiminde uyuşmazlığın merkezine yerleşen konu, personelin pandemi döneminde gerçekten çalışıp çalışmadığından çok, yapılan ödemelerin mevzuatta öngörülmüş bir dayanağının bulunup bulunmadığıydı.
6085 sayılı Sayıştay Kanunu kapsamında yürütülen süreçte, ilk derece daire kararının ardından Temyiz Kurulu da kamu zararı tespitini onadı. Son olarak 8 Ekim 2025 tarihli ve 58516 sayılı tutanakta yer alan kararla, karar düzeltme talepleri değerlendirilerek önceki kararın değiştirilmesine yer olmadığına hükmedildi.
Kararın esasına ilişkin değerlendirmede, Anayasa'nın 128'inci maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 146'ncı maddesi öne çıktı. Bu hükümler çerçevesinde kamu görevlilerinin mali haklarının hukuki düzenlemelere dayanması gerektiği vurgulandı. Belediye meclisinin ödeme yapılmasına ilişkin kararı, tek başına yeni bir ödeme hakkı yaratmak için yeterli görülmedi.
Sayıştay ayrıca, sorumluların dayandığı 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun geçici 16'ncı maddesinin somut olaya uygulanamayacağı sonucuna ulaştı. Çünkü söz konusu ödemeler, anılan düzenlemede ele alınan sosyal denge tazminatı niteliğinde değildi.
Böylece, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71'inci maddesi kapsamında, mevzuatında öngörülmediği hâlde ödeme yapılması nedeniyle kamu zararı oluştuğu kabul edildi.
Burada üzerinde durulması gereken temel ilke açıktır: Kamu kaynaklarının kullanılması, yalnızca bir ihtiyacın varlığına değil, aynı zamanda o ihtiyacın hangi hukuki yetkiyle ve hangi usulle karşılanacağına bağlıdır.
Personelin emeği başka, ödemenin hukuki zemini başka
Karara konu savunmalarda, pandemi sırasında belediye personelinin olağan dönemlere göre daha fazla görev üstlendiği, sahada yoğun biçimde çalıştığı ve vatandaşlara yönelik hizmetlerin çeşitlendiği anlatıldı. Ayrıca yapılan ödemelerin sosyal denge tazminatı kapsamındaki düzenlemelerle ilişkilendirilebileceği ileri sürüldü.
Temyiz Kurulu kararındaki karşı oy gerekçesinde de personelin ilave görevleri, ödemelerin görece düşük tutarları ve çalışanların hijyen ile ulaşım ihtiyaçları dikkate alınarak somut olayda kamu zararı bulunmadığı yönünde bir değerlendirmeye yer verildi.
Bu yaklaşım, meselenin yalnızca teknik bir mevzuat tartışmasından ibaret olmadığını gösteriyor. Bir tarafta olağanüstü koşullarda görev yapan çalışanların emeğinin karşılığını verme ve onları destekleme düşüncesi, diğer tarafta kamu parasının ancak hukuken izin verilen çerçevede harcanabileceği ilkesi bulunuyor.
Ancak bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değildir. Kamu çalışanlarının emeği korunmalı, olağanüstü şartlarda üstlendikleri sorumluluklar karşılıksız bırakılmamalıdır. Bunun yolu, hukuki dayanağı bulunmayan ödemeleri sonradan iyi niyet gerekçesiyle savunmak değil, gerekli düzenlemeleri zamanında yapmak ve mevcut mevzuatın sunduğu imkânları doğru kullanmaktır.
Çalışanın emeğini takdir etmek bir yönetim sorumluluğudur; kamu kaynağını hukuka uygun kullanmak ise bundan bağımsız olarak yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüktür.
Kamu zararının hesabı kadar, yönetim sorumluluğu da önemli
Bu olayın düşündürücü yönlerinden biri de kamu zararının ortaya çıkmasına yol açan karar ve işlemlerde sorumluluğun nasıl belirleneceğidir. Sayıştay kararında sorumlular arasında belediye meclisi üyeleri ile harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi yer aldı.
Bu durum, kamu yönetiminde karar alma sürecinin bütün aşamalarında hukuki denetimin önemini ortaya koyuyor. Bir işlemin meclis kararıyla kabul edilmiş olması, onun kendiliğinden hukuka uygun hâle geldiği anlamına gelmez. Aynı şekilde, bir ödemenin yapılmasına ilişkin kararın alınması ile bu kararın bütçe ve ödeme süreçlerinde uygulanması da farklı sorumluluk alanlarını gündeme getirebilir.
Elbette sorumluluk değerlendirmesi yapılırken her kişinin görevi, yetkisi, katkısı ve kusuru somut olayın koşulları içinde ele alınmalıdır. Kamu zararının varlığı kadar, bu zararın hangi hukuka aykırı işlemden kaynaklandığı ve sorumluluğun hangi hukuki ölçütlere göre belirlendiği de önem taşır.
Öte yandan kararda usule ilişkin değerlendirmeler de bulunmaktadır. Başvuruda bulunanların bir kısmının karar düzeltme süresini geçirdiği, bir kişinin ise başvuru yetkisine sahip olmadığı gerekçesiyle talepleri usul yönünden reddedilmiştir. Esasa ilişkin inceleme ise sorumluluğu bulunan diğer kişiler ve vefat eden bir meclis üyesinin mirasçıları bakımından yürütülmüştür. Bu ayrım, kamu mali sorumluluğunda yalnızca maddi olayların değil, usul kurallarının da belirleyici olduğunu göstermektedir.
Asıl çözüm, hukuka uygun yönetim kapasitesidir
Bu olaydan çıkarılacak sonuç, olağanüstü dönemlerde kamu çalışanlarına destek verilmemesi gerektiği değildir. Tam tersine, böylesi dönemlerde çalışanların artan yükünü gözeten, emeği takdir eden ve hizmetin sürdürülebilirliğini sağlayan bir kamu yönetimine ihtiyaç vardır.
Ancak kamu yöneticilerinin görevi, yalnızca doğru amacı belirlemekten ibaret değildir. O amaca hukuka uygun araçlarla ulaşmak da yöneticiliğin ayrılmaz parçasıdır. Kamu yararını gözeten bir karar, hukuki yetki ve usul bakımından da sağlam temellere dayanmalıdır.
Bu nedenle belediyelerin ve diğer kamu idarelerinin mali kararlar almadan önce ödeme yetkisinin dayanağını, bütçe imkânlarını, ilgili personel statüsünü ve uygulanabilecek özel düzenlemeleri dikkatle incelemesi gerekir. Hukuki görüş alınması, kararların gerekçelendirilmesi ve ödeme süreçlerinin denetlenebilir biçimde yürütülmesi, sonradan doğabilecek kamu zararlarının önlenmesinde hayati önem taşır.
Kamu yönetiminde başarı, yalnızca hizmet üretmekle değil, o hizmeti hukuka uygun biçimde üretmekle ölçülür. İyi niyetli bir kararın hukuki dayanağı eksikse, sonuçta hem kamu kaynağı zarar görebilir hem de kamu görevlileri sorumlulukla karşılaşabilir.
Pandemi döneminde yaşananlar, bu nedenle yalnızca geçmişte kalmış bir ödeme uyuşmazlığı olarak görülmemelidir. Bu olay, kamu yöneticilerine ve karar alma süreçlerinde görev üstlenen herkese önemli bir hatırlatmadır.
Kamu yönetiminde iyi niyet başlangıçtır; fakat tek başına yeterli değildir. İyi niyetin hukukla, kamu yararının yetkiyle, kararın da hesap verebilirlikle buluşması gerekir. Çünkü gerçek anlamda başarılı yönetim, yalnızca doğru olanı istemek değil, doğru olanı hukuka uygun biçimde gerçekleştirebilmektir.