Alo Adalet 135 Hattı’nın detayları HSK 1. Daire Başkanı sayın Turan KULOĞLU tarafından detaylı bir şekilde kaleme alındı. https://turankuloglu.blogspot.com/2026/09/alo-adalet-135-hattina-bir-de-boyle.html Bu yazı çerçevesinde Alo Adalet 135 Hattı’nı tartışırken sorulması gereken soruları ve cevaplarını açıklamaya çalışacağız.
Alo Adalet 135 Hattı’nı tartışırken şu soruyu doğru sormamız gerekiyor:
Yargı bağımsızlığı açısından asıl risk nedir?
Vatandaşın başvurusunu kayıtlı, şeffaf ve herkes için eşit işleyen kurumsal bir sisteme iletmesi mi?
Yoksa yıllardır sonuçlanmayan davası için tanıdıklar ve aracılar üzerinden hâkime, savcıya veya adliye yöneticilerine ulaşmaya çalışması mı?
Alo Adalet 135’in temel amacı hâkime nasıl karar vereceğini söylemek değildir.
Delilleri değerlendirmek değildir.
Bir davada kimin haklı olduğuna karar vermek hiç değildir.
Bunların tamamı yalnızca bağımsız ve tarafsız mahkemenin yetkisindedir.
Sistemin baktığı yer başka:
Karar değil, gecikmenin nedeni.
Çünkü bir dosya yalnızca hâkimin yaptığı veya yapmadığı işlemler nedeniyle uzamaz.
Tebligat yapılamayabilir.
Bilirkişi raporu aylarca gelmeyebilir.
Adli Tıp Kurumu süreci uzayabilir.
Kolluk işlemi tamamlanmayabilir.
Başka bir kurumdan beklenen bilgi ve belge gönderilmeyebilir.
Yakalama kararı infaz edilemeyebilir.
Talimat evrakı veya keşif süreci gecikebilir.
Bunların önemli bölümü hâkim veya savcının tek başına çözebileceği sorunlar değildir.
Öyleyse gecikmenin bütün sorumluluğunu hâkime veya savcıya yüklemek ne kadar adildir?
Alo Adalet 135 Hattı ile Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının işlevi tam da burada ortaya çıkıyor:
Gecikmenin hangi noktada oluştuğunu tespit etmek, ilgili kurumu belirlemek ve çözüm için kurumsal koordinasyon sağlamak.
Çünkü her gecikmenin kendine özgü bir düğümü vardır.
Mesele o düğümü doğru yerde bulmak ve doğru kurumlarla çözmektir.
Bu sistem aynı zamanda vatandaşın kişisel ilişki veya aracı aramasının önüne geçebilir.
Vatandaş kişiyi değil kurumu arar.
Başvurusu kayıt altına alınır.
Herkes aynı mekanizmadan yararlanır.
Hâkim ve savcılar da kişisel temaslardan, aracılık girişimlerinden ve bunların doğurabileceği haksız töhmetlerden korunur.
Bir başka önemli sonuç da şudur:
Gecikmenin gerçek nedenleri ortaya çıktıkça, hâkim ve savcıların sorumluluğunda olmayan gecikmeler ile onların yargısal faaliyetleri birbirinden ayrılabilecektir.
Böylece ağır iş yükü altında zamanında sonuçlandırılan binlerce dosya ve yargı mensuplarının emeği de daha görünür hâle gelecektir.
Çünkü ölçemediğimiz gecikmeyi yönetemeyiz.
Nedenini bilmediğimiz sorunu çözemeyiz.
Bu nedenle Alo Adalet 135’e yalnızca bir telefon veya şikâyet hattı olarak değil;
- kişisel ilişkiden kurumsal başvuruya,
- varsayımdan veriye,
- eleştiriden çözüme geçişi,
hedefleyen bir yönetim modeli olarak bakmak gerekir.
Ve belki de tartışmanın özünü şu şekilde ifade etmek gerekir:
Karara müdahale değil, gecikmenin nedenine müdahale.
Hâkimi yönlendirmek değil, hâkimin tek başına çözemediği engeli kaldırmak.
Yargı bağımsızlığını sınırlandırmak değil, onu kişisel ilişkilerin gölgesinden korumak.