Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Bir Baro Başkanının sözleri: Algı, olgunun önüne geçerse…

Baro başkanlık seçimleri hareketlendi. Bu hareketlenme adayların da hiç olmayacak beyanlarda bulunmasına yol açabiliyor.

Algının olgunun yerine geçtiği bir dönemden geçiyoruz. Üstelik bazen algıyı oluşturan kişinin kimliği, kullanılan ifadelerin etkisini katbekat artırıyor. Hele söz konusu kişi, hukuk devletinin ve yargı bağımsızlığının savunucusu olması gereken bir baro başkanıysa…

Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Avukat Gökhan Ağdemir’in hâkim ve savcı adaylarına ilişkin açıklamaları, tam da bu nedenle üzerinde durulması gereken bir mesele.

Baro başkanlığı seçimlerinin yapıldığı şu günlerde Ağdemir’in canlı yayında kullandığı şu ifadeler dikkat çekti: “Yaklaşık bizim 2 senelik çalışma dönemimizde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hâkim savcı yaptık. Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı.”

İlk duyduğumda kaydın gerçek olup olmadığını kontrol etme ihtiyacı hissettim. Çünkü bir baro başkanının, hâkim ve savcı adaylarının mesleğe kabulüyle ilgili süreci anlatırken “referans”, “bakanlıklarla görüşme” ve “ayrıcalık” kavramlarını aynı cümlede kullanması, sıradan bir açıklama olarak geçiştirilemez. Bir baro başkanı, farkında olmadan hangi kapıyı araladığını ve hangi şüpheye zemin hazırladığını düşünmek zorundadır.

Hâkim ve savcı olmak referans meselesi olamaz

Elbette bir baro, üyelerinin mesleki gelişimine katkıda bulunabilir. Genç hukukçulara yol gösterebilir, kariyer imkânları hakkında bilgi verebilir ve kamu kurumlarıyla mesleki sorunların çözümü için görüşmeler yapabilir. Bunların kendisinde etik dışı bir durum yoktur. Ancak konu hâkimlik ve savcılık olduğunda hassasiyetin ölçüsü değişir.

Hâkim ve savcılar yalnızca bir mesleğe kabul edilmez; aynı zamanda devlet adına karar verme, kişi hak ve özgürlüklerine müdahale edebilme ve adalet dağıtma yetkisi üstlenirler. Bu nedenle mesleğe kabul süreçlerinin liyakat, eşitlik ve objektiflik temelinde yürütülmesi kadar, bu ilkelere uygun yürütüldüğüne ilişkin güvenin korunması da hayati önem taşır.

Peki, bir baro başkanının “70 avukat arkadaşımızı hâkim savcı yaptık” demesi ne anlama geliyor? “Referans olduk, bakanlıklarla görüştük” ifadesi hangi girişimleri anlatıyor? “Bize ayrıcalık tanındı” denilirken hangi ayrıcalıktan söz ediliyor?

Bu soruların cevabı önemlidir. Çünkü bir adayın mesleğe kabulüyle ilgili genel bilgilendirme ve mesleki rehberlik başka, belirli adaylar lehine ayrıcalıklı bir süreç işletildiği izlenimini doğuran girişimler başkadır.

Açıklamadan hareketle söz konusu 70 kişinin liyakatsiz olduğunu, hukuka aykırı biçimde seçildiğini veya herhangi bir usulsüzlük yapıldığını ileri sürmek doğru olmaz. Bunun için somut bilgi ve kanıt gerekir. Ancak aynı şekilde, kullanılan ifadelerin doğurabileceği soru işaretlerini görmezden gelmek de mümkün değildir.

Asıl tehlike, ayrıcalığın varlığından önce normalleşmesidir

Yargıya duyulan güven, yalnızca hâkim ve savcıların gerçekten tarafsız olmasıyla sağlanmaz. Mesleğe kabul süreçlerinin de kişisel ilişkilerden ve nüfuz kullanımından bağımsız olduğuna inanılması gerekir.

Bir baro başkanının, bakanlıklarla görüşerek çok sayıda avukatın hâkim ve savcı olmasına katkı sunduğunu ve bu konuda kendilerine ayrıcalık tanındığını söylemesi, kamuoyunda şu soruyu doğurabilir: Hâkim ve savcı adaylarının önünü açan şey liyakatleri midir, yoksa sahip oldukları referanslar mı?

Bu sorunun ortaya çıkması bile üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Çünkü adalet sisteminde güveni aşındıran en önemli unsurlardan biri, kuralların herkes için aynı şekilde uygulanmadığı düşüncesidir.

Dahası, bu tür bir anlatımın bir başarı hikâyesi gibi sunulması, kişisel ilişkilerin kamu görevlerine erişimde doğal ve meşru bir araç olduğu algısını güçlendirebilir. Oysa hukuk devletinde esas olan, bir kişinin kiminle görüştüğü değil, hangi objektif ölçütleri karşıladığıdır.

Adaletin kapısı referansla açılıyormuş izlenimi doğarsa, o kapıdan liyakatiyle girenlerin başarısı bile gölgede kalır.

Baro başkanlığı, nüfuz gösterme makamı değildir

Baro başkanlığı, yalnızca avukatları temsil etme görevi değildir. Aynı zamanda hukuk devletini, adil yargılanma hakkını, yargı bağımsızlığını ve mesleğin itibarını savunma sorumluluğudur. Bu nedenle baro başkanlarının kullandıkları ifadeler, sıradan bir kişinin açıklamalarından daha geniş bir etki doğurabilir. Temsil ettikleri makam, sözlerine kurumsal bir ağırlık kazandırır.

Genç hukukçulara destek olmak elbette değerlidir. Ancak bu desteği, kaç kişinin hâkim veya savcı yapıldığı üzerinden anlatmak yerine, onların objektif ölçütlerle mesleğe kabul edilmesini sağlayan sistemin güçlendirilmesine katkı sunmak çok daha anlamlı değil midir?

Bir baro başkanının başarısı, kaç kişiye referans olduğu veya hangi kurumlarla ne ölçüde yakın ilişki kurduğu üzerinden değil; temsil ettiği mesleğin bağımsızlığına, saygınlığına ve liyakat kültürüne ne kattığı üzerinden değerlendirilmelidir. Çünkü baroların görevi ayrıcalıklı kapılar açmak değil, herkes için hukuka uygun ve eşit koşulların korunmasını savunmaktır.

Açıklığa kavuşturulması gereken sorular var

Bu nedenle Sayın Ağdemir’in açıklamalarını netleştirmesi, hem kendi kurumsal sorumluluğu hem de kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi bakımından önemlidir:

  • “Referans olduk” ifadesiyle tam olarak ne kastedilmiştir?

  • Bakanlıklarla yapılan görüşmeler, genel mesleki bilgilendirme ve rehberlikten mi ibarettir, yoksa belirli adaylar lehine girişimleri de içermekte midir?

  • “Bize ayrıcalık tanındı” ifadesi hangi somut uygulamayı anlatmaktadır?

  • Söz konusu süreçlerde adayların liyakat ve eşitliği bakımından herhangi bir farklı uygulama söz konusu olmuş mudur?

Bu soruları sormak, herhangi bir kişiyi peşinen suçlamak değildir. Aksine, yargının bağımsızlığına ilişkin hassasiyetin gereğidir.

Açıklamanın yanlış anlaşılmaya elverişli olduğu düşünülüyorsa bunun giderilmesi de mümkündür. Fakat mesele geçiştirilecek kadar önemsiz değildir. Zira yargının bağımsızlığı yalnızca siyasi müdahalelere karşı değil, mesleğe kabul süreçlerinin kişisel ilişkilerle şekillendiği izlenimine karşı da korunmalıdır.

Son olarak bir baro başkanının sözleri, yalnızca kendi itibarını ilgilendirmez. Temsil ettiği kurumun güvenilirliğini ve hukuk camiasının toplum nezdindeki itibarını da etkiler. Bu nedenle mesele, bir açıklamanın yanlış anlaşılması ihtimalinden ibaret değildir. Mesele, yargı bağımsızlığını savunması gereken bir makamın, yargı mensuplarının mesleğe kabulü konusunda ayrıcalık algısı doğurabilecek bir dil kullanmasıdır.

Hukuk devletinde hiç kimse, iyi niyetli olduğunu söyleyerek sözlerinin doğurduğu sonuçları bütünüyle göz ardı edemez. Özellikle de adalet sisteminin itibarını korumakla yükümlü bir makamı temsil ediyorsa…

Unutulmamalıdır: Hâkim ve savcıların bağımsızlığı, göreve başladıktan sonra verdikleri kararlarla sınırlı değildir; mesleğe hangi ölçütlerle kabul edildiklerine duyulan güvenle başlar. Adaletin itibarını korumak isteyenlerin, ayrıcalıkla övünmek yerine ayrıcalığa ihtiyaç duyulmayan bir sistemi savunmaları gerekir.