Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Kuralları sürekli çiğneyen, sorumluluğu başkalarına yükleyen teflon bürokrat: Sorunun kendisidir

Bir kurumda sürekli başkalarını suçlayan, kendi kararlarını sorgulatmayan ve kural dışılığı ısrarla dayatan teflon üst düzey bürokratlara dikkat edilmesi gerekiyor.

Bir kurumda sürekli başkalarını suçlayan, kendi kararlarını sorgulatmayan ve kural dışılığı ısrarla dayatan bir üst düzey bürokrat varsa sorun artık münferit hatalar değil, doğrudan yönetim anlayışıdır.

Kamu yönetiminde bazı yöneticiler vardır; her başarısızlığın sorumlusu başkaları, her yanlışın faili astlarıdır. Kendileri ise her zaman haklı, her kararları tartışılmaz ve her talimatının sorgusuz uygulanması gereken birer otorite olduklarını düşünürler. Kurallar kendi işlerine geldiğinde hatırlanır, önlerine engel çıkardığında ise aşılması gereken ayrıntılara dönüşür.

Böyle bir yönetim anlayışında hukuk, kurumsal düzeni sağlayan ortak bir ölçü olmaktan çıkar; yöneticinin tercihlerini meşrulaştırmak için kullandığı bir araca dönüşür. Liyakat yerini itaate, istişare yerini talimata, hesap verebilirlik ise başkalarını suçlama alışkanlığına bırakır.

Oysa üst düzey bürokratın görevi, kişisel iradesini kurumsal iradenin yerine koymak değildir. Yetkisini kuralların sınırları içinde kullanmak, aldığı kararların sorumluluğunu üstlenmek ve kamu hizmetinin sağlıklı işlemesini sağlamaktır. Makam yükseldikçe sorumluluk azalmaz; aksine artar.

Sürekli suçlayan yönetici, hesap vermekten kaçan yöneticidir

Bir yöneticinin zaman zaman hata yapması mümkündür. Yanlış karar vermesi, eksik bilgiyle hareket etmesi veya bir uygulamada başarısız olması da tek başına onu kötü yönetici yapmaz. Önemli olan, hatayı kabul edebilmesi, nedenlerini ortaya koyması ve aynı yanlışın tekrarlanmasını önlemesidir. Ancak her sorunda başkalarını suçlayan, kendi payını hiçbir zaman sorgulamayan ve eleştiriyi kendisine yöneltilmiş bir tehdit olarak gören yönetici için durum farklıdır. Burada artık bir hatadan değil, sorumluluktan sistematik biçimde kaçma kültüründen söz edilir.

Böyle bir yönetici, sorunları çözmek yerine suçlu arar. Yanlışları düzeltmek yerine mazeret üretir. Kurumun kapasitesini geliştirmek yerine enerjisini kendisini korumaya harcar. Zamanla çalışanlar, doğru olanı yapmaktan çok yöneticinin tepkisinden kaçınmayı düşünmeye başlar.

Sonuçta kurumda hesap verebilirlik ortadan kalkar; sorumluluk aşağıya doğru aktarılırken yetki yukarıda toplanır.

Kural dışılığın dayatıldığı yerde kurumsal çürüme başlar

Daha tehlikeli olan ise yöneticinin yalnızca başkalarını suçlaması değil, hukuka veya kurumsal kurallara aykırı olduğunu düşündüğü uygulamalarda ısrar etmesi ve astlarından bunları yerine getirmelerini beklemesidir.

Kamu yönetiminde hiyerarşi vardır; ancak hiyerarşi, hukukun üzerinde değildir. Amirlik yetkisi, mevzuatın çizdiği sınırları ortadan kaldırmaz. Bir talimatın üst makamdan gelmesi, onu kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.

Üstelik kural dışılığı dayatan yönetici, yalnızca kendi sorumluluğunu artırmakla kalmaz; çalışanları da mesleki ve hukuki risklerle karşı karşıya bırakabilir. Astlarından hukuka aykırı olduğunu düşündükleri işlemleri gerçekleştirmelerini beklemek, kamu görevlileri üzerinde ağır bir baskı oluşturur. Böyle bir ortamda çalışanlar, mesleki doğruları ile yöneticinin beklentileri arasında tercih yapmak zorunda kalabilir.

İşte bu noktada mesele, bir yöneticinin kişisel üslubunu aşar ve kamu yönetiminin temel ilkelerine dokunur.

Devlet yönetiminde itaat, hukuka bağlılığın yerine geçemez. Makamın gücü, yanlış bir talimatı doğruya dönüştüremez.

En büyük zarar, kurumun suskunlaştırılmasıdır

Bu tür yöneticilerin yol açtığı zarar her zaman ilk anda görünmez. Bazen asıl tahribat, kurumun karar alma kültüründe meydana gelir.

Yanlışları dile getirenler sorun çıkaran kişiler olarak görülür. Eleştiri yapanlar dışlanır, farklı görüş bildirenler etkisizleştirilir, kurallara bağlı kalmak isteyenler ise işi yavaşlatmakla suçlanır. Buna karşılık yöneticinin beklentilerine koşulsuz uyum sağlayanlar ödüllendirilir.

Böylece kurum, gerçeğin rahatlıkla söylenebildiği bir çalışma ortamı olmaktan çıkar. Bilgi yukarıya eksik ulaşır, hatalar zamanında fark edilmez ve yanlış kararlar sorgulanmadan uygulanır. Yönetici çevresinde giderek daha fazla onay, daha az gerçek bulur.

Oysa güçlü kurumlar, yöneticilerinin hiç hata yapmadığı kurumlar değildir. Hataların gizlenmediği, yanlış kararların düzeltilebildiği ve hiç kimsenin makamı nedeniyle denetim dışında tutulmadığı kurumlardır.

Bir kurumda herkes yöneticinin haklı olduğunu söylemek zorundaysa, orada yönetimden çok korku düzeni kurulmuş demektir.

Bürokratın gerçek gücü, kuralları aşmasında değil, kurallara bağlı kalmasındadır

Üst düzey bürokratlık, yalnızca bir makamı işgal etmek veya emir verme yetkisine sahip olmak değildir. Bu görev; kamu kaynaklarını korumayı, hukuka bağlı kalmayı, liyakati gözetmeyi ve kararlarının hesabını verebilmeyi gerektirir.

Elbette her anlaşmazlık kötü niyetin, her yanlış karar da bilinçli bir kural ihlalinin kanıtı değildir. Ancak sürekli tekrarlanan suçlama, sorumluluktan kaçma, eleştiriyi bastırma ve kural dışı uygulamaları dayatma davranışları birlikte görülüyorsa bu tablo ciddiyetle ele alınmalıdır. Böyle bir durumda kişilik tartışmalarından çok, somut kararlar, işlemler, yetki kullanımı ve kurumsal sonuçlar incelenmelidir. Çünkü mesele bir bürokratın sevilip sevilmemesi değildir. Mesele, kamu gücünün hangi ölçülerle kullanıldığı ve kurumun bu yönetim anlayışı altında ne hâle geldiğidir.

Devlet kurumları kişilerin şahsi mülkü, kamu görevlileri de bir yöneticinin kişisel iradesini yerine getirmekle yükümlü araçlar değildir. Bürokratlar gelip geçer; kurumlar ise kalır. Bu nedenle hiçbir yöneticinin kişisel hırsı, hukuka aykırı talimatı veya sorumluluktan kaçma alışkanlığı kurumun geleceğinden daha önemli görülemez.

Sürekli başkalarını suçlayan yönetici güveni tüketir. Kural dışılığa zorlayan yönetici hukuku aşındırır. Eleştiriyi susturan yönetici ise kurumun kendini düzeltme yeteneğini yok eder.

Bu üç davranış aynı kişide birleştiğinde, o bürokrat artık yalnızca yönetim sorunu yaşayan biri değildir; kurumun işleyişi, çalışanların güvenliği ve kamu hizmetinin niteliği bakımından ciddi bir risk kaynağıdır. Çünkü iyi bürokrat, kendisine koşulsuz itaat edilmesini isteyen değil, kendi yetkisinin de hukukla sınırlı olduğunu bilen bürokrattır. Makamını büyüklük göstergesine dönüştüren değil, makamının sorumluluğunu taşıyan kişidir.

Unutulmamalıdır ki Devlette asıl tehlike, hata yapan yöneticiden çok, hata yapabileceğini kabul etmeyen; kuralları ihlal eden yöneticiden çok, ihlali hak olarak gören yöneticidir. Üstüne bir de kendini vatanperver görüp önüne gelen herkese hain diyorsa işte o bürokratı hemen masaya yatırmak gerekiyor. Çünkü o adam artık ciddi bir güvenlik sorunu haline gelmiş demektir.