Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Sendika üyesi memurlar ve işçiler kendilerine patron değil başkan seçiyor

Uzun süredir memur ve işçi sendikalarının seçilmiş başkanlarının adeta memur ve işçilerin patronu gibi bir konuma gelmiş durumdalar. Halbuki üyeler kendisine patron değil başkan yada hizmetkar seçiyorlar. Ancak fiili durum hiçte böyle değil.

Sendika Aidatları Kimin İçin Harcanıyor?

Her ay maaşından sendika aidatı kesilen işçi ve memur, kendi parasının nereye harcandığını biliyor mu?

Ay sonunu getirmekte zorlanan, kirasını, faturasını ve mutfak masrafını düşünerek yaşayan milyonlarca çalışanın maaşından düzenli olarak aidat kesiliyor.

Peki bu paralar nasıl kullanılıyor?

Sendika yöneticilerine ne kadar ücret ödeniyor?

Makam ve hizmet araçlarının maliyeti ne?

Temsil, ağırlama ve diğer yönetim giderlerine ne kadar harcanıyor?

En önemlisi ise: Bu harcamaların hesabını aidatı ödeyen çalışan gerçekten sorabiliyor mu?

Son dönemde sendika başkanlarının ve yöneticilerinin ücretleri ile kullandıkları lüks araçlar üzerinden yapılan tartışmaların asıl önemi burada. Mesele yalnızca bir yöneticinin maaşı ya da kullandığı araç değil. Mesele, çalışanların alın terinden kesilen paranın ne kadarının yine çalışanların hakları için, ne kadarının yönetim giderleri için kullanıldığıdır.

Elbette bir sendikanın profesyonel biçimde yönetilmesi için yönetici ücretleri, araçlar ve çeşitli faaliyet giderleri olabilir. Bunların varlığı tek başına sorun değildir.

Sorun; ölçüsüzlük varsa bunun sorgulanamaması, harcamalar şeffaf değilse bunun görülememesi ve üyelerin kendi paraları üzerinde yeterli denetim kuramamasıdır. Çünkü sendika aidatı, yöneticilerin kişisel konforunu finanse etmek için değil, çalışanların ortak mücadelesini güçlendirmek için ödenir.

Çalışan kendi parasının hesabını sorabiliyor mu?

Bir işçi veya memur her ay aidat ödüyor. Buna karşılık sendikasının yıllık gelirini, aidatların ne kadar olduğunu, yönetici ücretlerini, huzur haklarını, araç giderlerini, temsil ve ağırlama harcamalarını kolayca görebiliyor mu?

Daha önemlisi, gördüğü rakamların makul olup olmadığını sorgulayabileceği etkili bir mekanizma var mı?

Sadece genel kurul dönemlerinde sunulan, üyelerin çoğunun ayrıntısına ulaşamadığı mali tablolar yeterli değildir. Üye, sendikasının mali durumunu yıl boyunca anlayabileceği sadelikte ve açıklıkta takip edebilmelidir.

Örneğin şu soruların cevabı herkes tarafından görülebilmelidir:

Sendika ne kadar aidat topluyor?

Bunun ne kadarı yönetim giderlerine gidiyor?

Başkan ve yöneticilere toplam ne kadar ödeme yapılıyor?

Araçların yıllık maliyeti ne?

Temsil ve ağırlama giderleri ne kadar?

Sendikanın sahip olduğu taşınmazlar ve diğer varlıklar neler?

Bunlar gizli bilgiler değil, aidatı ödeyen üyelerin bilmesi gereken temel mali bilgilerdir.

Asıl mesele birkaç lüks araçtan daha büyük

Tartışmayı yalnızca “Sendika başkanının aracı lüks mü?” sorusuna indirgemek kolaydır. Ancak asıl mesele bundan daha büyüktür.

Sendikaların mali yapısı ne kadar şeffaf, yönetimleri ne kadar hesap verebilir ve üyeleri ne kadar söz sahibidir? Çünkü sendikacılığın temelinde dayanışma vardır. Çalışanlar kendi gelirlerinden fedakârlık ederek ortak bir mücadeleyi finanse eder. Bu ortak kaynağı yönetenlerin de aynı ölçüde sorumluluk taşıması gerekir.

Üyelerden sürekli fedakârlık beklenirken yönetim harcamalarında ölçülülük aranması son derece doğaldır.

Sendika yöneticisi, temsil ettiği çalışandan ayrıcalıklı bir sınıf değildir. Üyelerin emanet ettiği kaynağı yöneten kişidir.

Bu nedenle yöneticilerin ücretleri ve sosyal imkanları, temsil ettikleri çalışanların ekonomik koşullarından tamamen kopuk hale geldiğinde bunun sorgulanması kaçınılmazdır.

Artık yalnızca eleştirmek değil, sistemi değiştirmek gerekiyor

Bu konuyu daha önce de gündeme getirdik. Bir miktar farkındalık oluştu ancak bunun ötesine geçilemedi.

Oysa artık kişileri ve tek tek araçları tartışmak yerine, bütün sendikalar için geçerli olacak bir mali şeffaflık standardını konuşmalıyız.

Her sendika, yıllık olarak en azından;

  • Toplam gelirini ve aidat gelirlerini,

  • Başkan ve yöneticilere yapılan tüm ödemeleri,

  • Huzur hakkı ve benzeri ödemeleri,

  • Makam ve hizmet araçlarının sayısını ve yıllık maliyetini,

  • Temsil, ağırlama ve seyahat giderlerini,

  • Personel ve yönetim giderlerinin bütçedeki payını,

  • Sahip olduğu taşınmazları ve bunlardan elde edilen gelirleri

üyelerinin kolayca ulaşabileceği şekilde yayımlamalıdır.

Belirli tutarın üzerindeki harcamalar bağımsız denetime tabi tutulmalı; üyelerin bilgi isteme, mali raporları inceleme ve gerektiğinde denetim talep etme hakları güçlendirilmelidir.

Böylece tartışma kişiselleşmekten çıkar, kurallı ve ölçülebilir bir denetim sistemine dönüşür.

Şeffaflık sendikaları zayıflatmaz, güçlendirir

Bu tartışma bütün sendika yöneticilerini suçlamak veya sendikaların toplumsal rolünü küçümsemek için yapılmamalıdır.

Tam tersine, sendikaların itibarını ve çalışanlar nezdindeki güvenilirliğini korumak için yapılmalıdır.

Kaynaklarını doğru kullanan, üyelerine hesap veren ve mali yapısını açıkça ortaya koyan sendikaların şeffaflıktan çekinmesi için hiçbir neden yoktur.

Hatta bunun tam tersi doğrudur: Şeffaflık, temiz çalışan sendikaların en güçlü güvencesidir.

Çalışan, aidatının nereye gittiğini bildiğinde sendikasına daha fazla güvenir. Ne kadar ödediğini, bu paranın nerede kullanıldığını ve karşılığında ne üretildiğini gördüğünde sendika üyeliğinin anlamı da güçlenir.

Çalışanın aidatı, çalışanın hakkıdır

Sonuçta mesele bir makam aracı, bir maaş ya da birkaç yöneticinin yaşam standardından ibaret değildir.

Mesele, çalışanın kendi parası üzerindeki söz hakkıdır.

İşçinin ve memurun maaşından kesilen aidat, herhangi bir yöneticinin kişisel konforunu artırmak için verilmiş para değildir. O para, çalışanların ortak mücadelesinin kaynağıdır.

Öyleyse soruyu artık daha açık sormanın zamanı geldi:

Çalışandan aidat kesiliyor. Peki çalışan bu aidatın hesabını sorabiliyor mu?

Sendika başkanları ve yöneticileri ne kadar kazanıyor? Hangi imkanlardan yararlanıyor? Bu harcamaların ne kadarı üyelerin bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşiyor?

En önemlisi ise: Üyeler, kendi paralarıyla ilgili kararların gerçekten neresinde?

Çalışandan hesap soran herkes, önce kendi üyelerine hesap verebilmelidir. Çünkü güçlü sendika yalnızca işverene veya kamu otoritesine karşı hak arayan sendika değildir.

Güçlü sendika, kendi üyesine karşı da şeffaf olan, hesabını veren ve emanet edilen her kuruşun arkasında durabilen sendikadır.

Çalışanın alın terinden kesilen aidatın hesabı verilemiyorsa, tartışılması gereken yalnızca harcamanın miktarı değil; sendikacılığın kendisine duyulan güvendir.