Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Canlı yayında başörtüsü çıkarma protestosunun düşündürdükleri

İlahiyatçı olduğunu iddia eden bir bayanın canlı yayında başörtüsünü çıkararak bunu bir protesto eylemine dönüştürmesi hakkında birkaç şey yazma zarureti hasıl olmuştur.

BAŞÖRTÜSÜ KİME TEPKİ?

Bir insan başörtüsünü çıkarabilir.

Bu onun kişisel tercihidir.

Başörtüsünü takabilir, çıkarabilir; bu konuda düşüncesini değiştirebilir. Kimsenin bir başka insanın vicdanına zorla hükmetme hakkı yoktur.

Fakat mesele, bir ilahiyatçının canlı yayında başörtüsünü çıkararak bunu bir protesto eylemine dönüştürmesi olduğunda, konu kişisel tercihin sınırlarını aşar. Çünkü burada artık yalnızca bir kıyafet çıkarılmıyor.

Bir dini sembol, bir protestonun aracı haline getiriliyor.

Emine Yücel, başörtüsünü sokak hayvanlarına ilişkin yasaya tepki olarak çıkardığını açıkladı. Daha sonra da çok daha önemli bir cümle kurdu: “Başörtüsünün Allah’ın emri olduğuna inansam çıkarmazdım.”

İşte tartışılması gereken asıl cümle budur.

Peki başörtüsü kime ait?

Eğer başörtüsü Allah'ın emri değilse, elbette kişinin onu takıp takmaması üzerinden bir dinî zorunluluk tartışması yapılabilir.

Fakat başörtüsünün Allah'ın emri olduğuna inanılıyorsa, o zaman şu soru ortaya çıkar: Bir insan Allah'ın emri olduğunu düşündüğü bir ibadeti, başka bir konuda duyduğu öfkeyi göstermek için nasıl terk edebilir? Çünkü Allah'ın emri, insanların davranışlarından bağımsızdır.

Bir hükümet yanlış yapabilir.

Bir belediye yanlış yapabilir.

Bir yasa yanlış olabilir.

Bir siyasetçi haksızlık yapabilir.

Bir kurum adaletsiz davranabilir.

Hatta bir din görevlisi bile yanlış yapabilir.

Ama bunların hiçbirisi Allah'ın emrini değiştirmez.

Devlete kızıp namazı bırakmak ne kadar anlamlıysa, bir yasaya kızıp Allah'a nispet edilen bir emri protesto aracı yapmak da aynı ölçüde tartışmalıdır.

NEDEN BAŞÖRTÜSÜ?

Asıl sorulması gereken soru belki de budur: Sokak hayvanlarıyla ilgili bir yasaya tepkiniz varsa neden başörtünüzü çıkarıyorsunuz?

Neden başka bir sembol değil?

Neden yürüyüş değil?

Neden basın açıklaması değil?

Neden imza kampanyası değil?

Neden hukuki mücadele değil?

Neden sosyal medya kampanyası değil?

Neden başörtüsü?

Çünkü başörtüsü bu ülkede yalnızca bir kumaş parçası değildir.

Milyonlarca kadın için inançtır.

İbadettir.

Mahremiyettir.

Kimliktir.

Vicdandır.

Ve her şeyden önce Allah'a karşı yerine getirilen bir sorumluluktur.

Dolayısıyla bir dinî sembolü protesto aracına dönüştürmek, ister istemez “Ben bu sembolü taşıyan insanlara ve bu sembole yüklenen anlama ne mesaj veriyorum?” sorusunu beraberinde getirir.

KUR'AN'DA MESELE NASIL ORTAYA KONULUYOR?

Kur'an'da Nûr sûresinin 31. âyetinde mümin kadınlara, ziynetlerini teşhir etmemeleri ve “başörtülerini yakalarının üzerine bağlamaları” emredilir. Diyanet'in Kur'an Yolu tefsiri de bu ifadeyi kadınların baş, boyun ve göğüs bölgelerini uygun biçimde örtmeleri şeklinde açıklamaktadır.

Ahzâb sûresinin 59. âyetinde ise Peygamber'e, eşlerine, kızlarına ve mümin kadınlara dış giysilerini üzerlerine almalarının söylenmesi emredilir. Diyanet tefsiri, bu âyetin örtünme konusundaki daha önceki düzenlemelerle bağlantılı olduğunu belirtmektedir.

Üstelik mesele yalnızca sonraki dönem yorumlarından ibaret değildir.

Hz. Âişe'den nakledilen ve Sahihi Buhârî'de yer alan rivayette, Nûr sûresinin 31. âyeti indirildiğinde ilk muhacir kadınların bu emri yerine getirmek üzere örtülerini düzenledikleri aktarılır.

Elbette Kur'an'daki “hımâr” ve “tesettür” kavramlarının ayrıntılarında tarih boyunca farklı fıkhî yorumlar yapılmıştır. Ancak örtünme konusunda Kur'an'da hiçbir dayanak bulunmadığını söylemek, metnin kendisiyle ve klasik İslami yorum geleneğiyle bağdaşan bir yaklaşım değildir.

Dolayısıyla bir ilahiyatçının “Ben başörtüsünün Allah'ın emri olduğuna inanmıyorum” demesi anlaşılabilir bir durum değildir ama o zaman tartışmanın yeri canlı yayında protesto eylemi değil, Kur'an'ın ilgili âyetlerinin nasıl anlaşılması gerektiği üzerine ilmî bir tartışma olmalıdır. Kaldı ki hanımefendinin öyle ciddi bir ilmi seviyesinin olduğu da anlaşılmıyor.

ALLAH'IN EMRİ SİYASİ PROTESTO MALZEMESİ OLAMAZ

Burada daha temel bir mesele var.

Dinin emirleri insanların siyasi tercihleriyle birlikte hareket etmez.

Bugün sevdiğiniz bir siyasi parti iktidardadır diye namaz farz değildir.

Yarın başka bir parti iktidara geldi diye namaz farz olmaktan çıkmaz.

Bir devlet başkanı iyi davrandığında oruç tutulmaz.

Kötü davrandığında oruç bırakılmaz.

Çünkü ibadetlerin muhatabı siyaset değil, Allah'tır.

Aynı mantık başörtüsü açısından da düşünülmelidir.

Eğer başörtüsü Allah'ın emriyse;

iktidarın yanlışıyla gelmez, iktidarın doğrusu ile gitmez.

Bir yasaya kızınca çıkarılmaz.

Bir siyasetçiye tepki gösterirken takılmaz.

Bir partiye destek verirken kullanılmaz.

Bir partiye karşı protesto edilirken çıkarılmaz.

Çünkü o zaman başörtüsü Allah'ın emri olmaktan çıkarılıp siyasi mesaj levhasına dönüştürülmüş olur.

FARKLI DÜŞÜNMEK BAŞKA, DİNİ SEMBOLÜ ARAÇSALLAŞTIRMAK BAŞKA

Emine Yücel'in başörtüsü konusundaki düşüncesi farklı olabilir.

Bu düşünce ilmî olarak eleştirilebilir.

Fakat kişisel tercihine saldırmak doğru değildir.

Asıl eleştirilmesi gereken nokta şudur: Bir toplumsal meseleye tepki gösterirken neden doğrudan dini bir yükümlülük üzerinden mesaj veriliyor?

Sokak hayvanlarının korunmasını savunmak için başörtüsünü çıkarmak, başörtüsü ile hayvan hakları arasında doğrudan bir ilişki kurmuyor.

Tam tersine, kamuoyunun dikkatini asıl meseleden başka bir yere çekiyor.

Artık insanlar sokak hayvanlarını değil, başörtüsünü konuşuyor.

Yasanın kendisini değil, Emine Yücel'in başörtüsünü konuşuyor.

Hayvanların durumunu değil, “başörtüsü Allah'ın emri mi değil mi?” tartışmasını konuşuyor.

Yani protesto edilen konu geri plana itiliyor.

Protestonun kendisi gündemin merkezine yerleşiyor.

Bu da eylemin yöntemini tartışmayı zorunlu hale getiriyor.

DİN, SİYASETİN REHİNİ OLMAMALI

Belki de en büyük tehlike burada.

Dindar insanlar da siyaset yapabilir.

Muhalif olabilir.

İktidarı eleştirebilir.

Yasa protesto edebilir.

Hayvan haklarını savunabilir.

Çevre mücadelesi verebilir.

Kadın haklarını savunabilir.

Bütün bunlar mümkündür.

Ama dinî değerleri siyasi mücadelede kullanırken çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü dini bir sembol siyasetin günlük tartışmalarına ne kadar fazla bağlarsanız, onu o kadar fazla siyasi polemiğin nesnesi haline getirirsiniz.

Bugün bir yasa için başörtüsü çıkarılır.

Yarın başka bir yasa için başka bir ibadet terk edilir.

Sonunda dinî semboller, Allah'a bağlılığın değil, siyasi memnuniyetin veya siyasi öfkenin göstergelerine dönüşür.

Bunun sonu nereye varır?

BAŞÖRTÜSÜ BİR MESAJ LEVHASI DEĞİLDİR

Başörtüsünün Allah'ın emri olduğuna inanan bir kadın için başörtüsü bir protesto pankartı değildir.

O kadın başörtüsünü;

İktidarı desteklemek için takmaz.

Muhalefeti protesto etmek için çıkarmaz.

Bir yasayı protesto etmek için takıp çıkarmaz.

Bir siyasetçiye kızdığı için terk etmez.

Çünkü başörtüsü siyasetçiye değil, Allah'a karşı sorumluluğun bir parçası olarak görülür.

Bu nedenle başörtüsünü siyasi tepkinin aracı yapmak, aslında başörtüsüne yapılacak en büyük kötülüktür.

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir: Başörtüsünü çıkarmak kişinin hakkıdır.

Fakat başörtüsünü “Allah'ın emri olduğuna inanmadığım için çıkarıyorum” demek, dinî bir iddiadır.

Bu iddianın muhatabı artık siyaset değil, Kur'an'dır.

Dolayısıyla tartışılması gereken de budur.

Son olarak

Bir yasayı beğenmeyebilirsiniz.

Bir iktidarı eleştirebilirsiniz.

Bir uygulamayı yanlış bulabilirsiniz.

Sokak hayvanlarının öldürülmesine karşı çıkabilirsiniz.

Hatta bunun için son derece sert ve etkili bir mücadele de verebilirsiniz.

Ama eğer elinizdeki sembol Allah'ın emri olduğuna inandığınız bir ibadetse, onu başka bir meseleye tepki göstermek için araç haline getirmeden önce bir kez daha düşünmek gerekir. Çünkü Allah'ın emirleri insanların siyasi tercihlerine göre değişmez.

Siyaset değişir, hükümetler değişir, yasalar değişir, iktidarlar değişir.

Ama Allah'ın hükmü, bunların hiçbirine göre şekillenmez.

Bu nedenle asıl soru Emine Yücel'in başörtüsünü neden çıkardığı değildir.

Asıl soru şudur: Bir insan Allah'ın emri olduğuna inandığı bir şeyi, Allah'ın emri olduğu için mi yapar; yoksa kendi siyasi ve toplumsal tercihlerine göre mi takıp çıkarır?

Eğer ikincisi ise ortada artık yalnızca bir başörtüsü meselesi yoktur.

İbadetin anlamı ile protestonun anlamı birbirine karıştırılmış demektir.

Başörtüsü ne bir iktidarın bayrağıdır ne de bir muhalefetin protesto pankartı.

Bugün başörtüsünü böyle bir eyleme alet edenin yarın nasıl bir eylem yapacağını kestiremeyiz.