Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Kamuda kadroyu kişiye göre ayarlamanın devlete maliyeti

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün bürokrasi hicvi, kamuya personel alımı ve liyakat tartışmaları için hâlâ rahatsız edici bir ayna ama hala bizleri uyarmaya namzet olarak raflarda okunmayı bekliyor. Anlayacağınız zaman ilerledikçe değerinde hiçbir azalma olmamış.

Romanları, hikayeleri, siyasetnameleri farklı bir bakış açısıyla okuduğunuzda günümüzle bire bir uyduğunu görebilirsiniz. Nihayetinde hayat ve hayat kalıpları ne kadar değişirse değişsin insan unsuru pek değişmemektedir. Insanın arzuları, hırsları, sevinçleri ve üzüntüleri üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bu yazımızda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yıllar önce kaleme aldığı Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı kitabını incelemeye çalışacağız.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde geçen olayların hatırlattıkları

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün bürokrasi hicvi, kamuya personel alımı ve liyakat tartışmaları için hâlâ rahatsız edici bir ayna ama hala bizleri uyarmaya namzet olarak raflarda okunmayı bekliyor. Anlayacağınız zaman ilerledikçe değerinde hiçbir azalma olmamış.

Bir genç düşünün: Yıllarını sınava hazırlanarak geçiriyor, bir puan fazla alabilmek için gecesini gündüzüne katıyor. Sonra bir bakıyor ki bazı makamların anahtarı bilgi, emek ve başarıdan değil, tanışıklık ve yakınlıktan geçiyor. Kamu istihdamında en ağır tahribat yalnızca hakkı yenen adayın kaybı değildir; Toplumdaki “çalışırsam başarırım” inancının aşınmasıdır. Özellikle gençlerin çalışsam da bu iş olmaz algısına kapılması çok sıkıntılıdır. Bazen olumsuz algılar olguların yerine geçebilmektedir. Daha açık ifade ile küçük bir istisna dahi çok büyük bir algı olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, elbette bu sorunu doğrudan anlatan bir personel mevzuatı kitabı değildir. Roman, gösterişe dönüşen kurumları, işin özünü unutan bürokrasiyi ve bir makamın nasıl kendi varlığını haklı gösterebildiğini ince bir hicivle anlatmaktadır. Tam da bu yüzden, bugün kamu kadrolarına nasıl girildiği ve kimlerin yükseldiği tartışılırken bize hâlâ söz söylemektedir.

Daha önce bu köşede gündeme getirdiğim konulara bakıldığında hangi sorunlar olduğu görülecektir. Yazılarımda hem sorunları hem de çözüm önerilerini gündeme getirdiğim görülecektir.

Romanın ironisi: Referans varsa, liyakate ne gerek var algısı

Tanpınar’ın romanında bir kuruma alınacak kişilerin önemli bölümünün akraba ve yakınlardan, kalanların ise güvenilir kişilerin tavsiye ettiği isimlerden seçilmesi düşüncesi alaycı bir dille sunulmaktadır. Elbette ne geçmişte ne de günümüzde böyle kurumlar ve olaylar yoktur. Burada yazarın eleştirdiği şey; Kamu kurumunu kamu yararı için değil, çevresindekilere yer açmak için örgütleyen zihniyettir.

Böyle bir anlayışta önce kadro değil kişi bulunur. Ardından kişiye uygun unvan, makam ve gerekçe aranır. Kurumun neye ihtiyacı olduğu ikinci plana düşer; kimin tanındığı ve kime yakın durulduğu belirleyici hâle gelir. Saatlerin ayarlanması bahanesiyle kurulan yapının asıl ironisi de buradadır: İşin sonucundan çok kurumun ve kadroların varlığı önem kazanır. Halbuki “Devletin kapısında akrabalara ayrı, vatandaşa ayrı bir giriş olmamalıdır.” Daha açık ifade ile adama göre işten ziyade işe göre adam kuralı işletilmelidir. Bunun yolu da alınacak adamların önceden tarif edildiği sözde sınavlardan ziyade objektif sınavlardan geçmektedir.

Kadroyu kişiye göre ayarlamanın devlete maliyeti

Mesele yalnızca bir kişinin hak etmediği makama gelmesi değildir. Liyakatin geri çekildiği yerde iyi yetişmiş personel ve personel adayı küser, kurum içindeki adalet duygusu zayıflar, yanlış kararların maliyeti büyür. Yöneticinin sözünü sorgulamayan fakat işin gereğini yerine getiremeyen kadrolar, kısa vadede rahatlık; uzun vadede kurumsal zaaf üretir. Kaldı ki bırakın liyakati ilaveten dirayette olmalıdır ki amaca ulaşmak kolaylaşsın.

İstisnalar kurala dönüşebilir

Sorun sadece işe ilk girişte de ortaya çıkmaz. Sınavların geciktirilmesi, boş kadroların uzun süre vekâletle yürütülmesi, objektif ölçütleri belirsiz mülakatlar veya istisnai istihdam yollarının olağanlaştırılması aynı soruyu doğurur: Kurum en ehil kişiyi mi arıyor, yoksa belirli kişiye uygun bir yol mu buluyor? Elbette her vekâlet görevlendirmesi veya istisnai atama hukuka aykırı değildir. Belirleyici olan, istisnanın amacı dışında sürekli bir ayrıcalık aracına dönüşüp dönüşmediğidir.

Uygulama her şeyin aynasıdır

Anayasa’nın 70’inci maddesi kamu hizmetine girme hakkını güvence altına alır; görevin gerektirdiği niteliklerden başka bir ayrım gözetilemeyeceğini söyler. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 3’üncü maddesi de kariyer ve liyakati temel ilkeler arasında sayar. Yani sorun, ilkenin hiç yazılmamış olması değil, yazılı ilkenin uygulamada ne kadar korunduğudur. Liyakat yalnızca çoktan seçmeli sınavdan yüksek puan almak da değildir. Görevin gerektirdiği eğitim, deneyim, yetkinlik, dürüstlük ve performansın objektif biçimde değerlendirilmesidir. Ama hangi yöntem seçilirse seçilsin, önceden ilan edilmiş ölçütler, gerekçeli kararlar, denetlenebilir sonuçlar ve çıkar çatışmasını önleyen güvenceler bulunmalıdır.

Saatleri değil, kamu vicdanını doğru ayarlamak şarttır

Aslında çözüm karmaşık değildir ve oldukça basittir. Kadrolar gerçek ihtiyaç üzerinden planlanmalı; atama ve yükselmelerde ölçütler baştan açıklanmalı; mülakatlar nesnel kayıtlarla denetlenebilir olmalı; vekâlet ve istisna uygulamalarının gerekçeleri sorgulanmalı; akrabalık veya yakınlık kaynaklı çıkar çatışmaları şeffaf biçimde yönetilmelidir. Kamu yöneticisi, “Kimi yerleştirebilirim?” sorusuyla değil, “Bu işi en iyi kim yapar?” sorusuyla işe başlamalıdır. Bunun için de şeffaflık olmazsa olmaz şarttır.

Tanpınar’ın romanında saatler ayarlanıyordu. Bugün kamu yönetiminde ayarlanması gereken şey kişiler için kadro değil, herkes için eşit işleyecek adalet terazisidir. Çünkü liyakatsiz bir atamanın bedelini yalnızca göreve alınmayan kişi değil, o kurumdan hizmet bekleyen bütün toplum öder.

Devlet, tanıdıklarla değil; işi bilen, hakkı gözeten ve hesap veren kadrolarla güçlenir. Bu sorun görülmeden sağlıklı çözüm üretilebilmesi oldukça zordur. Nereden başlanmalı diye sorulursa ilk yanlış iliklenen düğmeden diye kestirip attırırım. Ben kısa açıkladım sizler uzun anlayın.