Kamu yönetiminde öyle uygulamalarla karşılaşıyoruz ki insan ister istemez soruyor: Kamu kurumları vatandaşlara hizmet etmek için mi, yoksa bazı kişilere makam ve unvan sağlamak için mi var?
Kocaeli Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSU) Genel Müdürlüğüne ilişkin olarak Sayıştay tarafından hazırlanan 2025 yılı denetim raporunda bir denetim bulgusu, kamu yönetimimizin üzerinde ciddi biçimde düşünmesi gereken bir sorunu gözler önüne seriyor.
Denetimde, kurum bünyesinde hiçbir faaliyeti bulunmayan üç daire başkanlığı oluşturulduğu ve bu kadrolara atama yapıldığı tespit edilmiş.
Yanlış okumadınız!
Daire başkanlığı var ama faaliyet yok. Makam var ama görev yok. Unvan var ama hizmet yok.
Üstelik mesele yalnızca görev yapılmaması da değil. Denetim bulgusuna göre bu daire başkanlıklarının organizasyonu, personeli, bütçesi ve tanımlanmış bir faaliyet alanı da bulunmuyor.
Peki, bütün bunlar yoksa daire başkanlığı neden var?
İşte kamu yönetiminde üzerinde durulması gereken asıl soru budur.
Mahkeme Kararları Makamsız Makam Oluşturmanın Gerekçesi Olabilir mi?
Denetim bulgusuna karşı idarenin verdiği cevap, meseleyi daha da ilginç hale getiriyor.
İdare, kesinleşen mahkeme kararları sonucunda daire başkanı kadrosuna atanmayı hak eden kişilerin bulunduğunu, ancak fiilen faaliyet gösteren daire başkanlıklarındaki kadrolar dolu olduğundan bu kişilerin faaliyet öngörülmeyen boş kadrolara atanmak zorunda kalındığını belirtiyor.
Bu açıklama üzerinde dikkatle durulmalıdır.
Elbette kesinleşmiş mahkeme kararlarına uyulması anayasal bir zorunluluktur. İdare, yargı kararlarını uygulamaktan kaçınamaz. Ancak burada cevaplanması gereken başka bir soru bulunmaktadır: Mahkeme kararlarının uygulanması, fiilen hiçbir hizmet yürütmeyen daire başkanlıkları oluşturulmasını haklı kılar mı?
Bir hukuki yükümlülüğün yerine getirilmesi, başka bir hukuki yükümlülüğün göz ardı edilmesini gerektirmemelidir.
Nitekim Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına Dair Yönetmelik'in 9'uncu maddesi son derece açıktır. Yönetici kadroları hizmet gereklerine uygun olarak belirlenmeli, fiilen icra edilmeyen hizmetlere ilişkin kadro unvanları kullanılmamalıdır.
Ayrıca 2024/7 sayılı Cumhurbaşkanlığı Tasarruf Tedbirleri Genelgesi de kamu personelinin etkin ve verimli çalıştırılmasını, atıl personel oluşmasına izin verilmemesini öngörmektedir.
Dolayısıyla mesele yalnızca bir atama işlemi değildir. Mesele, kamu yönetiminde hukukilik, liyakat, verimlilik ve kamu kaynaklarının doğru kullanılması meselesidir.
Kamu Yönetiminde Unvan mı Esas, Hizmet mi?
Bir kamu kurumunda daire başkanlığı oluşturulmasının temel gerekçesi, yürütülmesi gereken bir kamu hizmetinin bulunmasıdır.
Önce ihtiyaç belirlenir, ardından organizasyon kurulur, görev ve yetkiler tanımlanır ve bu görevleri yerine getirecek yöneticiler atanır.
Olması gereken budur. Ancak burada ortaya çıkan tablo, bu anlayışın tersine işleyen bir uygulamayı gösteriyor.
Önce makam oluşturuluyor, sonra o makama hangi hizmetin karşılık geldiği sorusu cevapsız kalıyor.
İşin daha düşündürücü tarafı, bir kurumda fiilen faaliyet gösteren daire başkanlıklarının yanında hiçbir hizmet üretmeyen daire başkanlıklarının da bulunabilmesidir.
Böyle bir uygulamanın kamu yönetiminde normalleşmesi halinde, yarın müdürlüğü olup müdürü dışında çalışanı bulunmayan, başkanlığı olup hiçbir iş yürütmeyen birimlerin çoğalmasının önüne nasıl geçilecektir?
Devlet teşkilatı, unvan dağıtılan bir organizasyon değildir.
Kamu makamları kişilere göre değil, kamu hizmetinin gereklerine göre oluşturulmalıdır.
Kamu yönetiminde esas olan koltuğun doldurulması değil, o koltuğun gerektirdiği hizmetin yerine getirilmesidir.
Peki, Bu Sorun Nasıl Çözülmeli?
Bu tür uygulamaların önlenmesi için yalnızca denetim raporlarında tespit yapılması yeterli değildir. Yapısal ve kalıcı tedbirlerin hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Birincisi, atıl yönetici kadroları kapsamlı biçimde incelenmelidir. Yalnızca belediyeler ve bağlı kuruluşlarında değil, bütün kamu kurumlarında fiilen yürütülmeyen hizmetlere karşılık oluşturulan yönetici kadroları belirlenmelidir. Hizmet ihtiyacı bulunmayan kadroların hukuki durumu yeniden değerlendirilmelidir.
İkincisi, yönetici kadrosu ihdasında somut hizmet ihtiyacı zorunlu tutulmalıdır. Yeni bir daire başkanlığı kurulmadan önce görev alanı, iş yükü, personel ihtiyacı, organizasyon yapısı ve kamu hizmetine sağlayacağı katkı açıkça ortaya konulmalıdır.
Üçüncüsü, mahkeme kararlarının uygulanması için hukuka uygun çözümler geliştirilmelidir. Yargı kararlarının gereğini yerine getirmek zorunda olan idareler, bu yükümlülüklerini norm kadro kurallarını ihlal etmeden yerine getirebilecek yöntemler belirlemelidir. Gerekirse ilgili mevzuatta, mahkeme kararlarının uygulanmasını ve kamu hizmetinin gereklerini birlikte güvence altına alan düzenlemeler yapılmalıdır.
Dördüncüsü, yönetici kadrolarında performans ve faaliyet denetimi yapılmalıdır. Daire başkanlarının hangi hizmetleri yürüttüğü, hangi görevlerden sorumlu olduğu ve yönettikleri birimlerin kamu hizmetine ne ölçüde katkıda bulunduğu düzenli olarak değerlendirilmelidir.
Beşincisi, kamuya maliyet şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Fiilen hizmet yürütmeyen yönetici kadrolarına yapılan atamaların maaş, mali haklar ve varsa diğer giderler bakımından kamuya yükü hesaplanmalı; hukuka aykırı bir kamu zararı bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.
Altıncısı, Sayıştay denetim bulgularının gereği etkin biçimde yerine getirilmelidir. Benzer tespitlerin sonraki yıllarda tekrarlanmaması için sorumlu idarelerden somut düzeltici faaliyetler istenmeli ve uygulama sonuçları takip edilmelidir.
Devlet Makam Dağıtma Yeri Değildir!
Kamu yönetiminde tasarruf denildiğinde çoğu zaman elektrikten, sudan, kırtasiyeden ve araç kullanımından tasarruf anlaşılmaktadır.
Oysa gerçek tasarruf, kamu teşkilatının ihtiyaçlara göre yapılandırılmasıyla başlar.
Bir tarafta personel eksikliği nedeniyle hizmet üretmekte zorlanan kamu birimleri, diğer tarafta hiçbir faaliyeti bulunmayan yönetici kadroları varsa burada ciddi bir organizasyon sorunu var demektir.
Elbette mahkeme kararları uygulanacaktır. Elbette kişilerin hukuken kazanılmış hakları korunacaktır. Ancak bütün bunlar kamu yararı, hizmet gerekleri ve mevzuatla uyumlu bir anlayış içerisinde gerçekleştirilmelidir.
Unutulmamalıdır ki devletin görevi kişilere makam üretmek değil, millete hizmet üretmektir.
Makamın olduğu yerde görev, görevin olduğu yerde sorumluluk, sorumluluğun olduğu yerde de hesap verebilirlik bulunmalıdır. Aksi takdirde kamu yönetiminde yeni bir anlayış ortaya çıkar: Çalışanı olmayan birimler, işi olmayan yöneticiler, hizmeti olmayan makamlar...
Böyle bir yönetim anlayışında belki koltuklar dolu olabilir ama kamu hizmetinde ciddi boşluklar oluşur.
Sorulması gereken son soru şudur: Vatandaşın vergileriyle finanse edilen kamu kurumlarında, hizmet üretmeyen makamların maliyetini neden yine vatandaş ödesin?