Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Makamlar büyüdükçe gerçekler küçülmemeli

Eleştiriye tahammülün bittiği yerde önce doğrular susar, ardından yanlışlar kurumsallaşır.

Bir kurumun çürümeye başladığını anlamak için mali tablolarına, denetim raporlarına veya faaliyet sonuçlarına bakmak her zaman gerekmez. Bazen yöneticisinin eleştiri karşısındaki tavrına bakmak yeterlidir. Çünkü eleştiriye tahammülün bittiği yerde önce doğrular susar, ardından yanlışlar kurumsallaşır.

İnsan tabiatının en zayıf yönlerinden biri, övülmekten hoşlanmasıdır. İnsan birçok şeyden bıkabilir ama övülmekten kolay kolay bıkmaz. Hele bir de makam, yetki ve güç sahibi olmuşsa etrafında sürekli kendisini takdir eden insanlar görmek ister.

Övgü zamanla alışkanlığa, alışkanlık bağımlılığa dönüşebilir. İşte asıl tehlike de burada başlar. Çünkü övgüye bağımlı hale gelen yöneticinin gözünde eleştiri bir uyarı değil, tehdit; eleştiren kişi ise yol gösterici değil, düşman haline gelir.

Böyle bir ortamda doğruları söyleyenler uzaklaştırılır, yanlışları alkışlayanlar ödüllendirilir.

Sonunda yönetici, gerçeği değil, duymak istediklerini işitmeye başlar.

Hz. Ömer'in büyüklüğü eleştiriye tahammülden gelir

İslam tarihinde Hz. Ömer'e atfedilen meşhur bir rivayet vardır.

Rivayete göre Hz. Ömer, kadınlara verilen mehir miktarını sınırlandırmak isteyince bir kadın topluluk içerisinde kendisine itiraz eder ve Kur'an'dan delil gösterir.

Hz. Ömer'in de bu itiraz karşısında hatasını kabul ederek kararından vazgeçtiği anlatılır.

Tarihî sıhhati konusunda farklı değerlendirmeler bulunan bu rivayetin verdiği mesaj son derece önemlidir.

Adaletiyle anılan güçlü bir yönetici, sıradan bir vatandaşın itirazını dinleyebilmekte ve gerektiğinde yanıldığını kabul edebilmektedir.

Bugün üzerinde düşünmemiz gereken husus tam da budur.

Asıl büyüklük, kimsenin size itiraz edememesi değil, herkesin itiraz edebileceği bir güce sahipken haklı eleştiriyi kabul edebilmektir.

Peki, bugün hangi üst düzey yönetici, herkesin önünde kendisini eleştiren bir çalışana teşekkür ederek kararını değiştirebiliyor?

Daha da önemlisi, böyle bir eleştiriyi yapan kişi ertesi gün hâlâ aynı görevinde kalabiliyor mu?

Makam büyüdükçe gerçekler küçülmemeli

Kamu yönetiminin önemli sorunlarından biri, makam yükseldikçe yöneticilere ulaşan bilgilerin süzülmesidir.

Alt kademelerde bilinen birçok yanlış, üst yönetime aktarılırken yumuşatılır, değiştirilir veya tamamen gizlenir. Çünkü bazı kurumlarda kötü haber getirmek, kötü haberin kendisinden daha tehlikeli hale gelmiştir.

Yönetici kızmasın diye sorunlar saklanır. Hata ortaya çıkmasın diye raporlar düzeltilir. Başarısızlık görünmesin diye istatistikler süslenir.

Sonunda her şey yolundaymış gibi görünen ama gerçekte sorunlarını çözme kabiliyetini kaybetmiş kurumlar ortaya çıkar.

İronik olan şu ki bu kurumlarda toplantılar eksik olmaz. Sunumlar hazırlanır, başarı hikâyeleri anlatılır, yöneticilere teşekkür edilir.

Hatta bazı toplantılarda herkes o kadar başarılıdır ki başarısızlığın kime ait olduğunu bulmak neredeyse imkânsız hale gelir!

Oysa yanlışları söylemenin cesaret gerektirdiği bir kurumda, doğru karar almak giderek tesadüfe dönüşür.

Gerekirse eleştiri satın alınmalıdır!

Kamu kurumlarına yönelik önemli bir önerim var: Her kurum belirli aralıklarla kendi faaliyetlerini eleştiriye açmalı, bağımsız uzmanların, akademisyenlerin, çalışanların ve hizmet alan vatandaşların görüşlerini sistematik biçimde toplamalıdır.

Hatta daha ileri gidiyorum: Gerekirse eleştiri satın alınmalıdır! Yanlış anlaşılmasın. Burada kastedilen, kurumları karalamaları için insanlara para ödenmesi değildir.

Kastedilen; bağımsız uzmanlardan ücret karşılığında kurumsal değerlendirme alınması, eksikliklerin açıkça ortaya konulması ve yöneticilerin duymaktan hoşlanmadıkları gerçeklerle yüzleştirilmesidir.

Elbette böyle bir sistemin işe yaraması için uzmanların bağımsızlığı korunmalı, eleştirilerin sümenaltı edilmesi önlenmeli ve ortaya çıkan tespitler somut iyileştirmelere dönüştürülmelidir.

Kamu kurumları başarılarını anlatmak için ciddi kaynaklar harcıyor. Tanıtım filmleri, organizasyonlar, toplantılar ve faaliyet raporları hazırlanıyor.

Peki, yanlışlarını öğrenmek için ne kadar kaynak ayırıyorlar?

Belki de kurumların en faydalı çalıştayı, yöneticilerin konuşmadığı, yalnızca eleştirileri dinlediği çalıştay olacaktır.

Ama bir şartla: Toplantıda yöneticiyi eleştirenlerin isimleri ertesi gün başka bir listenin başında yer almamalıdır!

Eleştiri ile hakaret birbirine karıştırılmamalıdır

Elbette eleştiri sınırsız bir hakaret özgürlüğü değildir. İftira, kişilik haklarına saldırı ve somut dayanaktan yoksun suçlamalar eleştiri adı altında meşrulaştırılamaz. Ancak yöneticilerin hoşuna gitmeyen her sözün hakaret olarak değerlendirilmesi de kabul edilemez.

Sert eleştiri hakaret değildir. Yanlış bir kararın sorgulanması saygısızlık değildir. Kamu kaynaklarının kullanımının eleştirilmesi kuruma düşmanlık değildir.

Özellikle kamu gücünü kullananların, vatandaşların ve çalışanların eleştirilerine daha geniş bir hoşgörüyle yaklaşması gerekir. Çünkü kamu görevi kişiye eleştirilmeme ayrıcalığı değil, hesap verme sorumluluğu yükler.

Eleştiriyi susturmak kolaydır. Asıl zor olan, eleştirideki haklılık payını araştırmaktır.

En pahalı danışman, sürekli haklı olduğunuzu söyleyendir

Kurumların en büyük kayıplarından biri, yöneticilerin çevresinin zamanla yalnızca kendilerini onaylayan insanlarla dolmasıdır.

Bu kişiler itiraz etmez, riskleri açıkça söylemez, yanlış kararları sorgulamaz.

Yönetici ne söylerse doğru, ne yaparsa isabetli, hangi kararı alırsa yerinde bulunur.

Böylece görünüşte son derece uyumlu bir yönetim ekibi ortaya çıkar. Ancak bu uyumun bedeli ağırdır. Çünkü herkesin aynı düşündüğü bir ortamda, çoğu zaman hiç kimse yeterince düşünmüyordur.

Bir yöneticiye yapılabilecek en büyük kötülük, onun her zaman haklı olduğuna kendisini inandırmaktır.

Eleştirinin sustuğu yerde çürüme başlar

Sağlıklı kurumlar eleştiri sayesinde gelişir. Yanlışlarını öğrenebilen yönetici kendisini düzeltir. Hatalarını kabul edebilen kurum güven kazanır.

Eleştiriyi düşmanlık olarak gören yönetici ise önce çevresindeki doğruları, ardından kurumunun gerçeklerini kaybeder.

Unutmayalım ki makamlar geçicidir. Makam sahibinin etrafında oluşan alkış kalabalığı da çoğu zaman makamla birlikte dağılır.

Bugün sizi alkışlayanların yarın başka bir makam sahibini aynı coşkuyla alkışladığını görmek şaşırtıcı değildir.

Bu nedenle yöneticiler, kendilerini övenlerin sayısıyla değil, kendilerine doğruları söyleyebilen insanların varlığıyla övünmelidir.

Gerçek dost, yanlışınıza alkış tutan değil, yanlış yaptığınızda sizi uyarabilendir.

Belki de kamu yönetiminde unutulmaması gereken en önemli ilke şudur: Eleştirinin olmadığı yerde yanlışlar büyür, dalkavuklar çoğalır ve sonunda herkes memnun görünürken kurum kaybetmeye başlar.