Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Bürokratın hediye ile imtihanı: Makam büyüdükçe hediyenin bedeli ağırlaşır

Bürokratlar için makamlar büyüdükçe imtihanın çetinliği de büyür.

Bürokratların imtihanı zamana ve zemine göre değişir. Unvan yükseldikçe sınavın soruları da ağırlaşır. Dün bir çiçek veya küçük bir armağan olarak görünen menfaat, bugün ücretsiz bir seyahate, piyasa değerinin çok altında alınan bir eve, bir yakına sağlanan işe ya da bir makam odasının bedelsiz yenilenmesine dönüşebilir.

Değişmeyen tek şey şudur: Kamu görevinin sağladığı yetki, kişisel çıkar elde etmenin aracı olamaz.

Asıl tehlike, menfaatin çoğu zaman açıkça “rüşvet” diye sunulmamasıdır. “Hediye”, “nezaket”, “jest”, “hatır”, “kuruma destek” gibi masum kelimeler kullanılır. Oysa kamu görevlisinin kararını etkilemek için verilen bir menfaatin adı değişse de mahiyeti değişmez. Bazı hediyeler teşekkür değil, ileride talep edilecek ayrıcalığın peşinatıdır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 29’uncu maddesi açıktır: Memurların doğrudan veya aracı eliyle hediye istemeleri, menfaat sağlamak amacıyla hediye kabul etmeleri ve iş sahiplerinden borç para istemeleri ya da almaları yasaktır. Aynı Kanun’un 30’uncu maddesi de denetim altında bulunan veya görevle ilgili teşebbüslerden menfaat sağlanmasını yasaklar. Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri Yönetmeliği’nin 15’inci maddesi ise meseleyi yalnızca paraya indirgemez; kararları etkileme ihtimali taşıyan maddi veya gayrimaddi menfaatleri de kapsar.

Burada ölçü, yalnızca hediyenin fiyat etiketi değildir. Esas mesele, hediyeyi verenle kamu görevlisi arasındaki ilişkinin niteliğidir. Bir kamu görevlisine herkesin yararlandığı sembolik bir tanıtım ürünü verilmesiyle, kurumundan ihale veya ruhsat bekleyen bir şirketin ona ve ailesine özel imkân sunması aynı şey değildir. Hukuk da etik de bu ayrımı görür.

Üstelik menfaat her zaman doğrudan kamu görevlisinin cebine girmez. Çocuğun sınavsız işe alınması, yakınının hak etmediği bir pozisyona yerleştirilmesi, bir müteahhidin makam odasını ücretsiz yaptırması, piyasa değerinin altında araç veya konut edinilmesi, denetlenen kuruluşun personelin ailesine ayrıcalık sağlaması... Her biri somut koşullarına göre ağır bir çıkar çatışması sorusu doğurur. Çünkü bazen bürokrat bir şey almaz; onun yerine bir yakınına kapı açılır.

Peki “kurum için” alınan hediyeler? Mevzuat, kamu hizmetine tahsis edilip demirbaş kaydına alınan ve kamuoyuna açıklanan bazı kurumsal katkıları belirli şartlarla yasak dışında tutar. Ancak belli bir kamu görevlisinin kullanımına tahsis edilmek üzere verilen makam aracı ve benzeri hediyeler bu istisnanın dışındadır. “Kuruma bağış” denilerek kişiye sağlanan ayrıcalık meşrulaştırılamaz. Kurumun ihtiyacı varsa, çözüm kişisel ilişkiler değil, şeffaf ve denetlenebilir kamu usulleridir.

Bir de madalyonun diğer yüzü var: Kamu kaynağıyla hediye dağıtmak. Devletin bütçesi, bir yöneticinin sosyal çevresini genişletmek veya şahsi itibarını parlatmak için kullanılabilecek bir ikram kasası değildir. Kamu parasından yapılan harcamanın gerekçesi kamu yararı olmalı; kişisel yakınlık, gösteriş ya da karşılık beklentisi değil.

Bu konuda belki de en sağlam ölçü, yüzyıllardır geçerliliğini koruyan basit bir sorudur: “O makamda bulunmasaydım, aynı hediye bana yine verilir miydi?” Zekât toplamakla görevlendirilen kişinin aldığı hediyeyle ilgili rivayette de özünde bu sorgulama vardır. Bir kamu görevlisi bu soruya rahatlıkla “evet” diyemiyorsa, hediyenin üzerine yeniden düşünmelidir.

Ancak mesele yalnızca kişinin vicdanına bırakılamaz. Menfaat tekliflerinin yazılı kayda alınması, sakıncalı hediyelerin reddedilmesi veya iadesi, çıkar çatışmalarının bildirilmesi, ilgili kararlardan çekilme ve etkili denetim mekanizmaları gerekir. Aksi hâlde dürüst davranan kamu görevlisi yalnız bırakılır; kuralları esnetenler ise “iş bitirici” diye ödüllendirilir.

Bir bürokratın itibarı, makam odasının büyüklüğüyle, kapısında bekleyenlerin sayısıyla veya kendisine sunulan hediyelerin değeriyle ölçülmez. İtibar, o makamın sağladığı imkânları kendi adına kullanmamayı başarabilmektir. Çünkü kamu görevlisinin gerçekten sahip olduğu tek şey makam değildir; daha önemlisi, o makama duyulan güvendir.

Unutmayalım: Hediyenin bedelini bazen hediyeyi alan değil, hakkı yenilen vatandaş öder. Devletin kapısında eşit muamele bekleyen insanlara karşı en büyük sorumluluk da budur. Makam yükseldikçe kabul edilecek hediyelerin değil, reddedilecek menfaatlerin sayısı artmalıdır.