Kamu yönetiminde makam yükseldikçe yetki artar; fakat aslında artan yalnızca yetki değildir. İnsanın kendini sınırlama sorumluluğu da büyür. Çünkü alt kademedeki bir memurun yapamayacağı pek çok şeyi üst düzey bir bürokrat tek imzayla yapabilir. Daha büyük bir oda, daha lüks bir araç, daha fazla personel, daha geniş temsil imkânı, daha çok seyahat ve daha yüksek harcama yetkisi…
İmtihan da tam burada başlar.
Mesele mevzuatın ne kadarına izin verdiğinden çok, yöneticinin kendisine ne kadarını yakıştırdığıdır.
Makam odası aslında bir karakter testidir
Göreve gelen bazı yöneticilerin ilk işi kurumun sorunlarını çözmek değil, makam odasını değiştirmek oluyor.
Masa değişiyor, koltuk değişiyor, halı değişiyor, perdeler yenileniyor.
Bazen odanın bulunduğu kat bile yeterince “makama uygun” görülmüyor.
Buradaki mesele birkaç mobilyadan ibaret değil. Çünkü yönetici çalışanlarına daha ilk günden şu mesajı veriyor: “Ben geldim ve önce benim konforum değişmeli.”
Oysa aynı kurumda bilgisayarı eski olduğu için işini yapamayan personel, yıllardır yenilenmeyen çalışma alanları veya çözülmeyi bekleyen vatandaş sorunları bulunabiliyor.
İyi yönetici odasını değil, kurumunu yenilemeye çalışır.
Makam aracı, yöneticinin devlet malıyla ilişkisini gösterir
Bir başka imtihan makam araçlarıdır.
Kamu aracının hizmet amacıyla kullanılması gerekirken zaman içinde araç, makamın doğal bir uzantısı gibi görülmeye başlanabiliyor.
Aracın markası, modeli, şoförü hatta hangi kapının önünde beklediği dahi statü göstergesine dönüşüyor.
Asıl problem burada başlıyor. Çünkü kamu malı ile özel mal arasındaki sınır silinirse yönetici bir süre sonra kamunun imkânlarını kendi imkânları gibi görmeye başlayabilir.
İyi bir kamu yöneticisinin ölçüsü kullandığı aracın markası değil, devletin aracını kendi aracından daha dikkatli kullanabilmesidir.
Danışman sayısı bazen yöneticinin kapasitesini göstermez
Makam yükseldikçe çevresindeki insan sayısının da artması gerektiği düşünülüyor.
Sekreter, özel kalem, özel kalemin yardımcısı, danışman, danışmanın yardımcısı…
Elbette büyük kurumların yöneticilerinin uzman desteğine ihtiyacı olabilir. Ancak danışmanlık sistemi bazen yöneticinin bilgi açığını kapatan bir mekanizmaya dönüşebiliyor.
Her konuda bilgi notu isteyen, önüne gelen yazıyı kendisi değerlendiremeyen ve konuşacağı her cümleyi başkasına hazırlatan yöneticinin çok sayıda danışmana sahip olması güç göstergesi değildir.
Bazen tam tersine, makam ile liyakat arasındaki mesafenin göstergesidir.
Yönetici her şeyi bilmek zorunda değildir. Fakat yönettiği kurumun ne yaptığını anlayacak kadar konuya hâkim olmak zorundadır.
Temsil harcamasında mesele para değil ölçüdür
Kamu yöneticileri gerektiğinde misafir ağırlayacak, toplantı yapacak ve kurumlarını temsil edeceklerdir.
Sorun temsil harcamasının varlığı değil, temsil ile gösteriş arasındaki çizginin kaybolmasıdır.
Özellikle kamu kaynağının kullanıldığı yerde yöneticinin kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Bu para benim cebimden çıksaydı yine aynı harcamayı yapar mıydım?”
Bu soru aslında kamu yönetimindeki birçok sorunu çözecek kadar güçlüdür.
Çünkü insan kendi parasını harcarken gösterdiği dikkati kamu kaynağını harcarken göstermiyorsa, ortada mevzuattan önce bir ahlak problemi vardır.
En zor imtihan: Etrafındaki insanların değişmesi
Makamın belki de en zor sınavı maddi imkânlar değildir.
İnsanlardır.
Makam yükseldikçe çevrede “evet efendim” diyenlerin sayısı artar.
Daha önce telefonuna çıkmayanlar aramaya, selam vermeyenler kapıda beklemeye başlar.
Bir süre sonra yönetici gerçekten herkesten daha bilgili, daha önemli ve daha vazgeçilmez olduğuna inanabilir.
Asıl tehlike budur. Çünkü makam insanı değiştirmeden önce çevresindeki insanların ona davranışını değiştirir. Yönetici de bu davranış değişikliğini kendi değeri zannetmeye başladığında imtihanı kaybetmeye başlar.
Bu nedenle üst yöneticinin yanında kendisine sürekli hak verenlerden çok gerektiğinde,
“Sayın Başkanım, burada yanlış yapıyorsunuz.” diyebilecek insanlara ihtiyacı vardır.
Makam büyüdükçe insan küçülebilmeli
Kamu yönetiminde gerçek büyüklük, daha büyük makam odası kullanmak değildir.
Daha az ayrıcalık istemektir.
Daha pahalı araca binmek değildir.
Kamu malını daha fazla korumaktır.
Etrafında daha çok insan çalıştırmak değildir.
Kendisinden daha iyi insanlarla çalışmaktan rahatsız olmamaktır.
Makamlar geçicidir. Bugün kapısında onlarca kişinin beklediği yöneticinin yarın aynı binaya ziyaretçi olarak girmesi mümkündür.
Bu nedenle makamın insana verdiği en önemli ders belki de şudur:
Yetki sahibi olmak, her yapabileceğini yapmak anlamına gelmez.
Asıl yöneticilik bazen kullanabileceğiniz bir imkânı kullanmamayı, harcayabileceğiniz bir parayı harcamamayı ve isteyebileceğiniz bir ayrıcalığı istememeyi bilmektir. Çünkü kamu yönetiminde en zor imtihan, kuralları aşmak değil; kimse sizi durduramayacakken kendinizi durdurabilmektir.