İçeriğe geç

Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Adalet dağıtanların özel hayatları da güven vermeli yada hakimler balkondan düşmemeli!

Afyonkarahisar'da yaşanan ve bir vali yardımcısının ölümüyle sonuçlanan olayın ardından, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Betül G. hakkında gündeme gelen iddialar, yargı mensuplarının meslek etiğini yeniden tartışmaya açtı.

“Bekâr olduğunu zannediyordum!” Ne kadar kolay bir savunma, değil mi?

Afyonkarahisar'da yaşanan ve bir vali yardımcısının ölümüyle sonuçlanan olayın ardından, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Betül G. hakkında gündeme gelen iddialar, yargı mensuplarının meslek etiğini yeniden tartışmaya açtı.

Basına yansıyan haberlere göre, evli bir vali yardımcısıyla ilişki yaşadığı ileri sürülen Başsavcı Vekili'nin savunması oldukça dikkat çekici: “Ben bekâr olduğunu zannediyordum!”

Ne güzel savunma değil mi? İnsanların ifadelerini sorgulayan, delilleri değerlendiren, gerçeği ortaya çıkarmakla görevli bir hukukçunun kendi davranışlarıyla ilgili böyle bir açıklama yaptığı ileri sürülüyor.

Elbette bu savunmanın doğruluğu ve olayın bütün yönleri araştırılmalıdır. Ancak iddialar doğruysa ortada yalnızca bireysel bir ilişki değil, yargı mensuplarının taşıması gereken etik sorumluluk açısından da ciddi bir tartışma bulunmaktadır.

Haberlerde, Başsavcı Vekili'nin sağlık raporu alarak Afyonkarahisar'dan ayrıldığı, önce Diyarbakır'a, ardından İzmir'e atandığı ve HSK tarafından görevden uzaklaştırıldığı belirtiliyor.

Ankara Adliyesi'nde yaşananları da unutmadık!

Hatırlanacağı üzere Kasım 2024'te Ankara Adliyesi'nde de benzer nitelikte iddialar gündeme gelmişti.

Basına yansıyan bilgilere göre, bir kadın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ile evli bir Cumhuriyet Savcısı arasında ilişki bulunduğu ileri sürülmüş, savcının Yargıtay'da görev yapan hâkim eşinin eve gelmesi üzerine mahkeme başkanı panikleyerek balkondan atlamıştı.

Üstelik düşme sonucunda birden fazla kemiği kırılmış, ağır yaralanarak hastanede tedavi görmüştü.

Olayın ardından savcı Şanlıurfa'ya atanmış ve HSK tarafından görevden uzaklaştırılmıştı. Mayıs 2025'te ise savcı hakkında yer değiştirme cezası verildiği basına yansımıştı.

Düşünün, ağır ceza mahkemesinde insanların özgürlükleri hakkında karar veren bir hâkim, kendi özel hayatına ilişkin iddialarla bir balkon hadisesinin konusu olabiliyor.

Bu tabloyu yalnızca magazin haberi olarak görüp geçebilir miyiz?

Hukukçuluk yalnızca kanun bilmek değildir!

Bir hâkimden yalnızca kanunları doğru uygulaması değil, dürüstlüğü ve davranışlarıyla da güven vermesi beklenir.

Bir savcıdan yalnızca başkalarının fiillerini araştırması değil, kendi hayatında da sorumluluk bilinciyle hareket etmesi istenir.

Bir öğretmenin öğrencilerine dürüstlüğü anlatırken kendi davranışlarıyla çelişmesi nasıl sorgulanıyorsa, bir yargı mensubunun da meslek etiği bakımından sorgulanması doğaldır.

Elbette hâkim ve savcıların da özel hayatları vardır ve bu alan hukukun koruması altındadır. Ancak özel hayata saygı, mesleğin saygınlığını etkileyebilecek davranışların hiçbir koşulda değerlendirilemeyeceği anlamına gelmez.

Nitekim Türk Yargı Etiği Bildirgesi de hâkim ve savcıların özel hayatlarında mesleki güvenilirliklerine gölge düşürebilecek davranışlardan kaçınmalarını öngörüyor.

Adalet yalnızca mahkeme salonunda savunulacak bir değer değil, adaleti temsil edenlerin hayatlarında da gözetmeleri gereken bir sorumluluktur.

Belki en önemlisi de özel hayatlarına dikkat etmeyen meslek mensuplarının başka tesirlere açık hale gelme tehlikesidir. Çünkü bu konular şantaj malzemesi haline gelmeye müsait olabilir.

Mesele birkaç kişinin özel hayatından çok daha büyük!

Bu olayların yargı teşkilatının tamamına mal edilmesi elbette doğru değildir. Türk yargısında meslek onuruna titizlikle bağlı, görevini fedakârlıkla yerine getiren binlerce hâkim ve savcı bulunmaktadır. Ancak tam da bu nedenle mesleğin itibarına zarar verebilecek iddiaların üzeri örtülmemeli, gerekli incelemeler tarafsız ve titiz biçimde yapılmalıdır. Çünkü bir mesleğin saygınlığını korumanın yolu, yanlışları görmezden gelmek değil, doğruları ve meslek etiğini kararlılıkla savunmaktır.

Temennimiz, bu tür olayların yargı teşkilatında istisna olarak kalmasıdır.

Unutulmamalıdır ki adalet dağıtanların en büyük sermayesi makamları, unvanları ve yetkileri değil; toplumun kendilerine duyduğu güvendir.

O güven bir kez sarsıldığında, onu yeniden inşa etmek hiçbir zaman kolay olmaz.