Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılarAklını kiralayan kamu görevlileri milli güvenlik sorunudur

Aklını kiralayan kamu görevlileri milli güvenlik sorunudur

15 Temmuz 2016 tarihinde hain FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi ile abiler vasıtasıyla mankurtlaştırılan kamu görevlilerinin masum insanların üzerlerine nasıl kurşun yağdırdığına şahit olduk. Bu yazımızda bu tür hain teşebbüslere kalkışılmaması için yapılması gereken temel konuları açıklamaya çalışacağız.

Aklını kiralayan kamu görevlileri milli güvenlik sorunudur

15 Temmuz 2016 tarihinde hain FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi ile abiler vasıtasıyla mankurtlaştırılan kamu görevlilerinin masum insanların üzerlerine nasıl kurşun yağdırdığına şahit olduk. Bu yazımızda bu tür hain teşebbüslere kalkışılmaması için yapılması gereken temel konuları açıklamaya çalışacağız.

AKLINI KİRALAMAYAN KAMU GÖREVLİLERİ MİLLÎ GÜVENLİĞİN TEMEL TAŞIDIR

Bu necip millet kanıyla büyük bir bedel ödemeyi göze alarak Cumhurbaşkanının çağrısına uyarak meydanlara dökülünce FETÖ’nün kurduğu oyun bozuldu. Bununla birlikte 15 Temmuz, devletin yalnızca fiziksel güvenliğinin değil, insan kaynağı yapısının da millî güvenliğin temel unsurlarından biri olduğunu göstermiştir. Daha önce birçok defa gündeme getirdiğim üzere kariyer, liyakat ve sadakat dengesinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Kariyer ve liyakatsiz sadakatin her daim bu milletin başına bela olacağı ortaya çıkmıştır. Devlet kurumlarının gerçek gücü; görevini hukuka bağlılıkla yerine getiren, alanında uzman, liyakatli, dürüst ve ahlaki değerlere bağlı aklını başkalarına kiralamayan insanlardan oluşmasına dayanır. Kurumların içine yerleşen kapalı yapılanmalar, kişisel bağlılık ilişkileri ve liyakat dışı atamalar, görünürde güçlü olan bir devlet yapısını içeriden çürüten bir kurt gibidir.

15 TEMMUZ PERSONEL SİSTEMİNDE ARANMASI GEREKEN İKİ YÖNÜ ÖNE ÇIKARMIŞTIR

Nitelikli insan kaynağı denildiğinde yalnızca yükseköğrenim görmüş veya mesleki bilgiye sahip kişiler anlaşılmamalıdır. Bir kamu görevlisinin nitelikli sayılabilmesi için teknik yeterliliğin yanında hukuk bilinci, kamu hizmeti ahlakı, tarafsızlık, dürüstlük, eleştirel düşünme yeteneği ve anayasal düzene bağlılık gibi özelliklere de sahip olması gerekir. Bir kişinin iyi bir mühendis, hukukçu, asker, öğretmen veya yönetici olması, tek başına kamuda nitelikli personel olduğunu göstermez. Mesleki bilgisini kamu yararı yerine belirli bir grubun, cemaatin, siyasi çevrenin veya kişisel çıkarının hizmetine sunan kişi, teknik bakımdan yetkin olsa bile kamu yönetimi açısından güvenilir bir insan kaynağı değil aksine devlet için potansiyel bir tehlikedir. Bu nedenle kamu personel sisteminde aranması gereken nitelik iki yönlüdür. Birinci yön, kişinin görevini gerektiği gibi yapabilecek mesleki bilgi ve yeteneğe sahip olması ikinci yön ise bu bilgi ve yeteneği hukuk, ahlaki değerler, kamu yararı ve meslek etiği çerçevesinde kullanmasıdır.

15 TEMMUZ’UN İNSAN KAYNAĞI BAKIMINDAN ORTAYA ÇIKARDIĞI EN TEMEL SORUN

15 Temmuz hain darbe girişimi, kamu kurumlarında liyakat ve devlete sadakat yerine grup bağlılığına dayalı kadrolaşmanın ne kadar ağır sonuçlara yol açabileceğini göstermiştir. Bir devlet kurumunda görevlendirme ve yükselme ölçütü mesleki başarı değil de belirli kişilere veya yapılara sadakat olduğunda, kurumların resmî hiyerarşisinin yanında görünmeyen başka bir hiyerarşiler oluştuğuna şahit olduk. Kayıt dışı yönetim olarak karşımıza bir Abiler oluşumu çıktı. Bu tür yapılarda kamu görevlisi, kanunlardan ve meşru amirlerinden aldığı emirlerin yerine dışarıdaki bir abiler yapısının talimatlarını esas alır hale geldi. Hiyerarşi dışında ne dediği sorgulanmayan bir abiler yapısı yükseleceklere veya sistem dışına itileceklere karar verir hale geldi. Böylece abiler vasıtasıyla devletin kendi kaynakları, yetkileri ve personeli, devlete karşı kullanılabilecek bir araca dönüştü. Sorun yalnızca bazı kişilerin yasa dışı faaliyette bulunmasından ziyade personel seçme ve yükseltme sisteminin bu faaliyetleri önceden tespit edememesi veya engelleyememesidir. Bu nedenle 15 Temmuz sonrasında yapılması gereken, yalnızca yasa dışı yapılanmalarla bağlantılı kişileri kamu kurumlarından uzaklaştırmak değildir. Aynı zamanda bu yapılanmaların kurumlara hangi yöntemlerle girebildiğini, liyakat sisteminin neden işlemediğini ve denetim mekanizmalarının neden yetersiz kaldığının sorgulanmasıdır. Sorunun doğru tespiti oldukça önemli olup sorunun yanlış teşhisi tedavinin de yanlış yapılmasına yol açar. Yani yanlış teşhisle FETÖ benzeri yapılanmalarla mücadele dindar insanlarla mücadeleye dönüşebilir.

LİYAKAT, MILLÎ GÜVENLİĞİN EN ÖNEMLİ PARÇASIDIR

Liyakat yalnızca kamu personel hukukuna ilişkin teknik bir ilke olarak görülmemelidir. 15 Temmuz tecrübesi, liyakatin doğrudan doğruya millî güvenliğin bir parçası olduğunu ortaya koymuştur. Göreve alınacak kişilerin bilgi, deneyim ve mesleki yeterliliklerinin nesnel ölçütlerle değerlendirilmesi, kamu hizmetinin kalitesini artırdığı gibi kapalı yapılanmaların devlete sızmasını da zorlaştırır. Yazılı sınavların güvenilirliği, mülakatların denetlenebilirliği, atama ölçütlerinin önceden belirlenmesi ve terfilerin başarıya dayanması, yalnızca adalet meselesi değil aynı zamanda bunlar devletin kurumsal güvenliğini sağlayan mekanizmalardır. Bu nedenle personelin kuruma ve devlete bağlılığını güçlendirmenin en etkili yollarından biri, liyakati ve başarıyı merkeze alan herkese eşit ve adil bir kariyer sistemi sunmaktır.

KURUMSAL SADAKAT KİŞİSEL SADAKATE DÖNÜŞMEMELİDIR

Kamu yönetiminde sadakat duygusu oldukça önemlidir. Ancak bu sadakatin kişilere veya gruplara değil, devlete olması oldukça önemlidir. Devlet memurunun sadakati, belirli bir yöneticiye veya siyasi anlayışa koşulsuz itaat anlamına gelmez. Gerçek kamu hizmeti sadakati, hukuka aykırı bir emirle karşılaşıldığında buna karşı durabilmeyi de kapsar. Nitelikli kamu görevlisi, verilen her talimatı sorgulamadan uygulayan kişi değildir. Görevinin sınırlarını bilen, hukuka aykırılığı fark edebilen, mesleki görüşünü açıkça ifade edebilen ve gerektiğinde meşru itiraz yollarını kullanabilen kişidir. Böyle bir itiraz ancak kariyer, liyakat ve sadakat arasındaki denge ile sağlanabilir. Kurumlarda eleştirel düşüncenin bastırılması, yöneticilerin yalnızca kendileriyle aynı düşünen kişileri tercih etmesi ve itiraz eden personelin dışlanması, zamanla kurumsal körlüğe neden olur. Böyle bir ortam, yasa dışı yapılanmaların veya yanlış kararların fark edilmesini güçleştirir. Bu nedenle kamu kurumlarında farklı görüşlerin ifade edilebildiği, mesleki eleştirinin cezalandırılmadığı ve hataların üst makamlara aktarılabildiği bir yönetim kültürü oluşturulmalıdır.

KURUMSAL HAFIZA VE KİŞİLERE BAĞIMLILIĞIN ORTAYA ÇIKARDIĞI SORUNLAR

Nitelikli insan kaynağı yalnızca bireysel bilgi ve becerilerden oluşmaz. Uzun yıllar boyunca kurumlarda biriken deneyim, uygulama bilgisi ve mesleki gelenek de insan kaynağının bir parçasıdır. Buna kurumsal hafıza denir. Çok sayıda tecrübeli personelin kısa süre içinde kurumdan ayrılması veya uzaklaştırılması, bazı kamu hizmetlerinde bilgi ve deneyim boşluğu meydana getirebilir. Yeni personelin göreve alınması bu boşluğu hemen doldurmaz. Çünkü mevzuat bilgisi eğitimle kazanılabilse de uygulama deneyimi, kurum kültürü ve kriz yönetme becerisi zaman içinde oluşur. Bu nedenle yeniden yapılanma süreçlerinde yalnızca kadroların sayısal olarak doldurulması yeterli değildir. Deneyimli ve güvenilir personelin bilgi birikiminin yeni görevlilere aktarılması sağlanmalıdır. Mentorluk, hizmet içi eğitim, görev devir raporları, kurumsal arşivler ve standart çalışma usulleri geliştirilmelidir. Kurumsal hafızanın kişilere bağımlı kalmaması da önemlidir. Kritik bilgiler kayıt altına alınmalı ve görevin yürütülmesi bir kişinin özel ilişkilerine veya kişisel hafızasına bırakılmamalıdır. Böylece personel değişiklikleri kamu hizmetinde kesintiye yol açmaz.

KURUMLARIN GELECEĞİNİN İNŞASINDA YÖNETİCİ SEÇİMİNDEKİ HASSASİYET

Nitelikli personelin varlığı tek başına yeterli değildir. Bu personelin yeteneklerini kullanabileceği adil ve güvenli bir çalışma ortamı da oluşturulmalıdır. Kamu yöneticilerinin seçiminde yalnızca siyasi veya kişisel güven değil; mesleki birikim, yönetim yeteneği, etik geçmiş ve kriz çözme kapasitesi dikkate alınmalıdır. Yetersiz yöneticiler, kendilerinden daha bilgili personeli tehdit olarak görebilir. Bu durumda nitelikli çalışanlar karar süreçlerinden uzaklaştırılır, kurumdan ayrılır veya pasif görevlere çekilir. Zamanla kurumda başarı ve uzmanlık yerine itaat ve yakınlık ödüllendirilmeye başlanır. Oysa iyi yönetici, kendisinden farklı düşünen uzmanları dinleyen, yetki devredebilen, başarısızlığın sorumluluğunu üstlenen ve personel arasında adalet sağlayan kişidir. Nitelikli insan kaynağını korumanın en önemli yollarından biri, nitelikli yöneticiler yetiştirmektir.

DEVLETİN KİŞİLERE DEĞİL KURALLARA DAYANMASI

15 Temmuz’dan çıkarılacak temel derslerden biri de devlet yönetiminin kişisel ilişkilere değil, güçlü kurum ve kurallara dayanması gerektiğidir. Kişiler değişebilir; ancak kurallar, denetim mekanizmaları ve kurumsal gelenekler devam etmelidir. Personel alımında, terfide, disiplin işlemlerinde ve görevden almada açık kurallar bulunmalıdır. Aynı durumda olan kişilere aynı ölçütler uygulanmalı, kararlar gerekçeli olmalı ve yargı denetimine açık tutulmalıdır. Kurumsallaşma, yöneticinin iyi niyetine bağlı olmayan bir sistem kurulması demektir. Güçlü devlet, bütün kararların tek merkezde toplandığı devlet değildir. Güçlü devlet; görevlerin açıkça dağıtıldığı, kurumların birbirini denetlediği, kuralların merkeze alındığı, uzmanların görüşlerini özgürce bildirebildiği ve yanlış kararların hukuk yoluyla düzeltilebildiği devlettir. 15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye açısından yalnızca bastırılmış bir askerî kalkışma değil, devletin insan kaynağı sistemini yeniden değerlendirmesini gerektiren tarihsel bir uyarıdır. Kamu kurumlarına sızan kapalı yapıların oluşturduğu tehlike, liyakatten uzaklaşmanın ve kişisel sadakat ilişkilerinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir. Buna yönelik çözüm yalnızca daha kapsamlı güvenlik soruşturmaları veya daha sert idari tedbirler değildir. Asıl çözüm; liyakate dayalı personel sistemi, şeffaf ve denetlenebilir sınavlar, nitelikli eğitim, güçlü kurumsal hafıza, kuralların öne çıktığı, etkili yargı denetimi ve hukuk devletine bağlı yönetim anlayışıdır. Sonuç olarak nitelikli insan kaynağı bir devletin görünmeyen savunma hattıdır. Bilgili, dürüst, eleştirel düşünebilen, kamu yararına bağlı ve ahlaki değerlere sadık insanların görev yaptığı kurumlar, yasa dışı yapılanmalara karşı en güçlü korumayı oluşturur. Son duamız ise Allah bu millete bir daha böyle musibetler yaşatmasın.