Cenab Şahabettin’in Tiryaki Sözleri adlı eserinde yer alan ve kamu yönetimine ışık tutan sözleri okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz. Aradan geçen onca yıla rağmen bu sözlerin önemli bir kısmının bugün de bürokrasiye, makam hırsına, liyakate, yöneticiliğe ve insan tabiatına dair şaşırtıcı derecede canlı gözlemler içerdiğini görüyoruz.
Devlet teşkilatı değişmiş, yönetim anlayışı dönüşmüş, mevzuat çoğalmış ve girift hale gelmiş, teknoloji kamu hizmetinin her alanına girmiş olabilir. Ancak insanın makamla imtihanı çok fazla değişmiyor. Çünkü mesele çoğu zaman sistemden önce insanın güç, itibar ve yükselme karşısındaki tavrında düğümleniyor.
Cenab Şahabettin’in şu sözü bu gerçeği tek başına anlatmaya yetiyor: “Yüksek makamlar ancak hafif başları döndürür.” Makam insanı mutlaka değiştirmez; fakat insanın içinde olanı görünür hâle getirir. Güçlü bir karakter için makam hizmet aracıdır, zayıf bir karakter için ise kişiliğin yerine geçmeye başlayan bir unvandır.
Makam büyüdükçe insanın gerçek ölçüsü ortaya çıkar
Üst görevlere gelen bazı insanlar makamı taşıdığı hâlde, bazıları makam tarafından taşınır. Aradaki fark çok önemlidir. Cenab Şahabettin bunu oldukça çarpıcı bir benzetmeyle anlatıyor: “Rütbe aldıkça kibirlenenler yangın kulesine çıkınca dürbün olduğunu zannedenlerdir.”
Asıl sorun da tam burada başlıyor. Makamın sağladığı saygıyı şahsına gösterilen hayranlık, kurumsal yetkiyi kişisel kudret, etrafındaki nezaketi ise kendi üstünlüğü olarak algılayan yönetici gerçeklikten uzaklaşmaya başlar. Oysa makamın kapısından içeri girerken insan neyse, makamdan ayrıldığı gün yine odur.
Unvan gider. Araç gider. Özel kalem gider. Kapıda bekleyenler gider. Özetle gider de gider. Geriye bilgi, karakter, yapılan işler ve bırakılan iz kalır. Bu nedenle: “İnsan yükseğe çıktıkça pantolonundaki yamanın görünme ihtimali artar.” sözü yalnızca güzel bir edebî ifade değildir; aynı zamanda son derece güçlü bir yönetim ilkesidir.
Makam yükseldikçe hatalar küçülmez, daha görünür hâle gelir. Alt düzeydeki bir çalışanın yanlışından birkaç kişi etkilenirken, üst düzey yöneticinin yanlış kararı binlerce insanı, hatta bütün bir kurumu etkileyebilir. Bu yüzden yüksek makam daha fazla ayrıcalık değil, daha fazla sorumluluk anlamına gelmelidir.
Asıl mesele yükselmek değil, nasıl yükseldiğinizdir
Belki de Tiryaki Sözlerinin kamu yönetimine ilişkin en güçlü cümlelerinden biri şudur: “Yüksek tepelerde hem yılana hem kuşa rastlayabilirsin fakat biri sürünerek öteki uçarak yükselmiştir.”
Kamu yönetiminde çoğu zaman sonuç üzerinde durulur: Kim genel müdür oldu, kim başkan oldu, kim daha üst göreve geldi? Ancak üzerinde durulması gereken esas konular; Nasıl geldi? Bilgisiyle mi? Ehliyetiyle mi? Çalışmasıyla mı? Yoksa birilerine yakın durarak mı? Çünkü aynı makama iki farklı insan ulaşabilir ama oraya geliş yöntemleri onların nasıl yöneticilik yapacağını da önemli ölçüde belirler.
Cenab Şahabettin’in; “Her meslekte yükselmek için yolunu şaşıranlar olduğu gibi yolunu şaşırarak yükselenler de vardır.” sözü, liyakat tartışmasının uzun bir geçmişi bulunduğunu gösteriyor. Hatta bundan daha çarpıcı olanı şu olabilir: “Küçük kapılardan girmeye çalışanlar eğilmeye mecbur olurlar.” İnsan bir makama hangi yöntemle gelmişse, çoğu zaman makamdayken de o yöntemin bedelini öder.
Liyakatiyle gelen kuruma karşı sorumluluk hisseder. Birilerinin himayesiyle gelen ise kendisini kuruma değil, kendisini oraya getirenlere borçlu hissedebilir. Kamu yönetiminin en büyük sorunlarından biri tam da burada başlar.
Amir olmak kolay, itaat edilen yönetici olmak zordur
Cenab Şahabettin şöyle diyor: “Amir herkes olabilir, hüner ise kendisine itaat edilen olmaktır.” Atama kararnamesiyle yönetici olabilirsiniz. Ama liderlik kararnameyle verilmez. Makam size personelin imzasını, mesaisini ve idari olarak itaatini sağlayabilir; fakat saygısını sağlamaz. Saygı başka bir şeydir. Çalışan, yöneticisinin bilgisine, adaletine ve karakterine güveniyorsa onun talimatını yalnızca mecbur olduğu için değil, doğru olduğuna inandığı için yerine getirir. İşte gerçek yönetim gücü budur.
Bağırarak yönetmek kolaydır. Korkutarak yönetmek daha da kolaydır. Zor olan, insanlar sizi odanızda olmadığınız zaman da ciddiye alıyorsa başarı sağlanmış demektir.
Makam çevresindeki insanlar da yöneticinin imtihanıdır
Şu söz üzerinde özellikle durmak gerekiyor: “Büyüklere çok sokulmak ihtiyacını ancak küçükler hisseder.” Kamu kurumlarında makam yükseldikçe yöneticinin çevresindeki insanların davranışları değişebilir. Dün telefonuna cevap vermeyenler aramaya başlar. Koridorda görmezden gelenler kapıda bekler.
Her söylediğine “çok doğru” diyenlerin sayısı artar. Tehlike tam da burada başlar. Yönetici, insanların makama gösterdiği ilgiyi kendisine gösterilen sevgi ve saygı zannetmeye başlarsa gerçeklikle arasındaki mesafe büyür. Bir süre sonra etrafında yalnızca kendisini onaylayan insanlar kalır. Halbuki iyi yöneticinin en fazla ihtiyaç duyduğu kişi ona sürekli “haklısınız” diyen değil, gerektiğinde: “Burada hata yapıyorsunuz.” diyebilen kişidir. Çünkü yanlış yönetici kadar, yöneticiyi yanlışından haberdar etmeyen çevre de kurum için tehlikelidir.
Kendini olduğundan büyük görmek yönetimin en tehlikeli hastalığıdır
Cenab Şahabettin; “Olduğundan ziyade görünmek isteyen olduğu kadar bile görünmez olur.” diyor. Ardından belki daha da önemli bir tespit yapıyor: “Yanlışların en tehlikesi ve en yayılmışı kendini yanlış tanımaktır.” Bu iki söz, kamu yönetiminde çok önemli bir probleme işaret ediyor: Kapasite ile makam arasındaki mesafe.
İnsan eksik olduğunu bilirse öğrenir. Bilmediğini kabul ederse sorar. Yetersiz olduğu alanı fark ederse uzmanından yardım alır. Asıl tehlike, bilmediğini bilmeyen yöneticidir. Çünkü böyle bir yönetici kararından da şüphe etmez. Kendisini düzelteni sevmez. Eleştiriyi düşmanlık, farklı fikri itaatsizlik olarak görmeye başlar. Bu nedenle bir yöneticinin sahip olabileceği en büyük meziyetlerden biri, zaman zaman kendisine: “Acaba yanılıyor olabilir miyim?” diye sorabilmesidir.
Kurumların gerilemesi yetenekli insanların önünün kesilmesiyle başlar
Cenab Şahabettin’in şu sözü, liyakat tartışmasının özeti gibidir: “Hangi cemiyet gerilemededir bilmek ister misin, bak ki yüksek adamlar nerede yükselmekten alıkonuyor.”
Bir kurumun gerçek kalitesi, en üst makamında kimin oturduğundan önce, yetenekli insanların ne kadar yükselebildiğine bakılarak anlaşılabilir. Eğer çalışan şunu düşünmeye başlamışsa: “Ne kadar çalışırsam çalışayım değişen bir şey olmayacak.” orada motivasyon hızla kaybolur.
İyi çalışanla kötü çalışan arasında fark bırakmayan sistemler zaman içerisinde iyi çalışanı da ortalamaya çeker. Daha kötüsü, yetenekli insanlardan rahatsız olan yöneticiler ortaya çıkar. Kendisinden daha bilgili personeli tehdit olarak gören yönetici, kurumunun geleceğini kendi eliyle zayıflatır. Güçlü yönetici kendisinden güçlü insanlarla çalışmaktan korkmaz. Zayıf yönetici ise etrafında kendisini aşamayacak insanlar ister.