Cenab Şehabeddin’in Tiryaki Sözleri’nde memuriyet, makam, yönetim, hukuk ve insan tabiatı üzerine söylediği sözlerin üzerinden neredeyse bir asır geçti. Devlet teşkilatı değişti, kurumlar büyüdü, bilgisayarlar ve dijital sistemler hayatımıza girdi, mevzuat ciltler dolusu arttı. Fakat insanın makamla, güçle ve yetkiyle kurduğu ilişki çok fazla değişmedi.
Belki de bu yüzden bazı cümleleri bugün söylenmiş gibi duruyor.
“Yüksek tepelerde hem yılana, hem kuşa rastlayabilirsiniz, fakat biri sürünerek, öteki uçarak yükselmiştir.”
Kamu yönetiminin kadim meselelerinden biri tam da budur: İnsanların yükselmesi değil, nasıl yükseldikleri.
Bir kişi bilgi, emek, ehliyet ve başarıyla yükselmişse makam ona yalnızca yetki verir. Fakat makam; ilişkilerle, sadakat gösterileriyle, tesadüflerle veya birilerinin himayesiyle gelmişse, koltuk zamanla o kişinin eksikliklerini örtmek yerine daha görünür hâle getirir.
Cenab Şehabeddin bunu başka bir cümlede daha da çarpıcı anlatıyor:
“Tesadüfün yükselttiği adamlar hakikaten yüksek adamlardan daha yüksek görünürler.”
Asıl tehlike, insanın makamın büyüklüğünü kendi büyüklüğü sanmaya başlamasıdır.
Makam yükseldikçe kusurlar küçülmez, büyür
Üst düzey kamu yöneticilerinin üzerinde en çok düşünmesi gereken sözlerden biri şudur:
“İnsan yükseğe çıktıkça pantolonundaki yamanın görünme ihtimali artar.”
Alt kademedeki bir çalışanın hatası birkaç kişiyi etkileyebilir. Genel müdürün hatası yüzlerce, kurum başkanının hatası binlerce, daha üst makamların hatası ise milyonlarca insanın hayatına dokunabilir.
Bu nedenle makam yükseldikçe yalnızca yetki artmaz. Yanlışın maliyeti de artar.
Üstelik yüksek makam insanı daha görünür hâle getirir. Kullandığınız makam aracı, yaptığınız atamalar, seçtiğiniz danışmanlar, kamu kaynağına yaklaşımınız, yakın çevrenize sağladığınız imkânlar, hatta kimi dinleyip kimi dinlemediğiniz bile artık bir yönetim göstergesidir.
Makamın en büyük yanılgısı şudur: İnsan, çevresindeki saygının kendisine mi yoksa koltuğa mı gösterildiğini karıştırabilir.
İşte asıl imtihan burada başlar.
Liyakat makamdan daha değerlidir
Cenab Şehabeddin’in şu sözü bugün de kamu personel sisteminin özeti gibidir:
“Ehliyetleri ile yüksek makam kazananlara gıpta ederim. Kazandıkları makamdan dolayı değil, kazandıkları ehliyetlerinden dolayı!”
Kamu yönetiminde en büyük hata, makamı liyakatin önüne koymaktır.
Makam geçicidir. Ehliyet kalıcıdır.
Görevden ayrıldığınız gün makam odası, araç, sekreter, koruma ve protokol ortadan kalkabilir. Geriye yalnızca ne bildiğiniz, ne yaptığınız ve arkanızda nasıl bir kurum bıraktığınız kalır.
Bu yüzden asıl soru “Hangi makama geldiniz?” değil, “O makama ne kattınız?” olmalıdır.
İyi yönetici makamı büyüten değil, makamdan ayrıldıktan sonra bile yaptığı işlerle hatırlanan yöneticidir.
Bürokrasi bazen çalışıyormuş gibi yapmanın sanatına dönüşebilir
Cenab Şehabeddin’in en ironik cümlelerinden biri şudur:
“İş görmüş görünmek için yoktan iş çıkarmak da bir nevi idare maharetidir.”
Bugün bunun karşılığı bazen bitmeyen toplantılar, birbirini tekrar eden raporlar, sürekli hazırlanan sunumlar, gereksiz yazışmalar ve sorun çözmek yerine süreç üretmek olabilir.
Bir kurumda herkes çok meşgulse, bu mutlaka kurumun çok iyi çalıştığı anlamına gelmez.
Bazen tam tersidir.
Gerçek yönetim başarısı, işleri çoğaltmak değil gereksiz işleri azaltmaktır.
İyi yönetici, kendinden önceki sistemi karmaşıklaştırıp sonra da o karmaşıklığı yönetmekle övünmez. Vatandaşın işini kolaylaştırır, personelin zamanını korur ve kurumun enerjisini gerçekten önemli meselelere yönlendirir.
En ağır kamu görevi, anlamsız işi yapmak olabilir
Şu söz de modern bürokrasinin önemli sorunlarından birine işaret ediyor:
“En ağır angarya, faydasızlığından emin olduğu işi vazife namına ifa etmek.”
Kamu kurumlarında bazen herkesin faydasız olduğunu bildiği işlerin yalnızca “eskiden beri böyle yapıldığı” için devam ettirildiğine şahit oluruz.
Aynı veri birkaç farklı yere girilir.
Kimsenin okumadığı raporlar hazırlanır.
Hiçbir sonuç üretmeyen toplantılar yapılır.
Yönetici istemiş olduğu için onlarca personel günlerce sunum hazırlar ve o sunuma toplantıda birkaç dakika bakılır.
Bürokrasinin kalitesi, ürettiği belge sayısıyla değil, çözdüğü sorun sayısıyla ölçülmelidir.
Gerçek yönetici “evet” kadar “hayır” demeyi de bilendir
Cenab Şehabeddin şöyle diyor:
“O zat hakiki bir irade adamıdır ki sırasında ‘Pekiyi’ ve sırasında ‘Olmaz’ demeyi bilir.”
Kamu yönetiminde belki de en zor becerilerden biri budur.
Üst makamlara sürekli “olur” diyenler kısa vadede sevilebilir.
Her talebe çözüm bulan, mevzuat engelse etrafından dolaşan, kaynak yoksa başka formül bulan yöneticiler “pratik” olarak görülebilir.
Fakat yönetici olmanın anlamı her talebi yerine getirmek değildir.
Bazen en büyük kamu hizmeti, yanlış bir talebe karşı “Bu olmaz” diyebilmektir.
Çünkü kamu yöneticisinin sadakati kişilere değil hukuka, kuruma ve kamu yararına olmalıdır.
Kamu yöneticisinin yanında kendisine itiraz edebilen insanlar bulunmalıdır
“Yüksek fikirlere hizmetkâr olamayan, hakkı ile amir olamaz.”
Bu söz yalnızca yöneticiyi değil, yöneticinin çevresini de anlatıyor.
Üst makamlara çıkıldıkça çevredeki “evet efendim”lerin sayısı artabilir. Yönetici bir süre sonra herkesin kendisiyle aynı fikirde olduğunu zanneder.
Oysa bazen herkes aynı fikirde değildir; yalnızca kimse aksini söylemeye cesaret edemiyordur.
İyi yönetici kendisine alkışlayacak insan değil, gerektiğinde hata yaptığını söyleyecek insan arar.
Çünkü kurumları güçlü kılan şey itaat değil, kurallı ve dürüst itirazdır.
Kanun çokluğu hukuk devleti anlamına gelmez
Cenab Şehabeddin’in şu sözü bugün adeta mevzuat enflasyonunu tarif ediyor:
“Kanunlar bile lüzumundan ziyade çoğalınca orta malı olur! Lüzumsuz kanunlardır ki kanunu istihkar doğurur.”
Bir ülkede çok fazla kanun, yönetmelik, genelge ve talimat bulunması tek başına iyi yönetim göstergesi değildir.
Kurallar sürekli değişiyor, birbirine aykırı hükümler oluşuyor ve uygulayıcı bile hangi düzenlemenin yürürlükte olduğunu anlamakta zorlanıyorsa hukuk güvenliği zedelenir.
İyi mevzuat çok olan değil, açık, uygulanabilir ve öngörülebilir olan mevzuattır.
Hâkim için en büyük tehlike dosyanın sıradanlaşmasıdır
Yargıya ilişkin şu söz ise ayrı bir önem taşıyor:
“Davaları hafiflikle telakki eden hâkim, davacılara mahkemelerle oynamak hakkını tanımış olur.”
Bir mahkemenin önüne her gün yüzlerce dosya gelebilir.
Fakat hâkim için dosyalardan biri olan dava, vatandaş için hayatının en önemli meselesi olabilir.
Bir miras davası onun geleceğidir.
Bir iş davası geçim kaynağıdır.
Bir ceza davası özgürlüğüdür.
Bir ticaret davası yıllarca verdiği emeğin sonucudur.
Bu nedenle yargıda en büyük tehlike yalnızca yanlış karar değildir. Dosyaların sıradanlaşmasıdır.
Adaletin soğukkanlı olması gerekir; fakat ilgisiz olması gerekmez.
Makamın gerçek büyüklüğü ayrıcalığı azaltabilmektir
Belki de Tiryaki Sözlerinden bugünün kamu yönetimine çıkarılabilecek en önemli ders şudur:
Makam büyüdükçe insanın da büyümesi gerekmez.
Bazen tam tersine, insanın egosunun küçülmesi gerekir.
Daha büyük makam odası istememek, daha lüks araç aramamak, çevresine gereğinden fazla insan toplamamak, yakınlarını makamın imkânlarından uzak tutmak, kamu kaynağını kendi parasından daha dikkatli kullanmak, kendisine itiraz edenleri cezalandırmamak,
bilmediğini kabul edebilmek…
Bunların hiçbiri yönetmeliklerde ayrıntılı biçimde yazmaz.
Ama iyi kamu yönetiminin özü biraz da bunlardır.
Cenab Şehabeddin’in yaklaşık yüz yıl önce söylediği sözler bugün hâlâ bizi düşündürüyorsa sorun onun ne kadar ileri görüşlü olduğundan ibaret değildir.
Belki de asıl mesele, insanın makam ve güç karşısındaki zaaflarının yüzyıldır pek değişmemiş olmasıdır.
Bu nedenle kamu yönetimindeki en önemli denetim bazen Sayıştay, müfettiş veya mahkeme değildir.
İnsanın kendi vicdanıdır.
Çünkü mevzuatın izin verdiği her şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Bazen yaptığınız kanuni olabilir ama ahlaki olmayabilir.
Makamınızın sağlayabileceği her imkândan yararlanmak zorunda değilsiniz.
Ve kimsenin sizi durduramayacağı yerde kendinizi durdurabiliyorsanız, belki de kamu yönetimindeki en zor sınavı geçmişsiniz demektir.
Cenab Şehabeddin’in şu sözüyle bitirelim:
“Esarete düşmeksizin itaat eden ve istibdada varmaksızın amir olabilir misin, emin ol ki kuvvetlisin.”
Gerçek yöneticilik belki de tam olarak budur.