MAKAMIN GETİRİSİ Mİ, İLKELERİN BEDELİ Mİ?
Kamu yönetiminde etik, insanın ne kadar kazanabileceğiyle değil, neyi kabul etmeyeceğiyle ölçülür.
Yıllar önce Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının iştiraki olan Emek İnşaat A.Ş.’de denetim kurulu üyeliği yaptım. Dönemin SGK Başkanı beni uygun görmüş, bu göreve seçilmemi istemişti.
Bir süre sonra SGK Başkan Yardımcısı, yönetim kurulu üyeliğine getirileceğimi ve maaşımın artacağını, yönetim kurulu başkanlığına ise başka bir daire başkanının uygun görüldüğünü bildirdi.
Kendisine, İnsan Kaynakları Daire Başkanının yönetim kurulu üyesi, Emekli Sandığı eski daire başkanının da yönetim kurulu başkanı olmasının doğru olmadığını düşündüğümü bu nedenle de böyle bir görevlendirmeyi kabul etmeyeceğimi açıkça belirttim.
Dönemin SGK Başkanı da yönetim kurulu üyeliğini neden kabul etmediğimi sordu. Aynı gerekçeleri kendisine anlattım. Bana şu karşılığı verdi: “Bunda bir sorun yok ki. Ben de zaman zaman KİT’lerde yönetim kurulu üyesi oluyorum. KİT genel müdürü de yönetim kurulu başkanı oluyor.”
Kendisine teşekkür ettim. Ancak bunun kendi ilkelerimle bağdaşmadığını belirterek görevi kabul etmedim.
Üstelik bu görevi kabul etseydim maaşım da artacaktı.
Yani önümde hem yeni bir makam hem de daha fazla gelir elde etme imkânı vardı. Buna rağmen kabul etmedim. Çünkü insanın her elde edebileceği imkânı kullanmak zorunda olmadığına, bazı tercihlerin maddi kazançtan daha değerli olduğuna inanıyordum.
Aradan yıllar geçti. Bugün ise bakan yardımcılığı görevini yürütenlerin KİT’lerde veya başka kamu kurumlarında yönetim kurulu üyelikleri üstlenmesini görüyoruz. Elbette bu görevin kabulünde hukuken bir sakınca bulunmamaktadır. Bu nedenle birden fazla görev üstlenmek, tek başına hukuka aykırılık veya etik ihlal anlamına gelmez. Ancak bir uygulamanın mevzuata uygun olması, onun kamu etiği bakımından tartışılmasını da engellemez.
Asıl mesele, birden fazla görevden gelir elde etmenin mümkün olup olmadığı değil; bu görevlendirmelerin hangi ihtiyaçla yapıldığı, kamu yararına ne kattığı ve kamu vicdanında nasıl karşılık bulduğudur.
Bir bakan yardımcısının asli görevi zaten önemli bir kamu sorumluluğu taşırken, ayrıca genel müdürün yönetim kurulu başkanı olduğu bir yerde yönetim kurulu üyeliği üstlenmesi gerçekten zorunlu mudur? Bu görevlendirmeler uzmanlık ve kurumsal ihtiyaç esasına mı dayanıyor, yoksa üst düzey makamlara ek gelir sağlayan olağan bir uygulamaya mı dönüşüyor?
Bu soruları sormak, kimseyi peşinen suçlamak değildir. Kamu görevini ve kamu kaynaklarını etik ilkeler çerçevesinde tartışmaktır. Çünkü kamu yönetiminde sorun yalnızca hukuka aykırı işlem yapılması değildir. Hukuken mümkün olanın, zamanla sorgulanamaz bir ayrıcalık gibi görülmeye başlanması da ciddi bir etik sorundur.
Dahası, kamu yöneticileri yalnızca yaptıkları işlerle değil, sahip oldukları imkânlar karşısında gösterdikleri tutumla da örnek olurlar. Toplumdan fedakârlık bekleyen, tasarruf çağrısı yapan ve kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını savunan yöneticilerin, kendi kazanç ve imkânları söz konusu olduğunda da aynı hassasiyeti göstermeleri beklenir.
Ben yıllar önce, daha fazla gelir elde etme imkânı sunan bir görevi kendi etik ölçülerimle bağdaştıramadığım için kabul etmedim. Bunu bir üstünlük göstergesi olarak anlatmıyorum. Yalnızca kamu görevinde bazen asıl meselenin, önümüze çıkan imkânı elde etmek değil, o imkân karşısında nasıl bir duruş sergilediğimiz olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Bugün kamu yönetiminde yeniden düşünmemiz gereken konu tam da budur: Her yasal imkânı kullanmak zorunda mıyız? Her makamı kabul etmek, her ek geliri elde etmek zorunda mıyız?
Etik, yalnızca yasakları ihlal etmemek değildir. Bazen kimsenin size engel olmadığı bir durumda, kendi vicdanınızın koyduğu sınırı aşmamaktır. Bazen de alabileceğiniz bir görevi, alabileceğiniz bir geliri, sırf doğru bulmadığınız için reddedebilmektir.
Kamu görevinde güveni büyüten şey, yöneticilerin kaç makam taşıdığı veya ne kadar kazandığı değil; kamu gücünü kişisel menfaatin önünde tutup tutamadığıdır. Çünkü makamın sağladığı imkânlar geçicidir; insanın ilkeleri ise geriye bıraktığı itibarı belirler.
Ve bazen bir insanın etik duruşunu gösteren en önemli şey, hangi makama geldiği değil, hangi makamı kabul etmediğidir. Bu arada denetim kurulu üyesi olarak görev yaptığım dönemde üç yönetim kurulu başkanı hakkında da çok ağır denetim raporu yazdığımı da belirtmem gerekiyor. Yani bu görevi laf olsun diye yapmadım.