Kamu kurumlarında yapılan bazı atamalara baktığınızda insanın aklına ister istemez minibüsçü mantığı geliyor.
Minibüsçü açısından araca binen herkes yolcudur.
Hizmetli de binse aynı ücreti öder, genel müdür de.
Öğrenci de yolcudur, profesör de.
Esnaf da yolcudur, bakan yardımcısı da.
Minibüsçünün işi yolcunun eğitimine, mesleğine, tecrübesine veya yeteneğine bakmak değildir.
Onun açısından mesele basittir:
Bir koltuk vardır, bir de o koltuğa oturan yolcu.
Yolcunun kim olduğunun fazla önemi yoktur.
Toplu taşıma açısından bunda garip bir taraf da yoktur.
Ancak aynı anlayışı kamu yönetimine taşıdığınız zaman ciddi bir problem ortaya çıkar.
Çünkü devlette her koltuk aynı koltuk değildir.
Her makamın gerektirdiği bilgi, tecrübe, eğitim, yöneticilik yeteneği ve sorumluluk farklıdır.
Dolayısıyla kamu yönetiminde; “Koltuk boşsa birini oturtalım.” anlayışıyla hareket edemezsiniz.
Her yolcu aynı olabilir ama her yönetici aynı değildir
Minibüste yolcunun niteliği önemli olmayabilir.
Kamu yönetiminde ise yöneticinin niteliği doğrudan kamu hizmetinin niteliğini belirler.
Bir genel müdürün yönettiği teşkilat vardır.
Bütçesi vardır.
Personeli vardır.
Karar alma sorumluluğu vardır.
Bir daire başkanının belirli bir alanda ciddi bilgi ve tecrübeye sahip olması gerekir.
Bir il müdürünün yalnızca mevzuatı değil, taşra teşkilatını ve yönettiği alanı da bilmesi gerekir.
Bir kurum başkanının önüne yüzlerce teknik, hukuki ve idari mesele gelir.
Böyle makamlara yapılacak atamalarda:
“Nasıl olsa öğrenir.”
“Yanında bilenler var.”
“Bir süre sonra alışır.”
mantığı hâkim olursa kurumların kalitesi de buna göre şekillenir.
Çünkü devlet yönetimi staj yapma yeri değildir.
Elbette herkes ilk görevine bir gün başlar.
Hiç kimse doğuştan genel müdür veya daire başkanı değildir.
Ama bunun adı kariyer sistemidir.
Kişi aşama aşama yetişir.
Dosya görür.
Problem çözer.
Alt görevlerde sorumluluk alır.
Kurumun nasıl işlediğini öğrenir.
Ve belirli bir birikimden sonra daha üst görevlere gelir.
Olması gereken budur.
Koltukları birbirine eşitlemek büyük hata
Kamu yönetimindeki önemli problemlerden biri makamların giderek birbirine eşitmiş gibi görülmesidir.
Sanki;
şube müdürlüğü,
daire başkanlığı,
genel müdür yardımcılığı,
genel müdürlük,
kurum başkanlığı
arasında yalnızca makam odasının büyüklüğü farkı varmış gibi davranılıyor.
Oysa durum böyle değildir.
Yetki arttıkça sorumluluk artar.
Sorumluluk arttıkça da o göreve getirilecek kişide aranması gereken niteliklerin artması gerekir.
Normal şartlarda bir kişinin kariyerinin;
bilgi,
tecrübe,
başarı,
yönetim kabiliyeti
ve görev performansıyla yükselmesi beklenir.
Bunun yerine makamlar yalnızca doldurulması gereken boş koltuklara dönüşürse kamu yönetiminde minibüsçü mantığı ortaya çıkar:
“Arka tarafta bir kişilik yer var, geç abi geç!”
Kamu yönetimi böyle yürütülemez.
“Yanında bilen biri bulunur” anlayışı
Bazen yapılan bir atama eleştirildiğinde ilginç bir savunmayla karşılaşılıyor: “Her şeyi bilmek zorunda değil.”
Elbette değil.
Hiçbir yöneticinin her şeyi bilmesi mümkün değildir.
Zaten yöneticilik, gerektiğinde uzmanlardan yararlanmayı da gerektirir.
Ama buradan hareketle yöneticinin görev yaptığı alanı hiç bilmesine gerek olmadığı sonucuna ulaşılamaz.
Bir hastane yöneticisinin sağlık sistemini,
Bir mali yöneticinin kamu maliyesini,
Bir personel yöneticisinin personel mevzuatını,
Teknik bir kurumun yöneticisinin kurumun faaliyet alanını
belirli ölçüde bilmesi gerekir.
Aksi hâlde ortaya garip bir model çıkar.
Yönetici makamda oturur.
Dosyayı uzman hazırlar.
Mevzuatı uzman bilir.
Teknik konuyu uzman bilir.
Riskleri uzman anlatır.
Çözümü uzman üretir.
Sonra yöneticinin önüne dosya gelir.
İmzayı ise neyi imzaladığını dahi bilmeden o atar.
Bu durumda insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Yöneticilik bunun neresinde?
Liyakat yalnızca diploma değildir
Burada başka bir yanlış anlaşılmaya da dikkat çekmek gerekiyor.
Liyakat yalnızca diploma değildir.
Bir kişinin çok iyi bir üniversiteden mezun olması tek başına iyi yönetici olacağını göstermez.
Aynı şekilde yıllarca kamu görevi yapmış olmak da otomatik olarak iyi yönetici olmak anlamına gelmez.
Liyakat daha geniş bir kavramdır.
Bilgi gerekir.
Tecrübe gerekir.
Muhakeme gücü gerekir.
İnsan yönetebilme kabiliyeti gerekir.
Kriz yönetebilmek gerekir.
Mevzuatı bilmek gerekir.
Kurum kültürünü anlayabilmek gerekir.
Ve en önemlisi, sorumluluk alabilmek gerekir.
Dolayısıyla kamu yönetiminde asıl soru:
“Bu kişi atanabilir mi?” olmamalıdır.
Asıl soru:
“Bu kişi bu görevi hakkıyla yapabilir mi?” olmalıdır.
İki soru arasında çok ciddi fark vardır.
Mevzuat bir kişinin atanmasına engel olmayabilir.
Ama bu durum o kişinin o görev için en uygun kişi olduğunu göstermez.
“Atanabilir olmak” ile “uygun olmak” aynı şey değildir
Kamu yönetiminde üzerinde özellikle durulması gereken ayrım budur.
Bir kişi hukuken bir göreve atanabilir.
Gerekli genel şartları taşıyabilir.
Ancak o görevin gerektirdiği mesleki birikime sahip olmayabilir.
İşte burada kanuni yeterlilik ile yönetsel yeterlilik birbirinden ayrılır.
İyi kamu yönetimi yalnızca:
“Mevzuatta engel var mı?” sorusuyla kurulamaz.
Bir de:
“Bu atama kamu hizmetinin kalitesini artıracak mı?” diye sormak gerekir.
Aksi hâlde kanunen atanabilen herkesin her göreve uygun olduğu gibi son derece yanlış bir anlayış ortaya çıkar.
Bu da tam anlamıyla minibüs mantığıdır:
Biletini aldıysa koltuğa oturabilir.
Devlette ise mesele bilet değil, ehliyettir.
Yanlış atamanın bedelini kurum ödüyor
Yanlış yönetici tercihinin maliyeti çoğu zaman hemen görülmez.
İlk gün hiçbir şey olmaz.
İkinci gün de kurum çalışmaya devam eder.
Çünkü kamu kurumlarının ciddi bir kurumsal hafızası vardır.
Tecrübeli personel vardır.
Uzmanlar vardır.
Şefler vardır.
Alt kademe yöneticiler vardır.
Sistem bir süre yöneticinin yetersizliğini gizleyebilir.
Ancak zaman geçtikçe sorunlar ortaya çıkmaya başlar.
İyi personel küser.
İş bilenler sistemden uzaklaşır.
Yönetici kendisini tehdit altında hissettiği için çevresini kendisine itiraz etmeyen kişilerle doldurur.
Kurum hafızası zayıflar.
Karar kalitesi düşer.
Sonra da “Bu kurum neden eskisi gibi çalışmıyor?” diye sorulur.
Aslında cevap çok basittir.
Çünkü kurumların kalitesini binalar değil, insanlar belirler.
İyi yönetici kendisinden daha iyileriyle çalışır
Gerçek yöneticinin önemli özelliklerinden biri kendisinden daha bilgili insanlardan korkmamasıdır.
Hatta özellikle onları yanında ister.
Çünkü amacı koltuğunu korumak değil, kurumunu başarıya ulaştırmaktır.
Yetersiz yönetici ise tam tersini yapar.
Kendisinden daha bilgili olanı tehdit olarak görür.
İtiraz edeni sevmez.
Soru soranı istemez.
Yanlışını gösterenden rahatsız olur.
Zaman içerisinde çevresinde yalnızca:
“Çok doğru efendim.”
“Harika düşünmüşsünüz.”
“Kesinlikle haklısınız.”
diyen insanlar kalır.
Ve bir kurum için asıl tehlike tam da burada başlar.
Çünkü yönetici artık gerçeği değil, duymak istediğini duymaktadır.
Kamu yönetimi dolmuş hattı değildir
Kamu görevleri bir aracın boş koltukları gibi görülmemelidir.
Boş bir koltuk gördüğünüzde:
“Birini oturtalım, yolda öğrenir.” deme lüksünüz yoktur.
Çünkü kamu kurumlarında yanlış kararların bedelini yöneticilerden çok vatandaş öder.
Hizmet aksar.
Kaynaklar yanlış kullanılır.
Projeler gecikir.
Personel huzursuz olur.
Kurumların itibarı zedelenir.
Bunun için atamalarda temel yaklaşım:
“Kimi atayabiliriz?” değil;
“Bu işi en iyi kim yapabilir?” olmalıdır.
Sonuç olarak
Minibüsçü için bütün yolcular gerçekten eşit olabilir.
Parasını veren biner.
Boş koltuğu bulan oturur.
Kim olduğu önemli değildir.
Ama devlet yönetimi minibüs değildir.
Genel müdürlük koltuğu ile herhangi bir başka görev aynı değildir.
Kurum başkanlığı ile uzmanlık aynı değildir.
Yönetim makamları, yalnızca doldurulması gereken kadrolar değildir.
Her makamın gerektirdiği ayrı bir bilgi, tecrübe ve sorumluluk vardır.
Bunları yok saydığınız zaman kamu yönetimini farkında olmadan şu anlayışa indirgersiniz:
“Koltuk boş, biri otursun.”
Sonra araç hareket eder.
Bir süre sonra yanlış yola girilir.
Yolcular sorar:
“Şoför yolu biliyor mu?”
Cevap gelir:
“Bilmiyor ama giderken öğrenir.”
İşte kamu yönetiminde kaçınılması gereken tam da budur.
Çünkü minibüste yanlış durağa giderseniz en fazla birkaç kilometre kaybedersiniz.
Devlette yanlış kişiyi yanlış koltuğa oturtursanız yıllar kaybedebilirsiniz.