Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Olağan dışı işlemleri takip etmek zaten SPK’nın görevi

Olağan dışı işlemleri takip etmek SPK’nın görevi ise fon soruşturmasında ortaya çıkanların sebebi açıklanmalıdır.

Özata Denizcilik paylarında gerçekleştirilen işlemler nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulunun 11 kişi hakkında suç duyurusunda bulunması, aynı kişilerle birlikte Tera Yatırım ve Tera Portföy’e iki yıl işlem yasağı getirmesi, sermaye piyasalarında yürütülen tartışmayı başka bir noktaya taşıdı. Karar, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun işlem bazlı piyasa dolandırıcılığını düzenleyen 107/1’inci maddesi kapsamında alındı. Şirketlere yönelik yasak ise kendi nam ve hesaplarına yapacakları OZATD işlemleriyle sınırlandırıldı.

Elbette SPK’nın suç duyurusunda bulunması, hakkında işlem yapılan kişilerin suçlarının kesinleştiği anlamına gelmez. Suçun oluşup oluşmadığı adli makamların yapacağı soruşturma ve yargılama sonucunda belirlenecektir.

Fakat bu gelişmenin ortaya çıkardığı başka ve bence en az bunun kadar önemli bir soru var:

Bu işlemler yapılırken sermaye piyasasını gözetmek ve denetlemekle görevli mekanizmalar ne yapıyordu?

Daha açık soralım:

SPK görevlilerinin herhangi bir şekilde göz yumması olmadan böylesine geniş bir işlem zinciri kurulabilir mi?

Bugünkü bilgilerle “hayır, kurulamazdı” demek mümkün değildir.

Ama “SPK’nın bunu görmemesi son derece doğaldır” demek de kolay değildir.

Çünkü SPK’nın kendi açıklamaları, gözetim sisteminin nasıl çalışması gerektiğini oldukça açık biçimde ortaya koyuyor.

Olağan dışı işlemleri takip etmek zaten SPK’nın görevi

SPK bünyesinde doğrudan Piyasa Gözetim ve Denetim Dairesi Başkanlığı bulunuyor.

Bu dairenin resmi görev tanımında; borsada işlem gören sermaye piyasası araçlarındaki olağan dışı fiyat ve miktar hareketlerinin, bilgi suistimali, piyasa dolandırıcılığı ve piyasa bozucu eylemler yönünden izlenmesi, incelenmesi ve denetlenmesi açıkça sayılıyor.

SPK ayrıca kendi internet sitesinde piyasa gözetiminin amacını, mevzuata aykırı fiillerin ve muhtemel risklerin tespit edilerek gerekli işlemlerin yapılması olarak tanımlıyor. Makul şüphe oluştuğunda tedbir uygulanabileceğini; yatırım kuruluşlarının bildirdiği şüpheli işlemlerin incelendiğini ve piyasa bozucu eylemlerin takip edildiğini belirtiyor.

Borsa İstanbul tarafında da benzer bir yapı var.

Borsa İstanbul’un resmi açıklamasına göre tüm piyasalardaki işlemler ile olağan dışı fiyat ve miktar hareketleri elektronik gözetim sistemiyle izleniyor ve raporlanıyor.

Dahası SPK, daha önce yaptığı resmi açıklamalarda Borsa İstanbul’daki işlemlerin SPK ve Borsa İstanbul tarafından anlık takip edildiğini ve piyasa bozucu eylemlere yönelik gözetim ve denetimin sürekli yürütüldüğünü bizzat ifade etti.

Bu durumda tartışmanın merkezine artık yalnızca işlem yapan kişiler değil, gözetim sisteminin ne zaman ve nasıl çalıştığı da konulmalıdır.

“Göz yumma” ile “geç tespit” aynı şey değildir

Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor.

Olağan dışı bir işlem gerçekleştikten sonra SPK’nın bunu tespit etmesi, SPK içerisindeki birilerinin önceden haberdar olduğu anlamına gelmez.

Sermaye piyasası işlemleri bazen çok sayıda hesap, farklı aracı kurumlar, fonlar, bağlantılı kişiler ve zamana yayılan işlemler üzerinden gerçekleştirilebilir. Elektronik sistemin bir hareketi olağan dışı olarak işaretlemesiyle, bunun hukuken piyasa dolandırıcılığı olduğunu kanıtlamak aynı şey değildir.

Dolayısıyla bir işlemin aylar sonra suç duyurusuna dönüşmesi tek başına “SPK görevlileri göz yumdu” sonucunu doğurmaz.

Ancak bunun tersi de geçerlidir.

SPK’nın görevi olağan dışı fiyat ve miktar hareketlerini izlemekse ve Borsa İstanbul bu işlemleri elektronik sistemlerle sürekli takip ediyorsa, uzun süre devam eden, önemli büyüklüğe ulaşan veya çok sayıda kişi ve kuruluşun dahil olduğu işlemler bakımından şu soruların sorulması son derece doğaldır:

İlk alarm ne zaman oluştu?

İşte bence araştırılması gereken yer tam olarak burasıdır.

İşlem yapanları araştırmak yetmez, denetim zaman çizelgesi de çıkarılmalı

Özata Denizcilik dosyasında SPK sonuçta harekete geçmiş, 11 kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuş, işlem yasakları getirmiş ve beş kişinin sermaye piyasası lisanslarını yasak süresince iptal etmiş durumda.

Bu önemli.

Fakat iyi bir denetimde yalnızca “sonunda ne yapıldı?” sorusu sorulmaz.

“Ne zaman yapıldı?” sorusu da sorulur.

Çünkü yatırımcı açısından iki tarih arasında çok büyük fark vardır.

Olağan dışı hareket başladığında müdahale etmek başka şeydir.

Fiyatlar olağan dışı seviyelere ulaştıktan, yatırımcılar pozisyon aldıktan ve muhtemel zararlar ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek başka şeydir.

Bu nedenle bu dosyada yalnızca piyasa işlemlerinin değil, SPK ve Borsa İstanbul içerisindeki gözetim sürecinin de kronolojisi çıkarılmalıdır.

Cevabı aranması gereken sorular var

Bu konuda herhangi bir SPK çalışanını delilsiz biçimde suçlamak yerine, kayıtlarla cevaplandırılabilecek sorular üzerinden gidilmesi daha doğru olur:

  • OZATD payındaki ilk olağan dışı fiyat, hacim veya hesap yoğunlaşması hangi tarihte elektronik gözetim sistemine düştü?

  • Borsa İstanbul bu hareketlerle ilgili SPK’ya ilk raporu hangi tarihte gönderdi?

  • SPK Piyasa Gözetim ve Denetim Dairesi ilk incelemeyi ne zaman başlattı?

  • Aracı kurumlar tarafından SPK’ya şüpheli işlem bildirimi yapıldı mı; yapıldıysa hangi tarihlerde?

  • İlk şüpheden suç duyurusuna kadar geçen sürede neden daha erken veya daha ağır tedbir uygulanmadı?

  • İlgili kişi ve kurumların başka hisselerdeki işlemleri de incelendi mi?

  • Fonlar ve bağlantılı hesaplar arasında ortak işlem örüntüsü tespit edildi mi?

  • Gözetim sisteminin ürettiği alarm ve raporlara hangi SPK personeli veya yöneticileri erişti; bunlar hangi aşamada üst makamlara taşındı?

  • Herhangi bir rapor bekletildi mi, işlem yapılmadan kapatıldı mı veya geciktirildi mi?

  • Eğer gecikme varsa bunun teknik, hukuki veya idari gerekçesi neydi?

İşte “SPK içinde göz yumuldu mu?” sorusunun cevabı tahminle değil, bu kayıtlarla verilebilir.

Asıl incelenmesi gereken elektronik izlerdir

Burada çok önemli bir avantaj var.

Bu tür bir denetim soyut tanık anlatımlarına mahkûm değildir.

Sermaye piyasasında neredeyse her işlem elektronik iz bırakır.

Hangi hesap hangi saniyede emir verdi?

Emir kim tarafından iletildi?

Hangi aracı kurum üzerinden geçti?

Hangi IP veya kullanıcı hesabı kullanıldı?

Hangi fon hangi tarihte ne aldı?

Gözetim sistemi hangi tarihte alarm üretti?

Alarmı hangi görevli açtı?

Hangi rapor düzenlendi?

Kime gönderildi?

Kim hangi tarihte işlem yaptı?

Bunların önemli bölümü kayıt üzerinden araştırılabilecek konulardır.

SPK’nın kendi açıklamasına göre denetimler kurul uzmanları tarafından yürütülüyor, hazırlanan raporlar Kurul Karar Organına sunuluyor ve nihai işlem orada karara bağlanıyor. Ayrıca Kurul Başkanı program dışı denetim de yaptırabiliyor.

Dolayısıyla sistem içerisinde kim, neyi, ne zaman biliyordu? sorusunun cevabının kurumsal kayıtlarda aranması mümkündür.

Sadece yatırımcıyı araştırmak eksik kalır

Bir sermaye piyasası soruşturmasında yalnızca işlemi yaptığı iddia edilen kişileri incelemek bana göre kurumsal denetim açısından yeterli değildir.

Çünkü ikinci bir soru daha vardır:

Denetlemekle görevli sistem bu işlemleri zamanında tespit etti mi?

Eğer ettiyse: Neden o tarihte müdahale edilmedi?

Eğer etmediyse: Neden tespit edemedi?

Sistem mi yetersizdi?

Personel mi yetersizdi?

Mevzuat mı yetersizdi?

Bilgi mi eksikti?

Yoksa alarm geldiği hâlde gereken işlem mi yapılmadı?

Bu ihtimaller birbirinden tamamen farklıdır.

Ve yalnızca sonuncusu, somut delil bulunması hâlinde “göz yumma” tartışmasını doğrudan gündeme getirir.

Bu ayrım yapılmadan SPK çalışanlarını topluca zan altında bırakmak doğru olmaz.

Fakat hiç araştırmamak da doğru olmaz.

SPK’nın görevi olaydan sonra suç duyurusu yapmakla sınırlı değil

SPK’nın resmi görev tanımına bakıldığında Kurulun yalnızca geçmişte gerçekleşmiş ihlalleri soruşturmakla görevlendirilmediği görülüyor.

Kurul aynı zamanda piyasaların güvenilir ve adil şekilde işlemesini sağlamak, yatırımcıyı korumak, riskleri tespit etmek ve gerekli önleyici tedbirleri almakla görevli. SPK’nın açıklamalarında işlem yasağı, faaliyetlerin sınırlandırılması, lisans iptali ve çeşitli piyasa tedbirleri bu yetkiler arasında sayılıyor.

Bu nedenle başarı ölçüsü yalnızca: “Sonunda suç duyurusunda bulunduk.” olmamalıdır.

Bir başka ölçü de şudur: “Zarar büyümeden ne yaptık?”

SPK’yı da kapsayan bağımsız bir inceleme gerekir

Bugün mevcut kamuya açık bilgilerle SPK içerisindeki herhangi bir görevlinin piyasa işlemlerine göz yumduğunu söyleyemeyiz.

Böyle bir iddiayı gerçekmiş gibi ortaya koymak doğru olmaz.

Ancak aynı bilgiler, şu soruyu sormayı fazlasıyla haklı kılıyor: SPK ve Borsa İstanbul’un elektronik gözetim mekanizmaları bu işlemleri hangi tarihte fark etti ve fark ettikten sonra ne yaptı?

Çünkü sermaye piyasasında böylesine ciddi bir olay araştırılıyorsa denetim yalnızca masanın bir tarafına yapılmamalıdır.

İşlem yapan araştırılmalı.

Aracı kurum araştırılmalı.

Portföy yönetim şirketi araştırılmalı.

Fonların hareketleri araştırılmalı.

Ama aynı zamanda denetleyenler de denetlenmelidir.

Eğer SPK zamanında alarm üretmiş ve gerekli işlemleri yapmışsa, kayıtlar bunu gösterecektir.

Eğer sistem alarm üretmesine rağmen müdahale gecikmişse, bunun sebebi ortaya çıkarılmalıdır.

Eğer bazı görevlilerin bilinçli biçimde işlem yapmadığına ilişkin bir delil bulunursa, o zaman konu artık yalnızca sermaye piyasası denetimi değil, kamu görevlilerinin idari ve gerektiğinde cezai sorumluluğu meselesine dönüşür.

Dolayısıyla doğru soru: “SPK görevlileri kesin göz yumdu mu?” değildir.

Doğru soru şudur: “SPK’da kim, hangi tarihte, hangi bilgiyi gördü; hangi işlemi yaptı veya yapmadı ve bunun gerekçesi neydi?”

Bu soruların cevapları ortaya çıkmadan fon krizinin gerçekten bütün yönleriyle araştırıldığını söylemek zor olur.