İçeriğe geç

Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Sendika genel kurulunda eskort iddiası: Üyelerin aidatlarıyla neler yapılıyor?

Uzunca bir süredir sendikaların yeterince denetlenmediğini yazıp duruyorum. Ancak bir arpa boyu yol alınamadığını da görüyorum. Sendika genel kurulunda eskort iddiası ortalığı fena halde karıştırdı.

Sendikalar, üyelerinin haklarını korumak için vardır; yöneticilerine sınırsız imkânlar sunmak için değil. Bir sendika yöneticisinin en önemli sorumluluğu, temsil ettiği üyelerin güvenini ve emanet ettiği aidatları korumaktır.

Sosyal medyada bir memur sendikasının 2. Olağan Genel Kurulu sırasında yaşandığı ileri sürülen olay, doğruluğunun araştırılmasını gerektiren ciddi iddiaları gündeme taşıdı.

İddiaya göre bir sendikanın şube başkanı, genel kurul için konakladığı otele dışarıdan bazı kadınlarla birlikte gelmiş, otel görevlileri ise bu kişilerin otele girişine müdahale etmiş.

Hatta resepsiyon görevlisinin ısrarla şu ifadeyi kullandığı ileri sürülüyor: “Beyefendi, lütfen hemen oteli terk edin!”

Yaşananların ardından kadınların otelden ayrıldığı, şube başkanının ise yanındaki arkadaşıyla birlikte asansöre binerek odasına çıktığı anlatılıyor.

Bu iddiaların henüz bağımsız biçimde doğrulanmadığını belirtelim. Kadınların kimlikleri, otele geliş amaçları ve otel görevlisinin müdahale gerekçesi açıklığa kavuşturulmadan herhangi bir kişiye suç isnat edilmesi doğru değildir. Ancak ortada cevaplandırılması gereken ciddi sorular olduğu da açıktır.

Üyenin aidatı, yöneticinin şahsi harçlığı değildir!

Bir memur, maaşından her ay belirli bir tutarın sendika aidatı olarak kesilmesine neden razı olur?

Hakları savunulsun, çalışma şartları iyileştirilsin, özlük hakları korunsun ve gerektiğinde kendisine hukuki destek sağlansın diye.

Peki, sendika yöneticilerinden ne bekler?

Topladıkları aidatları özenle kullanmalarını, gereksiz harcamalardan kaçınmalarını ve hesap verebilmelerini.

Sendika aidatı, yöneticilerin keyfî biçimde harcayabileceği bir para değil, üyelerin alın terinden ayrılan bir emanettir.

Şimdi düşünelim.

Bir sendika yöneticisi, sendikanın parasıyla beş yıldızlı otellerde konaklıyor, lüks restoranlarda yemek yiyor, yakınlarının seyahat masraflarını sendika bütçesinden karşılıyor veya sendikal faaliyetle ilgisi bulunmayan kişisel harcamalarını bu bütçeye yüklüyorsa buna nasıl bakacağız?

Böyle harcamaların yapıldığı somut olarak tespit edildiğinde mesele artık yalnızca etik değildir. Mali sorumluluk ve gerektiğinde hukuki yaptırım da gündeme gelir.

Nitekim 4688 sayılı Kanun'un 26. maddesi, sendika gelirlerinin kanunda ve sendika tüzüğünde belirtilen amaçlar dışında kullanılmasını yasaklamaktadır.

Dolayısıyla gündeme gelen olayda da otel konaklama bedelinin kim tarafından karşılandığının ve sendika kaynaklarının kişisel amaçlarla kullanılıp kullanılmadığının araştırılması gerekmektedir.

Benzer iddialar daha önce de gündeme gelmişti

Hatırlanacağı üzere, daha önce de dernek gelirlerinin eğlence mekânlarında ve eskort hizmetlerinde kullanıldığı yönünde iddialar basına yansımıştı.

İlgili kuruma ulaşan şikâyet üzerine soruşturma yapıldığını ve olaya adı karışan personelin görevine son verildiği belirtilmişti.

Bu örnek, bir kuruma emanet edilen kaynakların kişisel amaçlarla kullanıldığına ilişkin iddiaların neden ciddi biçimde araştırılması gerektiğini göstermektedir. Ancak sendikalarda sorumluluk yalnızca otel ve eğlence harcamalarıyla sınırlı değildir.

Örneğin, sendika bütçesinden karşılanan gereksiz lüks araç kiralamaları, gerçekte yapılmayan faaliyetler için düzenlenen gider belgeleri, sendika yöneticilerinin yakınlarına sağlanan ayrıcalıklar veya genel kurul organizasyonları kapsamında şişirilen faturalar da aynı titizlikle incelenmelidir.

Bir kuruşun dahi hesabı verilemiyorsa, milyonlarca liralık sendika bütçesinin nasıl yönetildiği mutlaka sorgulanmalıdır.

Sendika yöneticisi olmak disiplin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz

Olayın bir başka önemli boyutu da iddiaya konu kişinin kamu görevlisi olmasıdır.

4688 sayılı Kanun'un 18. maddesi, sendika yöneticilerine görevlerini yerine getirebilmeleri için güvence ve belirli koşullarda aylıksız izin hakkı tanımaktadır. Ancak aylıksız izne ayrılmak, kamu görevlisi statüsünden kaynaklanan bütün hukuki sorumlulukların ortadan kalkması anlamına gelmez.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesi, memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak ağırlıktaki bazı davranışlar için ağır disiplin yaptırımları öngörmektedir.

Elbette her özel hayat davranışı disiplin suçu değildir. Somut bir fiilin varlığı, kamu görevlisi statüsüyle bağlantısı, kanuni unsurları ve delilleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Fakat sendikal faaliyet perdesi altında kamu görevlisinin hukuki sorumluluktan bütünüyle muaf olduğu da düşünülemez.

Bu nedenle gerekli görülmesi halinde ilgili kamu kurumunun, kişinin hukuki statüsünü dikkate alarak disiplin yönünden ön inceleme yapması mümkündür.

Sendika yönetimi bu sorulara cevap vermeli!

Söz konusu sendika yönetiminin iddiaları görmezden gelmek yerine açıklığa kavuşturması gerekir.

Öncelikle;

1- Genel kurulun yapıldığı otelde böyle bir olay yaşanmış mıdır?

2- Otel yönetimi neden müdahale etmiştir?

3- Şube başkanının konaklama ve diğer giderleri hangi kaynaktan karşılanmıştır?

4- Olay hakkında sendika içinde herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır?

Varsa ilgili kamera görüntüleri, konaklama kayıtları ve ödeme belgeleri yetkili makamlarca hukuka uygun biçimde temin edilerek incelenmelidir. Kişilerin özel hayatına ilişkin gereksiz bilgilerin kamuoyuna saçılmasına ise izin verilmemelidir.

Ayrıca sendikanın denetleme kurulu da görevini yerine getirmelidir. Çünkü 4688 sayılı Kanun'un 27. maddesi, sendikaların yönetim ve işleyişleriyle gelir ve giderlerinin hukuka ve tüzüğe uygunluk yönünden denetlenmesini öngörmektedir.

İddialar asılsızsa bu durum açıklanmalı ve ilgili kişilerin itibarları korunmalıdır. Doğruysa da eylemin niteliğine göre sendikal, idari ve gerektiğinde adli sorumluluk değerlendirilmelidir.

Sendikacılık, makam ve imtiyaz edinme yeri değildir!

Sendikacılık, üyelerin sorunlarını çözmek için fedakârlık gerektiren bir temsil görevidir.

Sendika yöneticisinin görevi, kendisine lüks bir yaşam alanı oluşturmak değil; düşük ücretle geçinmeye çalışan, kira ödemekte zorlanan, çocuklarının eğitim masraflarını karşılamaya uğraşan üyelerinin hakkını savunmaktır.

Düşünün, bir tarafta maaşından kesilen aidatı önemseyen memur, diğer tarafta bu aidatların nasıl harcandığı konusunda hesap vermekten kaçınan bir sendika yönetimi...

Böyle bir tablo ortaya çıkarsa sendikacılığın güvenilirliği nasıl korunacaktır?

Elbette binlerce sendika yöneticisini münferit iddialarla itham etmek doğru değildir. Ancak görevini dürüstlükle yapan sendikacıları korumanın yolu da ciddi iddiaların üzerini örtmek değildir.

Sendika yöneticiliği bir ayrıcalık değil, emanettir. Emanete sahip çıkamayanların temsil ettikleri üyelerden güven beklemeye hakları olamaz.

Sonuç olarak, gündeme gelen iddiaların tarafsız biçimde araştırılması, sendika yönetiminin açıklama yapması ve sendika kaynaklarının kullanımının denetlenmesi gerekmektedir. Çünkü sendika aidatı kimsenin şahsi kasası, sendika genel kurulları da kimsenin özel eğlencesinin finansman aracı değildir.

Üyesinin hakkını savunan sendika önce üyesinin parasının hesabını verebilmelidir.