İnsanın olduğu yerde sorun olması doğaldır. Ancak bu sorunları minimize etmekte elbette elimizdedir. Sorunlar sistemsel mi yoksa bireysel mi? Bu ayrım oldukça kritiktir. Son zamanlarda belediyelerde skandallar ardı ardına patlamaya başladı. AK Parti bahane üretmeden yanlış yapanı yargının ellerine bırakırken ve sahip çıkmazken başka partilerin olayı siyasileştirdiğine şahit olmaktayız. Ahlaksızlığı kim parsa yapsın sahip çıkılmamalıdır.
Son olarak Esenyurt Belediyesinde yaşanan rüşvet ve ihale soruşturması, yalnızca tutuklanan Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş'ın değil, onu göreve getiren ve belediyeyi yönetmekle sorumlu olanların da cevaplaması gereken ciddi soruları gündeme taşıdı.
10 Ekim 2026 tarihinde Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş, bazı ihalelere fesat karıştırıldığı ve müteahhitlerden rüşvet alındığı iddiaları kapsamında tutuklandı. Soruşturmada 9 kişi tutuklanırken 10 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi.
Elbette tutuklama, suçun kesinleştiği anlamına gelmiyor. Ancak soruşturma kapsamında kamuoyuna yansıyan iddialar, belediyenin yönetim ve denetim mekanizmalarının da sorgulanmasını gerektiriyor.
231 milyon liralık para trafiği, milyonlarca döviz ve cevapsız sorular!
Basına yansıyan MASAK raporuna ilişkin bilgilere göre, Yusuf Ulutaş'ın 2025 yılındaki toplam para transfer işlem hacmi 231 milyon lirayı aşıyor. Kız kardeşiyle arasındaki para hareketlerinin toplam işlem hacminin ise yaklaşık 212 milyon lira olduğu belirtiliyor.
Bu rakamların doğrudan suç geliri anlamına gelmediğini özellikle belirtelim. Ancak soruşturma yalnızca bu rakamlardan ibaret değil.
Bazı müteahhitlerin hak ediş ödemeleri karşılığında kendilerinden para istendiğine ilişkin iddiaları ve Ulutaş'la bağlantısı araştırılan bir dairede 7 milyon dolar ile 400 bin avro bulunduğuna ilişkin haberler, olayın boyutuna dair ciddi sorular ortaya çıkarıyor.
Ulutaş ise hakkındaki suçlamaları reddediyor.
Bütün bunlar yargı tarafından değerlendirilecektir.
Fakat bizim asıl merak ettiğimiz konu başka: Bu iddialara konu olan işlemler devam ederken belediyenin idari denetim mekanizmaları nasıl çalışıyordu?
Yusuf Ulutaş'ın göreve gelme sürecinin masaya yatırılması gerekiyor
Hatırlatalım.
Esenyurt Belediyesine kayyım olarak atanan Can Aksoy, 6 Kasım 2024 tarihinde daha önce Beyoğlu Belediye Başkan Yardımcılığı yapan Yusuf Ulutaş'ı Esenyurt Belediye Başkan Yardımcılığına getirdi.
Şimdi doğal olarak şu soruların cevaplarını merak ediyoruz:
Yusuf Ulutaş'ın atanmasını kimler önerdi? Atama öncesinde hangi araştırmalar yapıldı? Kendisine hangi yetkiler verildi?
Daha önemlisi, belediyedeki ihale ve hak ediş işlemlerine ilişkin Başkan Can Aksoy'a herhangi bir şikâyet veya ihbar ulaştı mı?
Ulaştıysa ne yapıldı?
Başkan vekili Can Aksoy bu kişiyi yakinen tanıyor muydu?
İddialara konu işlemler hiç mi denetlenmedi?
İç denetim ve kontrol mekanizmaları neden bu riskleri önceden ortaya çıkaramadı?
Belediyenin başındaki yöneticinin, yardımcısının yetki alanındaki işlemlerden ne ölçüde haberdar olduğu ve hangi denetimleri yaptırdığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Kayyım yönetimi hesap verebilirliğin dışında mı?
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus var.
Bir belediyeye kayyım atanmasının gerekçelerinden biri, kamu hizmetlerinin mevzuata uygun biçimde yürütülmesini ve idari düzenin devamını sağlamaktır.
Dolayısıyla kayyım yönetimindeki bir belediyede ortaya çıkan yolsuzluk iddialarının yalnızca ilgili personelin kişisel sorumluluğu kapsamında ele alınması yeterli değildir.
Atama süreçleri, yetki dağılımı, iç kontrol mekanizmaları, ihale denetimleri ve yapılan uyarıların nasıl değerlendirildiği de incelenmelidir.
Elbette bir başkan yardımcısının suç işlediği iddiası, onu atayan belediye başkanının da suçlu olduğu anlamına gelmez. Ancak ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesi, yöneticinin idari ve yönetsel sorumluluğunun sorgulanmasına engel değildir.
Can Aksoy'un Ulutaş'ı hukuka aykırı biçimde koruduğuna ilişkin elimizde kesinleşmiş bir tespit bulunmuyor. Fakat bu durum, yönetime sorulması gereken soruları ortadan kaldırmıyor.
Asıl mesele, suç ortaya çıktıktan sonra değil, öncesinde ne yapıldığıdır!
Kamu yönetiminde başarı yalnızca usulsüzlükler ortaya çıktıktan sonra soruşturma açılmasıyla ölçülemez.
Asıl başarı, risklerin zamanında belirlenmesi ve hukuka aykırı işlemlerin gerçekleşmeden önlenmesidir.
Şayet bir belediyede ihale süreçlerine ilişkin ciddi usulsüzlükler yaşandığı yargı kararıyla ortaya konulursa, ilgili yöneticilerin bu süreçleri hangi mekanizmalarla denetlediğinin de araştırılması gerekir.
İddiaların doğrulanması hâlinde, sadece fiilleri gerçekleştirenlerin değil, görevlerini ihmal ettiği tespit edilen sorumluların da hesap vermesi gerekir. Çünkü kamu yöneticiliği yalnızca makam koltuğunda oturmak değil, kendisine emanet edilen kurumu hukuka uygun biçimde yönetmek ve denetlemektir.
Sonuç olarak Yusuf Ulutaş hakkındaki suçlamaların doğruluğuna yargı karar verecek. Ancak kamuoyu, Esenyurt Belediye Başkan Vekili Can Aksoy'dan da bu sürece ilişkin açıklama beklemekte haklıdır.
Yusuf Ulutaş'ı kimin atadığı belli. Peki, hangi işlemlerinin denetlendiği, olası şikâyetlerin kime ulaştığı ve bunlar hakkında ne yapıldığı da açıklanacak mı?
Unutulmamalıdır ki kamu yönetiminde yetkiyle birlikte hesap verme sorumluluğu da gelir.
Bir kurumda işler yolunda giderken başarıyı sahiplenen yöneticiler, ciddi iddialar ortaya çıktığında denetim sorumluluklarının sorgulanmasını da doğal karşılamalıdır.
Şimdi cevap bekleyen soru şu: Yusuf Ulutaş hakkında bu kadar ağır iddia gündeme gelirken, Başkan Can Aksoy'un yönettiği belediyede denetim mekanizmaları ne yapıyordu?