Bir TIR'ın ortaya çıkardığı meslek etiği sorunu
Bir Cumhuriyet savcısı düşünün. Görevi suçları soruşturmak, hukukun üstünlüğünü korumak ve adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunmak. Ancak aynı savcı, bir taraftan da nakliyecilik yapıyor ve sahibi olduğu TIR üzerinden ticari faaliyette bulunuyor.
Yanlış okumadınız! Hem Cumhuriyet savcısı hem de nakliyeci!
Üstelik bu olay bir fıkra değil, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) İkinci Dairesinin disiplin kararına konu olmuş gerçek bir olay.
Savcının TIR'ı var ama kendi üzerine kayıtlı değil!
Karara göre Cumhuriyet savcısı, bir nakliyat şirketinden maaşının beş katını aşan değerde bir TIR satın alıyor. Ancak aracı kendi üzerine geçirmiyor, şirket adına kayıtlı tutuyor. Üstelik satın aldığı araçla ilgili süresinde mal bildiriminde de bulunmuyor.
Dahası, sahibi olduğu TIR'ı nakliyat şirketi üzerinden ticari faaliyette kullanıyor.
Anlaşılan o ki savcımız yalnızca adliye koridorlarında değil, nakliye sektöründe de faaliyet göstermeyi uygun bulmuş!
Elbette bir kamu görevlisinin mal edinmesi yasak değil. Ancak hâkim ve savcıların ticari faaliyet yasağına aykırı biçimde kazanç getirici işlerle uğraşmaları başka bir mesele.
Çünkü hâkimlik ve savcılık, yalnızca mesai saatleri içerisinde yerine getirilen sıradan bir kamu görevi değildir. Bu meslekler, görev dışında da korunması gereken tarafsızlık, bağımsızlık ve güven yükümlülükleri taşır.
İşin bir de rüşvet iddiaları boyutu var.
Disiplin dosyasında yalnızca nakliyecilik meselesi bulunmuyor.
Savcı hakkında, Yargıtay aşamasındaki bir davanın lehe sonuçlandırılması için para istediği ve başka bir soruşturma dosyasında şüpheli lehine işlem yapılması karşılığında cep telefonu ile nakit para talep edildiği yönünde ciddi iddialar da yer alıyor. Ancak burada önemli bir hukuki ayrımı yapmak gerekiyor.
HSK İkinci Dairesi, rüşvet iddiası ve bununla bağlantılı diğer iddia bakımından ceza kovuşturmasının sonucunun beklenmesine karar veriyor. Dolayısıyla bu iddiaların disiplin kararıyla kesin olarak sabit görüldüğünü söylemek doğru olmaz.
Buna karşılık savcının yasaklanmış ticari faaliyette bulunduğu sonucuna ulaşılıyor.
Derece yükselmesinin durdurulması cezası!
HSK İkinci Dairesi, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 67'nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca savcının derece yükselmesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılmasına oy birliğiyle karar veriyor. Ayrıca aynı Kanun'un 70'inci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmasına yer olmadığına hükmediyor.
Bu karar bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Bir Cumhuriyet savcısının yalnızca verdiği kararların hukuka uygun olması yetmez; yaşam biçiminin ve meslek dışı faaliyetlerinin de yargıya duyulan güveni zedelememesi gerekir.
Peki, mesele sadece bir TIR'dan mı ibaret?
Elbette hayır!
Asıl sorun, bazı kamu görevlilerinin kendilerine tanınan yetki ve sorumluluklarla bağdaşmayan faaliyetleri olağan görmeye başlamasıdır.
Bugün nakliyecilik, yarın ticaret, başka bir gün şirket ortaklığı veya kişisel ekonomik ilişkiler...
Kamu görevlisinin yetkisiyle özel ekonomik çıkarları arasındaki sınır belirsizleştiğinde, çıkar çatışması ve nüfuz kullanımı riskleri ortaya çıkar.
Bu nedenle özellikle hâkim ve savcıların ticari faaliyet yasağı, gereksiz bir bürokratik sınırlama değil; yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyan temel güvencelerden biridir.
Devletin kendisine verdiği yetkiyle başkalarının faaliyetlerini hukuka uygunluk bakımından değerlendiren bir kişinin, öncelikle kendi davranışlarında hukukun çizdiği sınırları gözetmesi gerekir.
Sonuç olarak, savcıların TIR sahibi olması tek başına sorun değildir. Sorun, yasaklanmış ticari faaliyetleri yürütmeleri ve bunun yargı mesleğinin gerekleriyle bağdaşmamasıdır.
Adaletin terazisini elinde tutan kişi, aynı zamanda ticaretin direksiyonuna da geçmeye kalkarsa mesleki tarafsızlığa duyulan güven sarsılır.
Unutulmamalıdır ki hâkimlik ve savcılık bir meslek olmanın ötesinde, topluma verilmiş bir güven taahhüdüdür.
Son olarak bir savcının hangi dosyaya baktığını bilmek isteriz; hangi TIR'ın nakliyesini yaptığını değil!