Türkiye'de bazı gelişmeleri anlamak için artık ekonomi, hukuk veya kamu yönetimi bilmek yeterli olmuyor. Biraz da soy ağacı incelemek gerekiyor. Çünkü kimi zaman kamu yönetimiyle finans dünyasının kesiştiği noktada karşımıza kurumların teşkilat şemalarından çok aile bağları çıkıyor.
Son dönemde gündeme gelen fon soruşturması da bunun çarpıcı örneklerinden biri.
Bir tarafta eski BDDK Kurul Üyesi Mustafa Balcı, diğer tarafta oğlu İskender Balcı. İskender Balcı'nın kayınpederi ise Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik.
İskender Balcı, fon tartışmalarının merkezindeki şirketlerden Özata Denizcilik'in bağımsız yönetim kurulu üyesiydi. Soruşturmanın kamuoyuna yansımasından kısa süre önce görevinden ayrıldı. Ardından soruşturma kapsamında tutuklandı.
Osman Çelik ise 19 Ekim 2026 tarihinde emeklilik dilekçesini sundu. Sonuçta ise damat hürriyetini kayınpeder ise koltuğunu kaybetti.
Elbette akrabalık suç değildir. Bir babanın kamu görevlisi olması, oğlunun veya damadının özel sektörde çalışmasına engel değildir. Tutuklama da mahkûmiyet anlamına gelmez. Ancak devletin denetleyenleriyle piyasanın denetlenenleri arasında aile bağları yoğunlaştığında, kamuoyunun soru sorması da son derece doğaldır.
Zaman zaman kamuda üst düzey görevlerde bulunanların özel sektör kuruluşlarında üst düzey görev almalarını eleştirdiğim hatırlanacaktır.
Biraz ironi yapalım.
Eskiden çocuklara, "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorulurdu. Şimdi bazı ailelerde bu sorunun cevabı sanki önceden hazırlanmış: Baba düzenleyici kurumda, oğul şirket yönetiminde, damat finans dünyasında…..
Buna nepotizm demek ağır kaçabilir. Belki de ülkemize özgü, son derece gelişmiş bir aile içi kariyer planlama modeliyle karşı karşıyayız!
Üstelik bu modelin güzel tarafı, aile bireylerinin birbirlerinden hiç kopmaması. Herkes farklı kurumda görev yapıyor ama yollar bir şekilde aynı ekonomik çevrelerde kesişiyor.
Ne büyük tesadüf!
Oysa sıradan bir vatandaşın çocuğu kamuya girmek için yıllarca sınavlara hazırlanıyor. Mülakat kapılarında bekliyor. Özel sektörde iş bulmak için onlarca başvuru yapıyor. Bazılarının ise daha kariyerlerinin başlangıcında önemli şirketlerin yönetim kurullarına ulaşabilmesi dikkat çekiyor.
Elbette herkesin başarısını yalnızca ailesine bağlamak haksızlık olur. Ancak bu görevlerin hangi liyakat ölçütleriyle elde edildiğini sormak da haksızlık değildir.
Asıl mesele, kamu gücüyle özel çıkarlar arasındaki mesafenin korunup korunmadığıdır.
Fon krizinde yüz binlerce yatırımcının mağduriyeti gündemdeyken, kamuoyunun cevap beklediği sorular var:
1- Denetleyici kurumlar görevlerini zamanında ve etkili biçimde yaptı mı?
2- Çıkar çatışması ihtimalleri araştırıldı mı?
3- Yönetim kurullarındaki bağımsız üyeler gerçekten bağımsız mıydı?
4- Şirketlerin faaliyetlerini denetlemekle yükümlü olanlar sorumluluklarını yerine getirdi mi?
Bu soruların cevapları aile ilişkilerine bakılarak değil, belgeler, işlemler ve somut deliller üzerinden verilmelidir.
Çözüm de bellidir: Düzenleyici kurumlarla denetlenen şirketler arasındaki çıkar çatışmalarını önleyen kurallar güçlendirilmeli, üst düzey kamu görevlilerinin ilgili sektörlerle mali ve yönetsel ilişkileri şeffaflaştırılmalı, yönetim kurulu üyeliklerinde liyakat ve bağımsızlık gerçek anlamda aranmalıdır.
Unutmayalım, kamu görevleri aile fertlerine ekonomik ve sosyal avantaj sağlama makamları değildir.
Devlet, kimsenin aile şirketi; kamu kurumları da aile fertlerinin kariyer basamağı olamaz.
Babalar çocuklarına mal, mülk ve tecrübe bırakabilir. Ama kamu gücünü miras bırakamaz.
Sonuçta mesele babalar, oğullar veya damatlar meselesi değil; devletin kurallarla mı, ilişkilerle mi yönetileceği meselesidir.
Ve galiba artık asıl soruyu sormanın zamanı geldi:
Bu ülkede gerçekten fonlar mı aileleri büyütüyor, yoksa bazı aileler mi fonlarla büyüyor?