Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Kamu yönetimindeki teflon bürokratlar ve sistemde oluşturduğu hasarlar

Kamuda bazı bürokratlar vardır ki adeta teflon tava gibidirler. Bunlar hiçbir olumsuzluktan etkilenmezler. Her olumsuzluk onların dışında gerçekleşir.

Kamu kurumlarında hangi sorun çıkarsa çıksın, bazı bürokratlara hiçbir şey olmaz.

Kurum karışır.

Projeler aksar.

Yanlış kararlar alınır.

Personel huzursuz olur.

Ortalık adeta yangın yerine döner.

Ama bazı isimler vardır ki bütün bu yaşananlardan zerre kadar etkilenmezler.

Çünkü bunlar adeta teflon tava gibidir.

Ne olursa olsun üzerlerine hiçbir şey yapışmaz.

Bir problem ortaya çıktığında sorumlu mutlaka başkasıdır.

Ya astındaki personel hata yapmıştır.

Ya üst makam yanlış talimat vermiştir.

Ya mevzuat kötüdür.

Ya sistem bozuktur.

Ya şartlar elvermemiştir.

Ama kendilerinin hiçbir zaman sorumluluğu yoktur.

Kamu yönetiminde bu tür bürokratlara sanırım en uygun isim:

“Teflon bürokrat” olsa gerekir.

Talimat varsa sorumluluk yok mu?

Teflon bürokratların en önemli savunması genellikle aynıdır: “Bize böyle talimat verildi.”

Sanki bürokratın görevi yalnızca kendisine söyleneni yapmakmış gibi…

Oysa bürokrasinin temel görevlerinden biri, siyasetçinin veya üst yöneticinin kararlarını hukuki ve idari açıdan doğru zemine oturtmaktır.

Siyasetçi bir talepte bulunabilir.

Hızlı sonuç isteyebilir.

Mevzuatın izin vermediği bir uygulamayı talep edebilir.

Bazen konunun teknik ayrıntılarını da bilmeyebilir.

İşte tam bu noktada bürokratın devreye girmesi gerekir.

Tecrübeli bürokrat;

“Bu şekilde yaparsak ileride sorun çıkar.”

“Bu karar mevzuata uygun değil.”

“Bunun mali sonucu ağır olabilir.”

“Şöyle yaparsak hem amaca ulaşırız hem de hukuki risk doğurmayız.”

diyebilmelidir.

Bürokratlığın farkı da zaten burada ortaya çıkar.

Her talimata “peki efendim” demek bürokratik tecrübe değildir.

Bilmezseniz neye itiraz edeceksiniz?

Ancak burada başka bir problem daha var.

Bazı bürokratlar itiraz etmiyor çünkü aslında edecek bilgi birikimine de sahip değiller.

Mevzuatı bilmiyor.

Geçmiş uygulamaları bilmiyor.

Kurum hafızasını bilmiyor.

Benzer bir uygulamanın daha önce ne gibi sonuçlar doğurduğunu bilmiyor.

Böyle olunca da önüne gelen talimata karşı:

“Bu yanlış olabilir.” deme ihtiyacı hissetmiyor.

Çünkü yanlış olduğunu anlayacak bilgi ve tecrübe yok.

Öyle ya; Bilmezseniz neye itiraz edeceksiniz?

Bir de bunun üzerine “kötü adam olma” korkusu ekleniyor.

Neden itiraz etsin?

Neden yöneticisini kızdırsın?

Neden risk alsın?

Hele geçmişte itiraz edenlerin başına gelenleri de görmüşse mesele tamamen açıklığa kavuşuyor.

En güvenli yöntem bulunuyor:

Söyleneni yapmak.

Gelen ağam, giden paşam

Teflon bürokratların başka önemli bir özelliği daha vardır.

Yönetici değişir, onlar değişmez.

Bakan değişir.

Başkan değişir.

Genel müdür değişir.

Ama teflon bürokrat bulunduğu yerde kalmaya devam eder.

Çünkü çok önemli bir yönetim prensibini iyi bilir:

“Gelen ağam, giden paşam.”

Dün bir yöneticinin en yakın çalışma arkadaşıdır.

Bugün yeni gelen yöneticinin en büyük destekçisi olur.

Yarın üçüncü bir yönetici gelir, bu sefer de onun fikirlerine yıllardır inanıyormuş gibi davranır.

Bu olağanüstü uyum kabiliyeti sayesinde her dönemin vazgeçilmezi olmayı başarır.

Bunlarla biraz sohbet ettiğinizde ise ilginç bir tabloyla karşılaşırsınız.

Sanki kurumda hiçbir yetkileri yokmuş gibi konuşurlar.

Her şeyden şikâyet ederler.

Personelden şikâyet ederler.

Mevzuattan şikâyet ederler.

Siyasetçiden şikâyet ederler.

Üst yönetimden şikâyet ederler.

Bütçeden şikâyet ederler.

Sistemden şikâyet ederler.

Bir süre dinlerseniz neredeyse siz üzülürsünüz.

Zannedersiniz ki bu insanlar kamu kurumlarında yıllardır yönetici değil de piknik için bulunuyorlar.

İnsanın sorası geliyor:

Madem hiçbir şeye karar veremiyorsunuz, hiçbir yetkiniz yok ve hiçbir sonuçtan sorumlu değilsiniz; o makamda ne işiniz var o zaman?

Bürokratlık sadece koltukta oturmak değildir

Kamu yönetiminde makam sahibi olmak yalnızca geniş bir odada oturmak, makam aracı kullanmak veya altına imza atmak değildir.

Makam aynı zamanda sorumluluktur.

Karar alacaksınız.

Risk üstleneceksiniz.

Gerektiğinde “hayır” diyeceksiniz.

Gerektiğinde üst makamı ikna edeceksiniz.

Personelinizi koruyacaksınız.

Yanlış yaptığınızda da çıkıp:

“Bu karar benimdi, sorumluluğu bana aittir.” diyebileceksiniz.

Bürokratlık esas olarak budur.

Ancak bizim teflon bürokratlarda bu son cümleyi pek duyamıyoruz.

Başarı varsa hemen ortaya çıkarlar.

Basın açıklamasında ön sıradadırlar.

Fotoğrafta görünürler.

Başarı hikâyesinin doğal parçasıdırlar.

Ama işler ters gittiğinde ortadan kaybolurlar.

Çünkü o kararın gerçek sahibi bir anda başka biri olur.

Kriz zamanı herkesin gerçek kapasitesini gösterir

“Bilenle bilmeyenin farkı kriz zamanında ortaya çıkar” denir.

Doğru bir sözdür.

Normal zamanda herkes yönetici olabilir.

Para vardır.

Personel vardır.

İşler rutin yürür.

Sistem kendiliğinden çalışır.

Asıl yöneticilik kriz çıktığında belli olur.

Kaynakların azaldığı, sorunların büyüdüğü ve hızlı karar alınması gereken zamanlarda kimin gerçekten yönetici olduğu ortaya çıkar.

İşte o günlerde yıllarca kurum hafızası oluşturan, mevzuatı bilen ve tecrübe sahibi insanlar aranır.

Ama bu kişiler yıllar içerisinde “fazla itiraz ediyor”, “işleri yavaşlatıyor”, “her şeye mevzuat diyor” denilerek sistemin dışına itilmişse kriz günü elinizde sadece “evet efendim” demeyi bilenler kalır.

O zaman da herkes birbirine bakar.

Çünkü iyi günlerde alkış tutmak kolaydır.

Zor olan, kötü günde doğru karar vermektir.

İktisattaki kötü para iyi parayı kovar kuralı.

Kamu yönetiminde de niteliksiz yönetici, zaman içerisinde nitelikli bürokratı sistemden uzaklaştırırsa bir gün gerçekten iş bilen insanlara ihtiyaç duyulduğunda onları bulmak mümkün olmayabilir.

Sonra da: “Hadi bakalım şimdi kötü para ile iş yapın.” denir.

Başarı herkesin, başarısızlık yetim

Kamu yönetimindeki en ilginç konulardan biri de başarı ve başarısızlığın sahiplenilme biçimidir.

İşler iyi giderken başarıya ortak olmak isteyen çoktur.

Projeyi herkes sahiplenir.

Fotoğrafa herkes girer.

Sunumda herkesin adı geçer.

Ama bir iş kötü sonuçlandığında birdenbire herkesin hafızası zayıflar.

“Ben o toplantıda yoktum.”

“Ben zaten karşı çıkmıştım.”

“Bize yukarıdan talimat geldi.”

“Alt birim yanlış uygulamış.”

“Ben imzalamadım.”

“Ben sadece bilgi verdim.”

Bir bakarsınız karar alınmış, uygulanmış, kamu kaynağı harcanmış ama ortada kararın sorumluluğunu üstlenen tek bir kişi yok.

İşte asıl garip olan da budur.

Kamu yönetiminde her yıl binlerce karar alınıyor.

Yanlış kararlar da elbette olacaktır.

Hiç kimse bütün kararların doğru olmasını bekleyemez.

Ama insan en azından zaman zaman bir yöneticinin çıkıp: “Bu kararı ben verdim. Yanlış yaptım. Sorumluluğu da bana aittir.”

demesini bekliyor.

Fakat nedense böyle bir cümleyi duymak oldukça zor.

Sorumluluk taşımayan yetki yozlaştırır

Yetki sahibi olmak caziptir.

Makam caziptir.

Karar vermek caziptir.

Ancak bunların karşılığında bir bedel vardır: Sorumluluk.

Yetkiyi sevip sorumluluğu sevmiyorsanız yöneticilik yapmamanız gerekir.

Çünkü yönetici dediğiniz kişi yalnızca iyi sonuçların değil, kötü sonuçların da sahibidir.

Astının yaptığı her yanlışta onu öne sürmek, üst makamın her talimatında “emir böyleydi” demek yöneticilik değildir.

Gerçek yönetici gerektiğinde astını korur.

Gerektiğinde üstüne itiraz eder.

Gerektiğinde de yaptığı hatanın arkasında durur.

Teflon bürokrat ise bunların hiçbirini yapmaz.

O yalnızca hayatta kalmayı bilir.

Belki de bu yüzden yıllar geçer, yöneticiler değişir, sistem değişir ama o hep yerindedir.

Kurumların hafızasını “evet efendimciler” oluşturamaz

Bir kamu kurumunun en büyük sermayelerinden biri kurumsal hafızasıdır.

Bu hafıza sadece dosyalarda bulunmaz.

Yıllarca o kurumda çalışan, hataları gören, krizleri yaşayan, neyin neden yapıldığını bilen insanlar tarafından taşınır.

Bu insanları sırf itiraz ettikleri için sistemin dışına iter, yerlerine her söylenene “olur efendim” diyenleri getirirseniz kısa vadede rahat edebilirsiniz.

Kimse size karşı çıkmaz.

Kimse zor soru sormaz.

Kimse mevzuatı önünüze koymaz.

Ama bunun bedeli daha sonra çıkar.

Çünkü bir gün gerçekten zor bir sorunla karşılaştığınızda çevrenizde size doğruyu söyleyecek kimse kalmamıştır.

Herkes sizin ne duymak istediğinizi tahmin etmeye çalışır.

Kurum yönetilmez, idare edilir.

Sorunlar çözülmez, ertelenir.

Dosyalar kapanmaz, üzerleri örtülür.

Ta ki büyük bir kriz çıkana kadar.

Teflon bürokratlık ödüllendirilmemeli

Asıl mesele bu tür bürokratların varlığından çok sistemin bunları ödüllendirip ödüllendirmediğidir.

Eğer itiraz etmeyen,

Risk almayan,

Sorumluluk üstlenmeyen,

Her döneme uyum sağlayan,

Başarıyı sahiplenip başarısızlığı başkasına yükleyen

kişiler sürekli yükseliyor ve makamlarını koruyorsa bir süre sonra diğer bürokratlara da açık bir mesaj verilmiş olur:

“Doğruyu söylemek değil, uyum sağlamak kazandırıyor.”

İşte kamu yönetimi açısından en tehlikeli sonuç budur.

Çünkü kurum kültürü yukarıdan aşağıya oluşur.

Sorumluluk alan yönetici varsa personel de sorumluluk alır.

Hata kabul eden yönetici varsa personel de hatasını saklamaz.

Liyakat ödüllendiriliyorsa insanlar kendilerini geliştirir.

Ama teflon bürokratlık ödüllendiriliyorsa herkes bir süre sonra üzerine hiçbir şey yapışmamasının yollarını öğrenmeye başlar.

Sonuç olarak

Kamu yönetiminde yanlış karar alınabilir.

Bir proje başarısız olabilir.

Bir uygulama beklenen sonucu vermeyebilir.

Bunlar hayatın olağan akışı içerisinde mümkündür.

Asıl problem yanlış yapılması değil, yapılan yanlışın sahibinin bulunamamasıdır.

Ortada karar var ama karar sahibi yok.

Talimat var ama talimat sahibi yok.

Uygulama var ama sorumlusu yok.

Başarı olduğunda herkes var.

Başarısızlık olduğunda kimse yok.

İşte “teflon bürokratlık” tam olarak budur.

Belki de kamu yönetiminde artık şu soruyu daha fazla sormamız gerekiyor:

“Bu karar yanlış çıktı; peki sorumlusu kim?”

Cevap her seferinde ast, üst, mevzuat, sistem veya şartlar ise ortada ciddi bir yönetim sorunu vardır.

Çünkü devlet yönetiminde makamın hakkı yalnızca yetki değildir.

Makamın bedeli de vardır.

O bedelin adı: Sorumluluktur.

Ve gerçekten iyi bir bürokratın en önemli özelliği, başarı ortaya çıktığında öne çıkmak değil; İşler kötü gittiğinde de masada kalabilmektir.