Türkiye’de yıllardır kayıt dışı ekonomi konuşulur.
Kayıt dışı istihdam konuşulur.
Ama en az bunlar kadar tehlikeli başka bir kayıt dışılık türü daha vardır:
Kayıt dışı yönetim.
Kayıt dışı yönetimi şöyle tarif edebiliriz: Bir kişi kurumun hiçbir hiyerarşik kademesinde bulunmuyor, imza ve yetki silsilesinde yer almıyor, hiçbir kararın altında imzası görünmüyor ama alınan önemli kararların tamamında söz sahibi oluyor ve bu kararları bürokratlara uygulatabiliyorsa orada kayıt dışı yönetim vardır.
Bu sistemin olduğu yerde de doğal olarak kayıt dışı yöneticiler ortaya çıkar.
Bunların üç temel özelliği vardır:
İmza silsilesinde yer almazlar.
Her önemli kararın arkasından çıkarlar.
Verdirdikleri hiçbir kararın sonucundan sorumlu olmazlar.
Asıl problem de zaten burada başlar.
Çünkü kamu yönetiminin temel ilkesi, yetki ile sorumluluğun mümkün olduğunca aynı kişide birleşmesidir.
Kayıt dışı yönetimde ise yetki birinde, imza başka birinde, sorumluluk ise çoğu zaman bürokrattadır.
Danışmanlık nerede biter?
Son dönemlerde bazı kamu kurumlarında ve bakanlıklarda danışman sıfatıyla görev yapan bazı kişilerin bürokratik karar mekanizmalarında son derece etkili hâle geldiği görülüyor.
Elbette danışmanlık gerekli bir müessesedir.
Bakanların ve üst düzey yöneticilerin uzman kişilerin görüşlerinden yararlanması son derece doğaldır.
Ancak danışman ile yönetici arasındaki çizginin kaybolduğu yerde sorun başlar.
Danışmanın görevi bilgi vermek, seçenek üretmek ve yol göstermektir.
Kararı ise yetkili makam vermelidir.
Eğer danışman kimin atanacağına, hangi projenin yapılacağına, hangi bürokratın görevden alınacağına veya hangi işlemin nasıl yürütüleceğine fiilen karar vermeye başlamışsa artık klasik anlamda danışmanlıktan bahsetmek güçleşir.
Ortaya bir tür gölge yönetim çıkar.
Daha da önemlisi, bu kişilerin çoğu zaman hiçbir evrakta imzası bulunmaz.
İşte tehlike burada büyür.
Bürokrat ne yapacak?
Böyle bir sistemde bürokratın önünde iki yol vardır.
Ya mevzuatı ve geçmiş tecrübeleri hatırlatacak ya da önüne gelen talimatı sorgulamadan yerine getirecektir.
Birinci yolu seçenlerin başına ne geldiğini bürokrasiyi biraz bilen herkes tahmin edebilir.
“Yeniliğe kapalı.”
“Risk almıyor.”
“İşleri yavaşlatıyor.”
“Her şeye mevzuat diyor.”
“Sonuç odaklı değil.”
Bir süre sonra mevzuatı hatırlatan bürokrat kenara çekilir.
Bunu gören diğer bürokratlar da gerekli mesajı alır.
Ve sistemde çok tehlikeli bir anlayış yerleşir:
Üzümünü ye bağını sormanın değişik versiyonu olan “Söyleneni yap, gerisine karışma.”
Oysa iyi bürokratın görevi yalnızca emir uygulamak değildir.
Gerekirse yöneticisine;
“Bu işlem hukuka aykırı olabilir.”
“Bu yöntem ileride sorun çıkarabilir.”
“Bu karar kamu zararına yol açabilir.”
diyebilmelidir.
Bunu söyleyenleri sistemden uzaklaştırırsanız bir süre sonra yöneticinin etrafında kendisine yalnızca duymak istediğini söyleyen insanlar kalır.
“Bir yolunu bulun”
Kayıt dışı yönetimin belki de en tehlikeli cümlesi şudur:
“Bir yolunu bulun.”
Arkasından genellikle ikinci cümle gelir:
“Mevzuata takılmayın.”
Kısa vadede işler gerçekten yürüyebilir.
İhale yapılır.
Atama gerçekleştirilir.
Proje başlatılır.
Karar çıkar.
Herkes sonuçtan memnun görünür.
Sonra yıllar geçer.
Mahkeme kararı gelir.
Sayıştay raporu çıkar.
Soruşturma açılır.
Kamu zararı tespit edilir.
Dosya yeniden açıldığında ilk bakılan yer bellidir:
İmza.
İşte tam o anda kayıt dışı yöneticiyi ararsınız.
Bulamazsınız.
Çünkü kararı o vermiştir ama imzayı başkası atmıştır.
Talimatı o vermiştir ama sorumluluk başkasındadır.
İmza sadece imza değildir
Kamu yönetiminde imza birkaç çizgiden ibaret değildir.
İmza aynı zamanda şu anlama gelir:
“Bu işlemi yaptım ve sonucundan sorumluyum.”
Bu nedenle sağlıklı bir kamu yönetiminde karar zinciri açık olmalıdır.
Kim hazırladı?
Kim uygun gördü?
Kim talimat verdi?
Kim onayladı?
Kim imzaladı?
Bu soruların cevabı varsa kurumsal yönetim vardır.
Herkes kararın kimden çıktığını biliyor ama o kişinin adı hiçbir yerde görünmüyorsa orada başka bir problem vardır.
Maaşı kim ödüyor?
Bir de işin çok konuşulmayan başka bir tarafı var.
Bu kayıt dışı yöneticilerin ücretleri kim tarafından ödeniyor?
Hangi sıfatla çalışıyorlar?
Kime karşı sorumlular?
Eğer kamu kurumlarının kararlarında etkili olan kişilerin ücretleri başka kişi veya kuruluşlar tarafından karşılanıyorsa mesele artık yalnızca yönetim sorunu olmaktan çıkar.
Çıkar çatışması ve şeffaflık meselesine dönüşür.
Çünkü kamu yönetiminde yalnızca kararın ne olduğu değil, kararın hangi etkiler altında alındığı da önemlidir.
Asıl tehlike
Kayıt dışı ekonomi vergi sistemini bozar.
Kayıt dışı istihdam sosyal güvenlik sistemini bozar.
Kayıt dışı yönetim ise devletin karar alma sistemini bozar.
Çünkü yetki ile sorumluluk birbirinden ayrıldığında kamu yönetiminin en önemli sigortalarından biri ortadan kalkar.
Yanlış karar veren ama kararının altına imza atan yönetici en azından yaptığının sorumluluğunu üstlenmiştir.
Asıl tehlikeli olan;
Kararı verip imza atmayan,
Talimat verip sorumluluk üstlenmeyen,
Her işin içinde olup hiçbir evrakta görünmeyen kişidir.
Bürokratların da yöneticilerin de akıldan çıkarmaması gereken basit bir ölçü vardır:
Bir kişi verdiği kararın altına kendi imzasını atmaya yanaşmıyorsa, o kararı başkasına imzalatmadan önce iki kere düşünmek gerekir.
Çünkü başarı ortaya çıktığında herkes sahiplenir.
Ama işler ters gittiğinde dosya açılır.
Evrak çıkar.
Ve hesap yine imza sahibine sorulur. Başka bir anlatımla amellerle baş başa kalınır.