Bir Cumhuriyet savcısı hakkında resmî belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından dava açılıyor. Mahkeme beraat kararı veriyor. Hâkimler ve Savcılar Kurulu ise savcının mesleğin şeref ve nüfuzunu zedeleyen davranışlarını sabit görerek yer değiştirme cezası veriyor. Peki, böyle bir disiplin ihlalinin karşılığı yalnızca görev yerinin değiştirilmesi mi olmalıdır?
Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin dikkat çekici bir kararı, yargı mensuplarının disiplin sorumluluğunu ve adalete duyulan güvenin nasıl korunması gerektiğini yeniden tartışmaya açıyor.
Karara konu olayda, bir Cumhuriyet savcısı hakkında sahte çek kullanıldığı iddia edilen ticari bir işlem nedeniyle resmî belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından kamu davası açılıyor.
Ağır Ceza Mahkemesi, savcının delil yetersizliğinden beraatine karar veriyor. Karar kesinleşiyor. Ancak dosyayı disiplin yönünden inceleyen HSK İkinci Dairesi, savcının hâkimlik ve savcılık mesleğine yakışmayacak kusurlu ve uygunsuz davranış ve ilişkilerinin sabit olduğu sonucuna ulaşıyor.
Kurul, bu davranışları mesleğin şeref ve nüfuzu ile kişisel onur ve saygınlığı zedeleyecek ağırlıkta değerlendirerek yer değiştirme cezası veriyor.
İşte üzerinde durulması gereken mesele tam da burada başlıyor.
Beraat etmek disiplin sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor
Öncelikle önemli bir hukuki ayrımı açıklığa kavuşturalım. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 72. maddesine göre, bir hâkim veya savcının ceza yargılamasında mahkûm olmaması, aynı olay nedeniyle disiplin cezası verilmesine engel değildir. Çünkü ceza sorumluluğu ile disiplin sorumluluğu farklıdır. Ancak bu ayrım, disiplin makamlarına delilsiz karar verme yetkisi tanımaz. Beraat etmiş kişinin suçlu olduğu ima edilemeyeceği gibi, disiplin cezasını gerektiren somut davranışların da ayrıca ortaya konulması gerekir.
Ceza mahkemesinin beraat kararına saygı göstermek başka, meslek ahlakına aykırı olduğu kanıtlanan davranışları görmezden gelmek başkadır. Hukuk devleti, bu iki ilkeyi birlikte korumak zorundadır.
Mesleğin onurunu kaybeden, kendi onurunu nasıl koruyacak ve başka yerde nasıl görev yapacak?
Kararın en fazla tartışılması gereken yönü, HSK'nın yaptığı tespit ile uyguladığı yaptırım arasındaki ilişkidir.
2802 sayılı Kanun'un 68. maddesi, belirli kusurlu ve uygunsuz hareketler nedeniyle yer değiştirme cezası uygulanmasını öngörüyor. Ancak aynı Kanun'un 69. maddesi, şartları gerçekleştiğinde, ceza mahkûmiyeti bulunmasa bile mesleğin şeref ve onurunu, memuriyetin nüfuz ve itibarını bozan davranışlar nedeniyle meslekten çıkarma cezasına da imkân tanıyor.
Bu iki hükmün uygulama alanları elbette aynı değil. Her disiplin ihlali meslekten çıkarma sonucunu doğurmaz.
Fakat HSK'nın davranışları böylesine ağır ifadelerle nitelendirdiği bir olayda, neden yer değiştirme cezasının yeterli görüldüğü, neden daha ağır bir yaptırımın koşullarının oluşmadığı açıkça gerekçelendirilmelidir.
Üstelik yer değiştirme cezası sıradan bir tayin işlemi de değildir. Kanunun öngördüğü bölge ve hizmet süresi bakımından ciddi sonuçları vardır.
Bununla birlikte temel soru değişmiyor: Mesleğin itibarını zedelediği kabul edilen bir davranışın oluşturduğu sorun, ilgili yargı mensubunun görev yaptığı şehrin değiştirilmesiyle nasıl giderilecektir?
Bir şehirden başka bir şehre gitmek, geçmişte gerçekleştiği sabit kabul edilen davranışları ortadan kaldırmaz. Adalet hizmeti ülkenin her yerinde aynı güvenilirlikte sunulmalıdır. Bir adliyede kabul edilemez bulunan davranış, başka bir adliyede önemsiz hâle gelmez.
HSK kararlarında gerekçeler daha açık olmalı
Burada yalnızca cezanın ağırlığı değil, kararın gerekçelendirilmesi de önem taşıyor.
İncelenen kararın paylaşılan metninde, savcının hangi somut davranışlarının hangi delillerle sabit görüldüğü ayrıntılı biçimde gösterilmiyor. Dosyanın bazı bölümleri karartıldığı için soruşturma kapsamındaki bütün delilleri değerlendirmek mümkün değil. Ancak kamuoyuna yansıyan bir disiplin kararında, yalnızca dosya kapsamına ve alınan beyanlara genel ifadelerle atıf yapılması yeterli bir açıklık sağlamıyor.
Disiplin hukukunda da esas olan kanaatin açıklanması değil, o kanaate nasıl ulaşıldığının ortaya konulmasıdır.
Hâkim ve savcılar verdikleri kararları nasıl gerekçelendirmek zorundaysa, onlar hakkında karar veren HSK da aynı titizliği göstermelidir. Güven, yalnızca doğru karar verilmesiyle değil, kararın neden doğru olduğunun anlaşılabilmesiyle de sağlanır.
HSK disiplin sistemi için beş somut öneri
Birincisi: HSK disiplin kararlarında, sabit görülen her fiil ve bu fiilin dayandığı deliller ayrı ayrı açıklanmalıdır. Beraat kararından sonra verilen disiplin cezalarında, ceza sorumluluğu ile disiplin sorumluluğunun hangi somut gerekçelerle ayrıldığı özellikle gösterilmelidir.
İkincisi: Yer değiştirme ile meslekten çıkarma cezaları arasındaki sınırlar daha açık ve öngörülebilir hâle getirilmelidir. Özellikle mesleğin şeref ve nüfuzunu zedeleyen davranışlarda yaptırımın ağırlığını belirleyen ölçütler somutlaştırılmalıdır.
Üçüncüsü: HSK'nın meslekten çıkarma dışındaki disiplin kararlarına karşı da bağımsız yargısal denetim yolu açılmalıdır. Mevcut anayasal sınırlamanın değiştirilmesi, hem disiplin yaptırımı uygulanan yargı mensuplarının güvencelerini hem de kararların hukuki denetlenebilirliğini güçlendirecektir.
Dördüncüsü: 6087 sayılı Kanun'un disiplin kararlarının kişisel veriler korunarak yayımlanmasına ilişkin hükmü etkin uygulanmalıdır. Ayrıca disiplin cezalarının türleri, gerekçeleri, yeniden inceleme ve itiraz sonuçları hakkında düzenli istatistikler paylaşılmalıdır.
Beşincisi: Hâkim ve savcılar açısından meslek etiği denetimi yalnızca cezalandırmaya dayanmamalıdır. Menfaat ilişkileri, ticari faaliyetlerle bağlantılı etik riskler, çıkar çatışmaları ve mesleki nüfuzun özel ilişkilerde kullanılması konularında açık kurallar ve etkili önleyici mekanizmalar oluşturulmalıdır.
Adaletin itibarını korumak herkesin görevidir
Yargının itibarı yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlarla korunmaz. Bir hâkimin veya savcının meslek dışındaki ilişkileri, davranışları ve kamuoyunda oluşturduğu güven de yargı kurumunun saygınlığı üzerinde etkilidir. Ancak bunun kadar önemli başka bir ilke daha vardır: Hiçbir yargı mensubu, yalnızca hakkında ortaya atılan iddialar nedeniyle suçlu veya mesleğe uygunsuz ilan edilemez.
Bu nedenle güçlü bir disiplin sistemi hem masumiyet karinesini korumalı hem de gerçekten sabit görülen ağır etik ihlaller karşısında etkili ve ölçülü yaptırımlar uygulamalıdır.
HSK kararları, yalnızca ilgili hâkim veya savcıya verilen mesajlardan ibaret değildir. Aynı zamanda topluma, yargının kendi mensuplarını hangi ilkelere göre denetlediğini gösterir.
İşte bu nedenle cezaların gerekçesi açık, uygulaması tutarlı, sonuçları denetlenebilir olmalıdır.
Son olarak Adaletin itibarı, sorunların bir adliyeden başka bir adliyeye taşınmasıyla değil; hukukun, delilin, liyakatin ve meslek ahlakının hiçbir istisnaya izin vermeden uygulanmasıyla korunur.
Adaletin adresi değişebilir ama adaletin ölçüsü değişemez.