İçeriğe geç

Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Sendika Başkanlarının maaş sırrı yada sırlı maaşları

Sendikalar, üyelerinin haklarını savunmak için kurulur; yöneticilerinin koltuklarını ve konforlarını korumak için değil. Ancak zaman zaman öyle uygulamalarla karşılaşıyoruz ki insan ister istemez soruyor: Sendikalar üyelerin mi, yoksa yöneticilerin mi?

Memur sendikalarının çalışanların ekonomik ve sosyal haklarının geliştirilmesinde önemli katkıları olduğunu inkâr edemeyiz. Ancak geçmişte elde edilen başarılar, bugün yaşanan sorunların üzerini örtmemelidir. Sendikacılıkta asıl başarı, yalnızca üye sayısını artırmak değil, üyelerin güvenini kazanmak ve bu güveni korumaktır.

Ne yazık ki bazı sendika yöneticileri, üyelerin haklarını savunma konusunda gösteremedikleri hassasiyeti kendi makamlarını savunurken fazlasıyla gösterebiliyor.

Sendika Başkanlarının Maaşları Neden Sır?

Yıllardır işçi ve memur sendikalarının başkanlarına aynı çağrıyı yapıyorum: Aldığınız ücretleri, kullandığınız araçları ve sendikanın size sağladığı bütün mali imkânları açıklayın.

Sadece maaşları değil; huzur hakkı, ikramiye, harcırah, temsil ve ağırlama giderleri ile diğer mali menfaatleri de üyelerinizin bilgisine sunun.

Bu çağrıya bazı küçük sendikaların yöneticileri olumlu yaklaşırken büyük sendikaların önemli bir kısmından beklenen açıklık gelmedi.

Oysa burada rahatsız olunacak ne var?

Her ay maaşından aidat kesilen bir memurun, ödediği paranın nerede ve nasıl kullanıldığını öğrenmesinden daha doğal ne olabilir?

Bir sendika başkanının aldığı ücretin, kullandığı makam aracının veya yaptığı temsil harcamalarının bilinmesi neden sorun olsun?

Basında zaman zaman sendika başkanlarının yüksek maaşlar aldığına ilişkin çeşitli iddialar gündeme geliyor. Bu haberlerin hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu açıklığa kavuşturmanın en etkili yolu şeffaflıktır.

Şeffaflık, dürüst yöneticiyi korur; hesap vermekten kaçınan yöneticiyi ise rahatsız eder.

Düşünün ki sendika, kamu yöneticilerinden hesap verebilirlik istiyor ama kendi üyelerine hesap vermekten kaçınıyor. Böyle bir çelişkinin savunulabilir tarafı var mı?

Kamu kurumlarında israfı eleştiren bir sendika yöneticisinin kendi harcamalarını açıklaması, her şeyden önce ahlaki bir tutarlılık meselesidir.

Kısacası, üyelerin aidatlarıyla yönetilen bir sendikada mali şeffaflık, başkanın lütfu değil, üyeye duyulan saygının gereğidir.

Eleştiriye Tahammül Edemeyen Sendika, Kimi Savunabilir?

Bazı sendika yöneticilerinin yaptığım eleştirilerden rahatsız olduklarını görüyorum.

Oysa eleştiri, yöneticinin düşmanı değil, yanlışlarını görmesini sağlayan en değerli imkândır.

Hz. Ömer'in, kendisini eleştiren bir kadın karşısında hatasını kabul ettiğine ilişkin tarihî anlatı, yöneticilik ahlakı bakımından önemli bir ders içerir. Makam ne kadar yüksek olursa olsun, eleştirinin üzerinde değildir.

Bugün ise bazı yöneticiler, kendilerine yöneltilen en küçük eleştiriyi bile kişisel saldırı olarak algılıyor.

Hâlbuki sendika başkanlığı, kimseye ömür boyu verilmiş bir imtiyaz değildir. Üyelerin iradesiyle kazanılan ve yine üyelerin iradesiyle sona erebilecek bir görevdir.

Bir sendikada eleştiri susturuluyorsa orada kurumsal gelişmeden söz etmek güçleşir. Çünkü eleştirinin sustuğu yerde övgü yarışı başlar. Bir süre sonra yöneticinin çevresini doğruları söyleyenler değil, duymak istediklerini söyleyenler kuşatır.

Eleştirinin girmediği kuruma önce dalkavukluk, ardından kurumsal çürüme girer.

Bu nedenle sendikalar, eleştirilerden kaçmak yerine bağımsız değerlendirmeler yaptırmalı, üyelerinin memnuniyetini ölçmeli ve ortaya çıkan sonuçları kamuoyuyla paylaşmalıdır.

Delege Seçimleri Neden Üyelerden Gizlenir?

Sendikalardaki önemli yapısal sorunlardan biri de delege seçimlerinin yeterince şeffaf ve katılımcı biçimde yürütülmemesidir.

Sosyal medya üzerinden yaptığım bir ankette, katılımcıların bir kısmının delege seçimlerinden haberdar olmadıklarını belirtmesi düşündürücüydü. Elbette böyle bir anket bütün sendika üyelerini temsil etmez. Ancak tek bir üyenin bile seçimlerden habersiz bırakılması, üzerinde durulması gereken bir sorundur.

Her ay aidat ödeyen bir memur, kendi sendikasının delege seçimlerinden neden haberdar olmasın?

Üyelerin iradesini temsil etmesi gereken delegeler, üyelerden uzak yöntemlerle belirlenirse sendikal demokrasiden geriye ne kalır?

Delege seçimlerinin tarihleri, adaylık koşulları ve seçim sonuçları bütün üyelere zamanında duyurulmalıdır. Üyelere aday olma, seçme ve seçilme imkânı fiilen sağlanmalıdır.

Sendikal demokrasi, genel kurul salonunda yapılan konuşmalarla değil, üyelerin iradesine gösterilen saygıyla başlar.

Memurun Sendikaya Üyeliği ve İstifası e-Devlet Üzerinden Yapılmalı

Türkiye birçok kamu hizmetini dijital ortama taşırken kamu görevlilerinin sendika üyeliği ve istifa işlemlerinde hâlâ kâğıt formlara dayanan yöntemlerin esas alınması ciddi bir eksikliktir.

İşçi sendikalarında üyelik ve üyelikten çekilme işlemleri yıllardır e-Devlet üzerinden yapılabilirken kamu görevlileri açısından aynı kolaylığın genel ve açık bir yasal sistem olarak sağlanamaması kabul edilebilir değildir.

Üstelik bazı sendika yöneticileri, bu değişikliğe büyük sendikaların karşı çıktığını ileri sürüyor. Bunlar doğrulanması gereken iddialardır. Ancak böylesine önemli bir düzenlemenin herhangi bir sendikanın çıkar hesabına bağlı kalmaması gerektiği açıktır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 4688 sayılı Kanun'da gerekli değişiklikleri sağlayacak çalışmaları gecikmeden başlatmalıdır.

Memur, sendikaya üye olurken de istifa ederken de hiçbir yöneticinin baskısına veya yönlendirmesine maruz kalmamalıdır.

Sendika üyeliği özgür iradeyle başlar; özgür iradeyle sona erer.

Üyeler Aidatlarının Hesabını Sormalıdır

Sendikaların mali kaynaklarının önemli bir bölümü üyelerin ödediği aidatlardan oluşuyor. Dolayısıyla bu paraların nasıl harcandığını bilmek üyelerin en doğal hakkıdır.

Her sendika yıllık faaliyet ve mali raporlarını internet sitesinde yayımlamalı; gelirlerini, giderlerini, yönetici ödemelerini, araç ve taşınmaz varlıklarını, temsil harcamalarını ve önemli hizmet alımlarını anlaşılır biçimde açıklamalıdır.

Bununla da yetinilmemeli; aylık veya üç aylık üye bilgilendirme toplantıları düzenlenmeli, üyelerin soruları cevapsız bırakılmamalıdır.

Bağımsız mali denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, denetim sonuçları üyelerin erişimine açılmalıdır.

Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, sendikal özerkliği ve kişisel verilerin korunmasını gözeterek mali şeffaflığı ve üyelere hesap verme yükümlülüğünü güçlendirecek mevzuat düzenlemelerini değerlendirmelidir.

Bütün bunlar sendikaları zayıflatmaz; aksine üyelerle yöneticiler arasındaki güven bağını güçlendirir.

Sendikanın Patronu Başkan Değil, Üyedir!

Sendika yöneticilerine son bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.

Oturduğunuz makamların gerçek sahibi siz değilsiniz. O makamlar, alın terinden kesilen aidatlarla ayakta duran çalışanların emanetidir.

Üye olmadan sendika, aidat olmadan da o görkemli binalar, makam odaları ve yönetim imkânları olmaz.

Dolayısıyla üyelerin sizden hesap sorması bir saygısızlık değil, sendikal demokrasinin gereğidir.

Kamu yöneticilerinden liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik talep eden sendikalar, önce bu ilkeleri kendi yönetimlerinde hayata geçirmelidir.

Unutulmasın ki sendikacılık, yöneticisine ayrıcalık sağlama değil, çalışanların haklarını koruma mücadelesidir.

Sendika başkanlarına düşen, üyelerinin önünde hesap vermek; üyelerine düşen ise başkanlarını sorgulamaktan çekinmemektir.

Aidatı üye ödüyorsa hesabı başkan verecektir. Çünkü sendikanın sahibi koltukta oturan değil, o koltuğun varlığını mümkün kılan üyedir.