İçeriğe geç

Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Sarıgül Soruşturmasında Çember Genişliyor: Sıra İş Dünyasının Büyük İsimlerinde!

Sarıgül ailesiyle bağlantılı iddialar üzerine başlatılan soruşturmada gözaltılar ve tutuklamalar peş peşe geliyor. Yıllardır dokunulmayan Sarıgüllere dokunulması Adalet Bakanı Akın Gürlek farkını ortaya koyuyor.

Oğulları tutuklandı, eski eşi tutuklandı, iş dünyasının tanınmış isimleri gözaltına alındı. Soruşturma her geçen gün genişliyor. Ancak kamuoyunun cevap beklediği asıl soru hâlâ ortada: Mustafa Sarıgül hakkındaki iddialar ne zaman ve nasıl açıklığa kavuşturulacak?

Türkiye, son günlerde oldukça dikkat çekici bir kara para aklama soruşturmasını konuşuyor.

Sarıgül ailesiyle bağlantılı iddialar üzerine başlatılan soruşturmada gözaltılar ve tutuklamalar peş peşe geliyor. Son operasyonda Altınbaş Holding yöneticisi Sofu Altınbaş ile Titanic Hotels yöneticisi Temel Aygün'ün de aralarında bulunduğu 12 kişi gözaltına alındı.

Soruşturma kapsamında tutuklananların sayısı ise 19'a ulaştı.

İsimler büyüyor, soruşturmanın kapsamı genişliyor, yeni şirketler ve yeni bağlantılar gündeme geliyor. Ancak bütün bu gelişmelerin ortasında dikkat çekici bir durum var.

Ailenin en tanınmış ismi, yıllardır siyasetin merkezinde bulunan Mustafa Sarıgül hakkında yürütülen adli sürecin hangi aşamada olduğu henüz kamuoyuna açıklanmış değil.

Elbette kimse hakkında yalnızca aile bağı nedeniyle gözaltı kararı verilemez. Suç ve ceza sorumluluğu şahsidir. Ancak Mustafa Sarıgül hakkındaki iddiaların da bizzat soruşturma makamlarınca ayrı değerlendirmeye alınacağının açıklanmış olması, bu soruyu meşru ve önemli kılıyor.

Bir tarafta 19 tutuklama, diğer tarafta cevap bekleyen sorular

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının açıklamalarına yansıyan iddialar sıradan değil.

80 milyon avroluk sözleşmelerden, 100 milyon avroluk havale işlemlerinden ve 1 milyar avroluk fon vaadinden söz ediliyor.

Bunlar henüz doğruluğu yargısal olarak ortaya konulmamış iddialar. Fakat ciddiyetle araştırılmaları gerektiği de açık.

İşte tam bu noktada Mustafa Sarıgül'ün açıklamaları ayrıca önem kazanıyor.

Sarıgül, söz konusu belgelerin sahte olduğunu, para transferi yapılmadığını, kendisinin ve ailesinin mağdur edildiğini ifade ediyor. Hatta 100 avroluk bir dekontun 100 milyon avro olarak değiştirildiğini ileri sürüyor.

Öyleyse yapılması gereken bellidir.

İddia edilen para hareketleri gerçekten var mı? Bankacılık kayıtları, şirketlerin ticari defterleri ve uluslararası para transferleri bu iddiaları doğruluyor mu? Belgeler sahteyse bunları kimler, hangi amaçla düzenledi?

Gerçek bir para aklama organizasyonu mu söz konusu, yoksa sahte belgelerle oluşturulmuş ağır suç isnatları mı?

Bu soruların cevapları siyasi tartışmalarla değil, somut delillerle ortaya konulmalıdır.

Milletvekilliği dokunulmazlıktır ama denetimsizlik değildir

Mustafa Sarıgül'ün diğer şüphelilerden farklı bir hukuki konumu bulunuyor. Kendisi milletvekili.

Anayasa'nın 83. maddesi uyarınca milletvekilleri, belirli istisnalar dışında, TBMM kararı olmadan gözaltına alınamaz, tutuklanamaz ve yargılanamaz.

Dolayısıyla Sarıgül hakkında gözaltı işlemi yapılmamış olması, tek başına kendisine ayrıcalık tanındığını göstermez. Ancak yasama dokunulmazlığı, suç iddialarının araştırılmasını veya hukuken mümkün delillerin toplanmasını engelleyen mutlak bir koruma da değildir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Mustafa Sarıgül hakkındaki iddiaların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceğini zaten açıklamıştır.

Peki, Ankara'daki süreç hangi aşamadadır?

İddialar ve belgeler üzerinde hangi incelemeler yapılmıştır?

Bir suç şüphesini destekleyen somut deliller bulunmuş mudur?

Bulunmuşsa dokunulmazlığın kaldırılması amacıyla gerekli adli süreç işletilecek midir?

İddialar dayanaksızsa bunun da hukuki gerekçelerle açıklığa kavuşturulması gerekmez mi?

Dokunulmazlık, milletvekilini keyfî soruşturmalardan korumalıdır; hakkındaki ciddi iddiaların süresiz biçimde belirsiz bırakılmasına dönüşmemelidir.

Asıl mesele gözaltı değil, hesap verebilirlik

Soruşturmalarda gözaltı ve tutuklama birer cezalandırma yöntemi değildir. Hukuki şartları bulunan koruma tedbirleridir.

Bu nedenle mesele Mustafa Sarıgül'ün mutlaka gözaltına alınması değildir.

Asıl mesele, kamuoyuna yansıyan bu ölçekteki iddiaların hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde araştırılmasıdır.

Bir milletvekilinin veya ailesinin adının büyük tutarlı mali işlemlerle birlikte anılması tek başına suç kanıtı sayılamaz. Ancak kamuoyuna yapılan açıklamalarla bu iddiaların araştırılacağının duyurulmasından sonra, sürecin hukuka uygun biçimde ilerletilmesi de kamu yararının gereğidir.

Üstelik olayın yalnızca ceza hukuku boyutu bulunmuyor. Siyasetin finansmanından mal varlığı şeffaflığına, mali denetimden kamu gücünün kötüye kullanılması iddialarına kadar birçok konu tartışmanın merkezinde.

Burada kişiye göre değişen bir hukuk anlayışına yer yoktur.

Sıradan vatandaş için geçerli olan hesap verebilirlik ilkesi, milletvekili için de geçerlidir. Farklı olan yalnızca Anayasa'nın öngördüğü usuldür.

Mustafa Sarıgül de sürecin aydınlatılmasını istemeli

Mustafa Sarıgül, mal varlığına ilişkin hesap veremeyeceği hiçbir husus bulunmadığını ve hakkında ortaya atılan iddiaların sahte belgelere dayandığını söylüyor.

Bu açıklamalar elbette dikkate alınmalıdır. Ancak en etkili cevap, yalnızca basın açıklamaları değil, iddiaların bağımsız ve tarafsız bir adli incelemeyle aydınlatılmasıdır.

Sarıgül'ün de hakkındaki iddiaların gecikmeksizin sonuçlandırılmasını, ilgili belgelerin incelenmesini ve gerçeklerin ortaya çıkarılmasını istemesi beklenir. Çünkü suçsuz bir kişinin de hakkındaki şüphelerin süratle giderilmesinde büyük menfaati vardır.

Sarıgül soruşturmasının en önemli sorusu

Bugün Türkiye'de kamuoyunun takip ettiği, çok sayıda iş insanını ve tanınmış ismi kapsayan bir soruşturma yürütülüyor.

Hukukun gereği neyse yapılmalı. Ne siyasi kimlik nedeniyle suç isnadı üretilmeli ne de siyasi kimlik nedeniyle somut iddialar araştırılmadan bırakılmalı.

Bu nedenle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına intikal edeceği açıklanan dosyanın hukuki akıbeti önem taşıyor.

Mustafa Sarıgül hakkında gözaltı kararı verilmemiş olmasının anayasal gerekçesi anlaşılabilir. Ancak hakkındaki iddiaların nasıl değerlendirileceğinin belirsiz kalması kamuoyundaki soruları artırıyor.

Son olarak bir soruşturmanın başarısı kaç kişinin tutuklandığıyla değil, gerçeklerin ne ölçüde ortaya çıkarıldığıyla ölçülür.

Sarıgül soruşturmasında da ihtiyaç duyulan şey yeni isimlerden önce, bütün iddiaları ve savunmaları kapsayan eksiksiz bir hukuki aydınlatmadır.

Adalet, birilerini mutlaka yakalamak değil; kimsenin suçunun da masumiyetinin de karanlıkta kalmamasını sağlamaktır.