İçeriğe geç

Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Savcılık Makamı hiç kimsenin "Özel Hukuk Bürosu" değildir!

Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun internet sayfasında 30.09.2022 tarihine kadar verilen disiplin cezaları olduğunu ve bu ceza kararlarının güncellenmesi gerektiğini belirtmiştim. Ancak şuana kadar güncellenme yapılmadı. Bugünde HSK tarafından verilen başka bir disiplin cezasını açıklamaya çalışacağız. Öncelikle amacımız hakim ve savcıları yıpratmak değil tam aksine bu mesleğin içindeki çürüklerin ayıklanması için yardımcı olmaktır.

Bir savcının görevi şikâyetçinin istediği sonucu elde etmek değil, maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. HSK’nın verdiği yer değiştirme cezası, bu temel ilkenin ihlal edilmesinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin bir Cumhuriyet savcısı hakkında verdiği yer değiştirme cezası, yargı sistemimiz açısından üzerinde dikkatle durulması gereken bir karar niteliğindedir. Çünkü bu karar, basit bir usul hatasından veya farklı bir hukuki değerlendirmeden çok daha fazlasını ortaya koymaktadır.

Kararda yer alan tespitler, bir savcının soruşturma yetkisini kullanırken tarafsızlık ilkesinden uzaklaşmasının ve ceza muhakemesinin sağladığı yetkilerin amacı dışında kullanılmasının doğurabileceği tehlikeleri gözler önüne sermektedir.

Ticari uyuşmazlıktan ceza soruşturmasına uzanan süreç

HSK kararına göre, aralarında şirket ortaklığından kaynaklanan ciddi ticari uyuşmazlıklar bulunan kişiler, hukuk mahkemelerinde de karşı karşıya gelmişlerdir.

Bu uyuşmazlıklarla bağlantılı iddialar, başka bir savcının yürüttüğü soruşturmanın konusu olduğu hâlde, farklı bir soruşturmada alınan tanık beyanları üzerinden yeni soruşturmalar başlatılmıştır.

İlgili Cumhuriyet savcısı, yürüttüğü soruşturmayla doğrudan bağlantısı bulunmayan iddiaları ayırarak yeni dosyalar oluşturmuş ve iş bölümü kurallarına aykırı biçimde bu dosyaları kendi üzerinde tutmuştur.

Daha da önemlisi, HSK'nın tespitine göre savcı, müştekinin beyanları doğrultusunda yeterli araştırma ve delil toplama işlemleri yapmadan kişilere yönelik arama, el koyma ve gözaltı gibi ağır koruma tedbirlerine başvurmuştur. Üstelik şüphelilerin mevcutlu olarak Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmelerine yönelik kolluk yazısının, müştekiye elden takipli olarak verilmesi de kararda yer alan dikkat çekici hususlardan biridir.

Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor.

Bir Cumhuriyet savcısı, kendi soruşturmasıyla bağlantısı bulunmayan iddiaları neden tekrar tevziye göndermek yerine kendi üzerinde tutar?

Bir tarafın iddiaları doğrultusunda ağır koruma tedbirlerine başvurulurken, diğer tarafın savunmaları ve lehine olabilecek deliller neden aynı titizlikle araştırılmaz?

Hepsinden önemlisi, adalet mekanizması taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözmek için mi, yoksa taraflardan birine üstünlük sağlamak için mi işletilmektedir?

Adaletin tarafsızlığına yönelik asıl tehlike, soruşturma yetkisinin taraflardan birinin özel talebini yerine getiren bir araca dönüşmesidir.

Savcı müştekinin avukatı değildir

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesi Cumhuriyet savcısına açık bir görev yüklemektedir: Maddi gerçeği araştırmak, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplamak ve haklarını korumak.

Dolayısıyla savcı, şikâyetçinin temsilcisi değildir. Şüphelinin karşısında konumlanan bir taraf da değildir.

Savcı, kamu adına hareket eden ve hukukun üstünlüğünü gözetmekle yükümlü bir yargı mensubudur.

Elbette ticari uyuşmazlıkların içerisinde sahtecilik, dolandırıcılık veya başka suçlar bulunabilir. Hukuk mahkemesinde dava açılmış olması ceza soruşturması yapılmasını tek başına engellemez. Ancak suç iddiasının bulunması başka, iddianın somut delillerle araştırılması başka şeydir.

Şikâyet, soruşturmanın başlangıcı olabilir; fakat tek başına suçun ispatı değildir.

HSK kararının en önemli mesajlarından biri de budur.

Arama, el koyma ve gözaltı sıradan işlemler değildir

Bir kişinin evinde veya iş yerinde arama yapılması, eşyalarına el konulması ya da özgürlüğünün sınırlandırılması, telafisi güç sonuçlara yol açabilir.

Bu tedbirlerin her biri kanuni şartlara, somut olgulara ve ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır.

Ceza soruşturmasının gücü, kişileri baskı altına almak için değil, maddi gerçeği hukuka uygun yöntemlerle ortaya çıkarmak için kullanılmalıdır.

HSK kararında, savcının telefon görüşmeleri ve baz istasyonu bilgilerine ilişkin talebinin sulh ceza hâkimliğince reddedilmiş olması da özellikle dikkat çekmektedir.

Bu durum, soruşturma işlemlerinde yargısal denetimin önemini bir kez daha göstermektedir.

Unutulmamalıdır ki hukuka aykırı veya ölçüsüz bir soruşturma işlemi yalnızca şüpheliyi değil, adalet sisteminin güvenilirliğini de yaralar.

HSK'nın yer değiştirme cezası neden önemli?

HSK İkinci Dairesi, yaptığı değerlendirme sonucunda Cumhuriyet savcısının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 68. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi kapsamında disiplin cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

Bu bent, hatır ve gönüle bakarak veya kişisel duygulara kapılarak görev yaptığı kanısını uyandıran davranışları yer değiştirme cezasının nedenleri arasında düzenlemektedir.

Kararın bir başka dikkat çekici yönü ise ilgili savcının sicilinde daha önce kesinleşmiş ve silinme şartları oluşmamış üç ayrı kınama cezası bulunmasıdır.

HSK, bu nedenle bir derece hafif disiplin cezası uygulanmasına ilişkin şartların oluşmadığını da değerlendirmiştir.

Burada üzerinde durulması gereken temel mesele şudur: Bir yargı mensubuna disiplin cezası verilmesi önemlidir. Ancak daha önemli olan, benzer olayların yaşanmasını önleyecek etkili denetim sisteminin kurulmasıdır. Çünkü disiplin cezası geçmişteki bir davranışa karşılık verir. Sağlıklı bir denetim sistemi ise gelecekteki hak ihlallerini önlemeyi amaçlar.

Peki, ne yapılmalı?

Bu karar yalnızca bireysel bir disiplin vakası olarak görülmemeli, soruşturma sisteminin işleyişini geliştirmek için de değerlendirilmelidir.

Birincisi, soruşturma dosyalarının dağıtımında denetim güçlendirilmelidir. Savcıların tefrik ettikleri dosyaları hangi gerekçeyle kendi üzerlerinde tuttukları UYAP üzerinden izlenebilir olmalıdır. İş bölümü kurallarından ayrılmayı gerektiren hukuka uygun istisnalar gerekçelendirilmeli ve denetlenmelidir.

İkincisi, ağır koruma tedbirlerinde gerekçe ve delil denetimi sıkılaştırılmalıdır. Arama, el koyma ve gözaltı gibi işlemlerin kanuni koşulları ve ölçülülüğü somut olgularla ortaya konulmalı; gerekli hâkim kararları ve diğer yasal güvenceler eksiksiz uygulanmalıdır.

Üçüncüsü, soruşturmada lehe delillerin araştırılması güvence altına alınmalıdır. Savcının yalnızca şikâyetçinin iddialarını değil, karşı tarafın açıklamalarını ve sunduğu delilleri de değerlendirdiği dosyada izlenebilir olmalıdır. Daha önce sonuçlandırılmış soruşturmalar da yeni iddialarla birlikte dikkatle incelenmelidir.

Dördüncüsü, adli işlemlerde taraflara ayrıcalık tanındığı izlenimi doğurabilecek uygulamalar önlenmelidir. Kolluk talimatlarının iletilmesi ve takibi, tarafsızlığı ve kayıt güvenliğini sağlayan resmî kanallar üzerinden yürütülmelidir.

Beşincisi, HSK'nın disiplin kararları daha etkili bir mesleki eğitim ve denetim aracına dönüştürülmelidir. Kişisel veriler korunarak yayımlanan gerekçeli disiplin kararları, hâkim ve savcıların hangi davranışlarının meslek etiğiyle bağdaşmadığını görmelerine yardımcı olabilir. Tekrarlanan disiplin ihlallerinin nedenleri de kurumsal düzeyde incelenmelidir.

Bütün bunlara ek olarak, disiplin cezası verilmesinin işlemden zarar gördüğünü ileri süren kişilerin mağduriyetlerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığı unutulmamalıdır. Hukuka aykırı işlemlerden kaynaklandığı iddia edilen zararlar bakımından mevcut başvuru ve tazmin yollarının etkili biçimde işlemesi sağlanmalıdır.

Adaletin gücü yetkide değil, tarafsızlıktadır

Bir savcının sahip olduğu yetki son derece güçlüdür. Ancak bu gücün meşruiyeti, kanundan ve tarafsız kullanılmasından doğar.

Ceza soruşturması kişisel hesaplaşmaların, ticari çekişmelerin veya taraflardan birinin diğerine üstünlük kurma çabasının aracı hâline gelirse bundan en büyük zararı adalet kurumu görür.

HSK'nın incelediğimiz kararı, soruşturma yetkisinin kullanılmasında çizilmesi gereken sınırları hatırlatması bakımından önemli bir uyarıdır.

Yargı mensuplarının büyük çoğunluğunun görevini hukuka ve meslek etiğine bağlılıkla yerine getirdiği gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Esasen hukuka aykırı uygulamalar karşısında etkili denetim yapılması, görevini dürüstçe yerine getiren yargı mensuplarının itibarını da korur.

Bir savcının görevi kimseyi haklı çıkarmak değildir. Haklı olanı, hukuka uygun delillerle ortaya çıkarmaktır. Çünkü adaletin kapısı herkese açık olmalı, fakat hiçbir kimsenin özel kapısı hâline gelmemelidir.

Adaletin terazisi, şikâyetçinin gücüne göre değil, delilin ağırlığına göre hareket etmelidir.