Bir memur, asli görevinin yanında başka bir kadroya vekâlet ettiğinde, mevzuatta öngörülen şartları taşıması hâlinde kendisine vekâlet aylığı, ek ödeme farkı, zam ve tazminat farkı ödenebiliyor. Ancak bu ödemelerin tamamı aynı vergi rejimine tabi değil.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğünün 20 Ekim 2026 tarihli ve E-53773008-622.02-17066399 sayılı görüş yazısı, uygulamada tereddüt oluşturabilecek önemli bir konuya açıklık getiriyor.
Aynı Görev Nedeniyle Yapılan Ödemeler Neden Farklı Vergilendiriliyor?
Bakanlığa yöneltilen soruda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi personelin bir kadroya vekâlet etmesi nedeniyle aldığı ödemelerin gelir vergisine tabi olup olmadığı soruluyor.
Bakanlığın cevabı açık:
Vekâlet aylığı: Gelir vergisi ve damga vergisine tabi.
Zam farkı: Gelir vergisi ve damga vergisine tabi.
Özel hizmet tazminatı farkı: Yalnızca damga vergisine tabi.
Ek ödeme farkı: Yalnızca damga vergisine tabi.
Görüldüğü üzere aynı vekâlet görevi nedeniyle yapılan dört farklı ödemenin ikisinden gelir vergisi kesilirken diğer ikisinden kesilmiyor.
Bu farklılığın temelinde ödemelerin hukuki niteliği ve ilgili kanunlarda yer alan vergi istisnaları bulunuyor.
657 sayılı Kanun'un 152'nci maddesi kapsamındaki tazminatlar ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin ek 9'uncu maddesi kapsamındaki ek ödemeler için damga vergisi dışında vergi alınmaması öngörülüyor.
Buna karşılık vekâlet aylığı ve zam farkı için aynı kapsamda bir gelir vergisi istisnası bulunmuyor.
Dolayısıyla mesele, idarenin tercihinden değil, mevzuatın ödemeler arasında kurduğu farklı vergilendirme rejiminden kaynaklanıyor.
Ancak burada sorulması gereken önemli bir soru var: Aynı görevin yerine getirilmesi nedeniyle yapılan ödemelerin farklı vergilendirilmesi, kamu personelinin kolayca anlayabileceği kadar açık ve sade bir sisteme dayanıyor mu?
Vekâlet görevi her zaman ek ödeme hakkı doğurmuyor
Görüş yazısının dikkat çekici bir başka yönü de vekâlet görevi nedeniyle yapılacak ödemelerin belirli şartlara bağlanmış olmasıdır.
Örneğin 375 sayılı KHK'nin ek 9'uncu maddesi kapsamında ek ödeme farkı ödenebilmesi için vekâletin usulüne uygun verilmesi, personelin asaleten atanmada aranan şartları taşıması ve vekâlet edilen kadronun ek ödemesinin asli kadronunkinden yüksek olması gerekiyor.
Ayrıca ödeme, vekâlet görevinin fiilen yerine getirildiği süreyle sınırlı tutuluyor. Mevzuatta belirtilen bazı geçici ayrılma nedenleriyle boşalan görevlere vekâlet edilmesi hâlinde de bu fark ödenmiyor.
Bu nedenle bir memurun vekâleten görevlendirilmiş olması, bütün vekâlet ödemelerine kendiliğinden hak kazandığı anlamına gelmiyor.
Böyle bir sistemde personelin hangi şartlarda hangi ödemeyi alacağını ve bunlardan ne kadar vergi kesileceğini bilmesi son derece önemli.
Karmaşık mevzuat, farklı uygulama riski
Kamu personelinin mali haklarını düzenleyen hükümler farklı kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere ve ikincil düzenlemelere dağılmış durumda.
Nitekim Bakanlığın iki sayfalık görüş yazısında dahi 657 sayılı Kanun'un 86, 152 ve 175'inci maddelerine, 375 sayılı KHK'nin ek 9'uncu maddesine, 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'na ve Gelir Vergisi Kanunu'na başvurulması gerekiyor.
Bu durum, mali haklar sistemimizin ne kadar parçalı olduğunu gösteriyor.
Mevzuatın bu denli karmaşık olması, özellikle belediyelerin personel ve mali hizmetler birimlerinde hatalı hesaplama ve kesinti yapılması riskini artırıyor.
Bir belediyede doğru uygulanan vergi kesintisinin başka bir belediyede yanlış hesaplanması, hem personelin mali kayba uğramasına hem de kamu idarelerinin hukuki ve mali sorunlarla karşılaşmasına yol açabilir.
Üstelik yanlış kesintiler nedeniyle doğabilecek düzeltme ve iade süreçleri de gereksiz idari iş yükü oluşturabilir.
Çözüm için yapılması gerekenler
Birincisi, kamu personelinin vekâlet nedeniyle hak kazandığı bütün mali haklar, ödeme şartları ve vergilendirme esasları tek bir uygulama rehberinde toplanmalıdır.
İkincisi, belediyelerin maaş hesaplama sistemlerinde vekâlet aylığı, zam farkı, tazminat farkı ve ek ödeme farkı ayrı ayrı tanımlanmalı; her ödeme kalemine doğru vergi rejimi uygulanmalıdır.
Üçüncüsü, personele verilen maaş bordrolarında vekâlet nedeniyle yapılan ödemeler ile bunlardan gerçekleştirilen kesintiler açıkça gösterilmelidir. Personel, hangi ödemesinden neden gelir vergisi kesildiğini rahatlıkla anlayabilmelidir.
Dördüncüsü, belediyelerde vekâlet ödemelerine ilişkin periyodik kontroller yapılmalı; eksik ödeme veya fazla vergi kesintisi tespit edildiğinde mevzuata uygun düzeltme ve iade mekanizmaları işletilmelidir.
Beşincisi, kamu personelinin mali haklarını düzenleyen dağınık hükümler sadeleştirilmeli; aynı nitelikteki ödemelerin vergilendirilmesinde mümkün olduğunca açık ve tutarlı esaslar benimsenmelidir.
Memurun maaş bordrosu hukuk bulmacasına dönüşmemeli
Bakanlığın 20 Ekim 2026 tarihli görüşü, vekâlet nedeniyle yapılan ödemelerin vergilendirilmesi konusunda önemli bir açıklık sağlıyor. Ancak bu görüş aynı zamanda kamu personelinin mali haklarını düzenleyen sistemin ne kadar karmaşık hâle geldiğini de ortaya koyuyor.
Bir memurun kendisine yapılan dört farklı ödemenin hangisinden gelir vergisi kesileceğini öğrenebilmek için birden fazla kanun ve düzenlemeyi incelemek zorunda kalması, üzerinde düşünülmesi gereken bir sorundur.
Kamu yönetiminde esas olan, yalnızca doğru ödeme yapmak değildir. Personelin hakkını kolayca öğrenebilmesini, bordrosunu anlayabilmesini ve gerektiğinde hesabı denetleyebilmesini sağlamaktır.
Devletin personelinden mevzuata eksiksiz uymasını beklediği bir sistemde, personelin mali haklarını da herkesin anlayabileceği açıklıkta düzenlemesi gerekir. Çünkü iyi işleyen bir kamu personel sisteminde maaş bordrosu, çözülmesi gereken bir hukuk bulmacası değil, çalışanın hakkını gösteren açık ve güvenilir bir belge olmalıdır.