Üstelik bazı sorunların çözümü bütçeye ilave yük getirmediği gibi kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını da sağlayabilecek nitelikte. O halde sormak gerekiyor: Bu sorunlar gerçekten çözülemiyor mu, yoksa çözülmek mi istenmiyor?
Kamu personel sisteminde yıllardır konuşulan, seçim dönemlerinde gündeme getirilen, toplu sözleşme masalarında tartışılan ancak bir türlü kalıcı çözüme kavuşturulamayan çok sayıda sorun bulunuyor.
Bunlardan özellikle dokuz tanesi dikkat çekiyor:
1- Disiplin affı beklentisi,
2- 2016 sonrası göreve başlayan personele ilave bir derece verilmesi,
3- Mühendislik Meslek Kanunu'nun çıkarılması,
4- Akademik personelin mali haklarının iyileştirilmesi,
5- Kariyer uzmanlarının mali haklarının iyileştirilmesi,
6- Yardımcı Hizmetler Sınıfındaki personelin sorunlarının çözülmesi,
7- Sendika üyelik ve üyelikten çekilme işlemlerinin e-Devlet üzerinden yapılması,
8- Üniversite idari personelinin nakil sorununun çözülmesi,
9- Kamuda memur ve işçiler arasındaki ücret adaletsizliğinin giderilmesi.
Elbette kamu personelinin sorunları bu dokuz başlıktan ibaret değil. Ancak bu dokuz sorun bile kamu personel yönetiminde yıllardır devam eden plansızlığı, parçalı düzenlemeleri ve çözüm üretmekteki isteksizliği göstermeye yetiyor.
Sorunlar büyüyor, çözüm beklentisi erteleniyor
Disiplin affı yıllardır gündeme getiriliyor. Belirli şartlarla ve ölçülü bir düzenlemeyle geçmiş disiplin cezalarının özlük hakları üzerindeki etkilerinin giderilmesi mümkünken konu sürekli erteleniyor. Elbette kamu hizmetinin güvenilirliğini zedeleyen ağır fiillerle daha hafif disiplin ihlallerinin aynı kapsamda değerlendirilmemesi gerekiyor.
2016 sonrası göreve başlayan personele ilave derece verilmesi talebi de eşitlik ve hakkaniyet yönünden değerlendirilmesi gereken konulardan biri. Benzer öğrenim ve hizmet şartlarına sahip personel arasında yalnızca göreve başlama tarihi nedeniyle ortaya çıkan farklılıkların objektif gerekçelerle açıklanması gerekiyor. Haklı bir gerekçesi bulunmayan farklılıklar ise giderilmelidir.
Mühendislik Meslek Kanunu yıllardır bekliyor. Mühendislerin mesleki sorumluluklarını, yetkilerini, çalışma şartlarını ve özlük haklarını bütüncül biçimde ele alan bir düzenlemeye ihtiyaç bulunuyor. Teknik personelin önemini sürekli vurgulayıp mesleki sorunlarını görmezden gelmek tutarlı bir kamu personel politikası değildir.
Üniversitelerde görev yapan akademik personelin mali hakları ile kariyer uzmanlarının ücret ve özlük hakları da kapsamlı bir değerlendirme bekliyor. Nitelikli insan kaynağını kamuya kazandırmak kadar kamuda tutabilmek de önemlidir. Bunun için sadece unvan değil, görev, yetki, sorumluluk ve liyakat esas alınmalıdır.
Yardımcı Hizmetler Sınıfındaki personelin durumu ise kamu personel rejimindeki yapısal sorunların en açık örneklerinden biridir. Fiilen yürüttüğü görevle kadro unvanı arasında uyumsuzluk bulunan personelin sorunlarının yıllardır devam etmesi kabul edilebilir değildir.
Üniversite idari personelinin nakil sorunu da benzer şekilde çözüm bekliyor. Aile birliğini ve çalışma hayatını doğrudan etkileyen bu sorunun, kurumların personel ihtiyaçlarını da koruyan şeffaf ve objektif bir nakil sistemiyle giderilmesi mümkündür.
Aynı kamu hizmeti, farklı statüler, farklı ücretler
Kamu personel sistemindeki en önemli sorunlardan biri de memur ve işçiler arasındaki ücret dengesizliğidir.
Aynı kurumda, aynı hizmetin yürütülmesine katkı sağlayan, hatta zaman zaman benzer görevleri yerine getiren personelin yalnızca istihdam statüsü nedeniyle çok farklı ücretler alması çalışma barışını zedelemektedir.
Elbette memurların ve işçilerin tabi oldukları hukuki rejimler, sorumlulukları ve sosyal hakları farklıdır. Ancak bu farklılıklar, makul ve açıklanabilir bir ücret sisteminin kurulmasına engel değildir.
Kamuda ücret politikasının temel ölçütü, personelin hangi statüde çalıştığından önce yaptığı işin niteliği, sorumluluğu ve gerektirdiği uzmanlık olmalıdır.
Bir kamu kurumunda ücret adaleti sağlanmadan çalışma barışının ve kurumsal verimliliğin güçlendirilmesi kolay değildir.
Sendikalar için samimiyet testi: e-Devlet üzerinden üyelik
Dokuz sorun arasında belki de en dikkat çekici olanı, kamu görevlilerinin sendikalara üyelik ve üyelikten çekilme işlemlerinin e-Devlet üzerinden gerçekleştirilmesidir. Çünkü bu düzenleme, diğer birçok talebin aksine, yüksek bütçe kaynakları gerektiren bir ücret iyileştirmesi değildir. Uygun bir dijital altyapı ve hukuki düzenlemeyle işlemlerin kolaylaştırılması, idari iş yükünün azaltılması ve süreçlerin şeffaflaştırılması mümkündür.
Peki, böylesine makul bir düzenleme neden hâlâ hayata geçirilemiyor?
Üyelik işlemlerinin dijitalleştirilmesi, kamu görevlilerinin sendika tercihlerini daha kolay ve bağımsız şekilde kullanmalarını sağlayacaktır. Aynı zamanda işlemlerin güvenli, izlenebilir ve hızlı yürütülmesine katkıda bulunacaktır.
Bu noktada özellikle büyük memur sendikalarına önemli bir sorumluluk düşüyor.
Sendikacılığın gücü, üyelik işlemlerini zorlaştıran yöntemlerden değil, çalışanların özgür iradesinden ve sendikaya duyduğu güvenden gelmelidir.
Üyesinin özgür iradesine güvenen bir sendikanın, üyelik işlemlerinin kolaylaştırılmasından çekinmesini gerektiren bir neden olmamalıdır.
Dolayısıyla e-Devlet üzerinden sendika üyeliği meselesi yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda sendikal özgürlük ve kurumsal samimiyet meselesidir.
Çözüm için yapılması gerekenler
Kamu personelinin yıllardır devam eden sorunlarının çözümü için artık genel vaatlerden ve temennilerden somut adımlara geçilmelidir.
Birincisi, Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile ilgili kurumların katılımıyla kapsamlı bir kamu personel reformu çalışması başlatılmalıdır. Sendikalar ve meslek kuruluşları da bu sürece dahil edilmelidir.
İkincisi, dokuz sorun ayrı ayrı ele alınmalı; çözümünün maliyeti, gerekli mevzuat değişiklikleri ve uygulama takvimi kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bütçeye ilave yük getirmeyen veya sınırlı kaynak gerektiren düzenlemelere öncelik verilmelidir.
Üçüncüsü, sendika üyelik ve üyelikten çekilme işlemlerinin e-Devlet üzerinden yapılmasına yönelik hukuki ve teknik hazırlıklar tamamlanmalıdır. Sistemde kişisel verilerin korunması, kimlik doğrulama ve özgür irade güvenceleri sağlanmalıdır.
Dördüncüsü, üniversite idari personelinin nakil işlemleri için kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, hizmet gereklerini ve aile birliğini birlikte gözeten merkezi bir sistem oluşturulmalıdır.
Beşincisi, Yardımcı Hizmetler Sınıfının durumu, personelin fiilen yaptığı görevler ve kazanılmış hakları dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir. Aynı zamanda memur ve işçi ücretleri arasındaki dengesizlikleri azaltacak, iş değerlemesine dayalı bütüncül bir ücret reformu hazırlanmalıdır.
Altıncısı, mali hakları iyileştirilecek personel grupları için birbirinden kopuk, yeni eşitsizlikler doğurabilecek düzenlemeler yerine, kamu personel sisteminin tamamını gözeten dengeli bir model benimsenmelidir.
Yedincisi, ilgili kurumlar tarafından her sorun için sorumlu birim ve tamamlanma tarihi belirlenmeli; çalışmaların hangi aşamada olduğu düzenli olarak kamuoyuna açıklanmalıdır.
Çözümsüzlük de bir yönetim tercihidir
Kamu personelinin sorunları hakkında yıllardır toplantılar düzenleniyor, raporlar hazırlanıyor, açıklamalar yapılıyor ve vaatlerde bulunuluyor. Ancak çalışanların beklentisi artık yeni bir açıklama değil, somut sonuçtur.
Elbette her sorunun çözümü aynı derecede kolay değildir. Bazıları önemli bütçe kaynakları, bazıları kapsamlı kanuni düzenlemeler gerektirmektedir. Fakat bu durum, hiçbir mali yük getirmeyen veya sınırlı düzenlemelerle çözülebilecek meselelerin de yıllarca ertelenmesini haklı çıkarmaz.
Burada kamu yönetiminin ve sendikaların birlikte cevaplaması gereken temel bir soru bulunmaktadır: Bütçeye yük getirmeyen sorunları dahi çözemeyen bir sistem, milyarlarca liralık kaynak gerektiren büyük personel sorunlarını nasıl çözecektir?
Kamu çalışanları imtiyaz değil; adalet, öngörülebilirlik ve hakkaniyet istiyor.
Unutulmamalıdır ki sorunları tespit etmek yönetim başarısı değildir. Asıl başarı, tespit edilen sorunları makul bir sürede çözebilmektir.
Sorunların yıllardır gündemde kalması onların çözümsüz olduğunu değil, çözüm mekanizmalarının yeterince işletilmediğini gösterir. Artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor: Kamu personel yönetiminde asıl sorun, sorunların bilinmemesi değil; bilinen sorunların çözüme kavuşturulamamasıdır.