İçeriğe geç

Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

İETT Otobüsleri arızalı, seferler devam ediyor: Yolcunun can güvenliği ise şoföre emanet

Sayıştay tarafından hazırlanan 2025 yılı denetim raporundan İETT ile ilgili vahim bir tablo çıktı.

Sayıştay'ın ortaya çıkardığı bir denetim bulgusu, toplu taşımada yolcu güvenliğiyle ilgili ciddi soruları gündeme taşıdı. Fren sisteminde, motorda veya kapılarda önemli arızalar meydana geliyor; ancak bazı araçlar gerekli teknik müdahale yapılmadan yoluna devam ediyor. Arızaların giderilmesi ise sefer sonrasına bırakılıyor.

Peki, seferin tamamlanması mı daha önemli, yoksa yolcuların sağ salim evlerine ulaşması mı?

Sayıştay tarafından yapılan denetimde, bazı otobüs ve metrobüslerde sefer sırasında meydana gelen, araç ve yolcu güvenliğini etkileyebilecek önemli arızaların giderilmesinin sefer sonrasına bırakıldığı tespit edildi.

Üstelik mesele birkaç basit teknik arızadan ibaret değil. Denetim raporunda yer alan 18 örneğin arasında fren sistemi, motor, kapı, süspansiyon sistemi ve basınçlı yağ hattına ilişkin arızalar da bulunuyor.

Bu arızaların bir kısmında müdahale biçimi telefonla görüşme, bir kısmında ise yol ustasının kontrolü olarak kaydedilmiş. Buna rağmen birçok araç için iş bitiminde garajda ayrıntılı kontrol yapılması öngörülmüş.

İşte asıl sorgulanması gereken uygulama budur.

Fren arızası varsa sefer nasıl devam ediyor?

Sayıştay'ın tespitleri arasında özellikle dikkat çeken örnekler bulunuyor.

Bir araçta fren sisteminin önemli bileşenlerinden retarder yeterince çalışmıyor. Müdahale kaydına göre aracın servisini tamamladıktan sonra garaja gelmesi öngörülüyor.

Başka bir araçta fren körüğü ve balata seviye sensörü arızası görülüyor. Kontrolün ardından ayrıntılı incelemenin iş bitimine bırakıldığı belirtiliyor.

Bir diğer araçta ise kapı arızasına rağmen seferin devam ettiği kayda geçiriliyor.

Motor arızaları, süspansiyon sistemindeki aksaklıklar ve basınçlı yağ hattındaki kaçaklarla ilgili kayıtlarda da benzer uygulamalara rastlanıyor.

Elbette her teknik arıza aynı ağırlıkta değildir. Ancak özellikle fren, kapı ve aracın sürüş güvenliğini etkileyebilecek sistemlerdeki arızaların ciddiyeti, açık teknik kriterlere göre belirlenmek zorundadır.

Bir aracın hareket edebiliyor olması, yolcu taşımasının güvenli olduğu anlamına gelmez.

Arıza kaydına yalnızca "sefer bitiminde kontrol edilecek" yazılması, olası bir kazanın sonuçlarını ortadan kaldırmaz.

İdarenin savunması yeterli mi?

Sayıştay'ın tespitlerine karşı idare, arızaların sefer sonrasına bırakılması uygulamasının bütün arızalar için geçerli olmadığını, yalnızca kritik olmayan ve üretici sistemleri tarafından sürüşe izin verilen arızalarda bu yöntemin kullanıldığını savunuyor. Ancak Sayıştay bu açıklamayı yeterli bulmuyor. Çünkü denetim tablosunda fren ve motor sistemleri gibi güvenlik açısından önem taşıyan alanlardaki arızaların da ayrıntılı kontrollerinin sefer sonrasına bırakıldığı görülüyor.

Burada idareye sorulması gereken soru açıktır: Hangi arızanın kritik olup olmadığına kim, hangi teknik ölçütlere dayanarak ve hangi sorumlulukla karar veriyor?

Üretici sisteminin aracın hareketine izin vermesi tek başına yeterli bir güvenlik değerlendirmesi midir? Yolcuların bulunduğu, duraklarda sürekli kapıların açılıp kapandığı, yoğun şehir trafiğinde kullanılan bir toplu taşıma aracında daha sıkı güvenlik kriterleri uygulanması gerekmez mi?

İdarenin görevi yalnızca seferlerin tamamlanmasını sağlamak değildir. Asıl görevi, seferlerin güvenli şekilde tamamlanmasını temin etmektir.

Arızalı araçların sefere devam etmesinin mali bir boyutu da var!

Sayıştay bulgusunun üzerinde durulması gereken bir başka yönü de arızaların sefer sonrasına bırakılmasının sözleşmelerden kaynaklanan yaptırımları etkileyebilmesidir.

Bulguda, şartnameler gereğince arıza nedeniyle garaja dönen otobüslere uygulanacak cezaların, araçların sefere devam ettirilmesi yoluyla önlenebildiğine dikkat çekiliyor.

Bu tespit son derece önemlidir. Çünkü araç arızalandığında seferden çekilirse sözleşmeye göre ceza uygulanması söz konusu olabilecek; buna karşılık arızalı araç seferini tamamlarsa aynı yaptırım gündeme gelmeyebilecektir.

Böyle bir uygulama, işletmecileri arızalı araçları hizmetten çekmek yerine sefere devam ettirmeye yöneltebilecek yanlış bir teşvik mekanizması oluşturur.

Şayet seferlerin devam ettirilmesinde sözleşmesel cezalardan kaçınma düşüncesi etkili oluyorsa, burada yalnızca teknik bir eksiklik değil, kamu kaynaklarının korunması ve yolcu güvenliğinin önceliği bakımından ciddi bir yönetim sorunu bulunmaktadır.

Bu ihtimalin açıklığa kavuşturulması için araçların arıza kayıtları, seferden çekilme kararları ve uygulanan sözleşmesel cezalar birlikte incelenmelidir.

Kamu yönetiminde maliyet hesabı yapılırken insan hayatı risk kalemi olarak görülemez.

Arıza büyürse faturayı kim ödeyecek?

Konunun bir de kamu kaynaklarının verimli kullanılması boyutu bulunuyor.

Zamanında giderilmeyen bir arıza, daha büyük ve maliyetli bir teknik soruna dönüşebilir. Küçük bir müdahaleyle giderilebilecek sorun, ilerleyen süreçte aracın uzun süre hizmet dışı kalmasına ve ciddi bakım giderlerine neden olabilir.

Dolayısıyla gerekli teknik müdahaleyi ertelemek her zaman tasarruf anlamına gelmez. Bazen bugünün küçük giderinden kaçınmak, yarının çok daha büyük maliyetini doğurur.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılması ile iç kontrol ve hesap verebilirlik ilkeleri de bu bakımdan önem taşımaktadır.

Dahası, meydana gelebilecek bir kazada yalnızca araç sürücüsünün değil, arızadan haberdar olduğu hâlde seferin sürdürülmesine karar veren yetkililerin sorumluluklarının da incelenmesi gerekebilir.

Peki, ne yapılmalı?

Sayıştay'ın ortaya koyduğu tespitlerin yalnızca rapor sayfalarında kalmaması için şu düzenlemeler hayata geçirilmelidir:

1. Kritik arızalarda seferin durdurulması zorunlu olmalıdır. Fren, direksiyon, kapı ve diğer güvenlik sistemlerinde ortaya çıkan arızalar açık teknik kriterlerle sınıflandırılmalı; güvenliği etkileyen arızalarda araç derhâl güvenli biçimde durdurulmalı ve gerekli teknik inceleme yapılmadan yolcu taşımaya devam edilmemelidir.

2. Arızaların sefer sonrasına bırakılması keyfî kararlara bağlı olmamalıdır. Hangi arızanın seferi engellediği, hangisinde kontrollü şekilde devam edilebileceği yazılı ve bağlayıcı talimatlarla belirlenmelidir. Kararı veren teknik personelin kimliği ve gerekçesi kayıt altına alınmalıdır.

3. Sözleşmelerdeki ceza hükümleri yeniden düzenlenmelidir. Arızalı aracın seferden çekilmesi nedeniyle ortaya çıkabilecek mali yaptırımlar, işletmeciyi yolcu güvenliğinden ödün vermeye yöneltmemelidir. Güvenlik gerekçesiyle alınan kararlarla bakım yükümlülüğünün ihlalinden doğan sorumluluk birbirinden ayrılmalıdır.

4. Arıza kayıtları dijital ortamda izlenmelidir. Arızanın ortaya çıktığı saat, türü, teknik değerlendirmesi, sefere devam kararı ve yapılan müdahaleler değiştirilemez denetim izleriyle kayıt altına alınmalıdır. Tekrarlanan arızalar ayrıca analiz edilmelidir.

5. Yöneticilerin sorumluluğu belirlenmelidir. Güvenlik açısından önemli olduğu bilinen arızalarda sefere devam talimatı verilmişse, kararın hangi gerekçeyle ve kim tarafından alındığı araştırılmalıdır. Gerekli şartlar oluştuğunda idari ve hukuki sorumluluk mekanizmaları işletilmelidir.

6. Bağımsız teknik denetim yapılmalıdır. Özellikle fren, kapı ve yürüyen aksamla ilgili tekrarlanan arızalar, işletmecinin rutin kontrolleri dışında bağımsız teknik incelemeye tabi tutulmalıdır. Denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Sefer değil, insan hayatı öncelikli olmalı!

Toplu taşıma hizmetlerinde başarı yalnızca günlük sefer sayısıyla, taşınan yolcu miktarıyla veya araçların zamanında garaja dönmesiyle ölçülemez.

Asıl başarı, insanların güven içerisinde taşınmasıdır.

Sayıştay'ın ortaya koyduğu bulgu, arıza yönetiminin yalnızca bakım-onarım birimlerinin işi olmadığını; aynı zamanda kamu yönetimi, hesap verebilirlik ve insan hayatına verilen değer meselesi olduğunu gösteriyor.

Bir araç arızalandığında yapılması gereken, arızanın üzerini örterek seferi kurtarmak değil, teknik riskleri değerlendirerek yolcuyu korumaktır.

Unutulmamalıdır ki bir kazadan sonra hazırlanacak tutanaklar, başlatılacak soruşturmalar ve verilecek cezalar kaybedilen hayatları geri getirmez.

Kamu yönetiminde hiçbir sefer, hiçbir sözleşme ve hiçbir maliyet hesabı insan hayatından daha değerli değildir.

Arızanın giderilmesini erteleyebilirsiniz; ancak güvenlik sorumluluğunu erteleyemezsiniz.