İşte yargının itibarını sarsan asıl mesele budur.
Hâkimlik, yalnızca kanunları uygulama mesleği değildir. Aynı zamanda bağımsızlığın, tarafsızlığın, dürüstlüğün ve toplumun adalete duyduğu güvenin temsil edildiği bir makamdır.
Bu nedenle hâkimin yalnızca tarafsız olması yetmez; tarafsızlığından makul bir kuşku duyulmasına yol açabilecek ilişkilerden de uzak durması gerekir.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin verdiği bir disiplin kararı, yargı mensuplarının özel hayatlarındaki davranışlarının dahi adaletin saygınlığını nasıl etkileyebileceğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
Bir hâkim, sanıklardan ve meslektaşlarından borç para istiyor!
HSYK İkinci Dairesinin kararına konu olan olayda, bir ağır ceza mahkemesi üyesi hakkında yürütülen disiplin soruşturmasında oldukça dikkat çekici tespitlere yer veriliyor.
Karara göre ilgili hâkim;
Görev yaptığı mahkemede yargılanan sanıklardan birinden 11 bin TL borç istemiş, bir diğerinden 11 bin 300 TL borç almıştır.
Cumhuriyet savcılarından, hâkimlerden, adliye personelinden ve çeşitli vatandaşlardan farklı gerekçelerle borç para istemiş, bazılarından para almıştır.
Kesinleşmiş borçlarını kasten ödememesi nedeniyle hakkında icra takipleri yapılmasına yol açmıştır.
Burada üzerinde özellikle durulması gereken husus, bir hâkimin görev yaptığı mahkemenin sanıklarıyla maddi ilişkiye girmesidir.
Düşünün!
Bir tarafta insanların özgürlüğü hakkında karar verebilen bir hâkim, diğer tarafta aynı mahkemede yargılanan bir sanık bulunuyor.
Hâkim sanıktan borç para istiyor.
Böyle bir durumda sanığın kendisini ne ölçüde özgür hissedebileceği, adalet sisteminin üzerinde düşünmesi gereken son derece ciddi bir sorudur.
Talebi reddetmenin hâkimin tutumunu etkileyebileceğinden endişe duyan bir kişi, gerçekte ne kadar özgür iradeyle hareket edebilir?
Üstelik mesele sadece para alışverişi de değildir. Hâkim ile sanık arasında kurulan böyle bir maddi ilişki, yargılamanın tarafsızlığı hakkında ciddi kuşkular doğurabilecek niteliktedir.
HSYK iki ayrı disiplin cezası verdi
HSYK İkinci Dairesi, soruşturma kapsamındaki bilgi, belge ve tanık beyanlarını değerlendirerek ilgili hâkimin çeşitli kişilerden, meslektaşlarından ve mahkemesinde yargılanan sanıklardan borç istemesi ve para alması nedeniyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 68'inci maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendi uyarınca yer değiştirme cezası vermiştir.
Ayrıca kesinleşmiş borcunu kasten ödemeyerek hakkında icra takibi yapılmasına neden olması sebebiyle aynı Kanun'un 66'ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kademe ilerlemesini durdurma cezası uygulanmıştır.
Diğer iki icra takibine ilişkin iddiaların ise başka bir disiplin dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmiştir.
Bu kararın ortaya koyduğu temel ilke açıktır:
Hâkimlik makamının sağladığı konum ve ilişkiler, kişisel maddi ihtiyaçların karşılanması için kullanılamaz. Ancak burada daha önemli bir tartışmayı da yapmak gerekiyor.
Böyle bir olayda yalnızca disiplin cezası verilmiş olması, yargıya duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi için yeterli midir?
Adalet yalnızca tarafsız olmak değil, güven vermek zorundadır
Hâkimler ve savcılar sıradan kamu görevlileri değildir. Verdikleri kararlar insanların özgürlüğünü, mal varlığını, aile hayatını ve geleceğini doğrudan etkiler.
Bu nedenle yargı mensuplarından beklenen etik standartların yüksek olması zorunludur.
Bir hâkimin, önündeki dosyanın sanığından borç istemesi, yalnızca kişisel mali ilişki olarak değerlendirilemez.
Çünkü böyle bir ilişki, sanığın iradesi üzerinde baskı oluşturma ihtimalinin yanı sıra, üçüncü kişilerin yargılamanın tarafsızlığından kuşku duymasına da neden olabilir.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Disiplin kararında belirlenen davranışlar, kendiliğinden rüşvet suçunun işlendiğini veya belirli bir yargı kararının hukuka aykırı olduğunu kanıtlamaz. Ancak bunlar, yargı etiği ve mesleki tarafsızlık bakımından son derece ciddi sorunlardır.
Nitekim Türk Yargı Etiği Bildirgesi de hâkim ve savcıların bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük ve yargıya güven ilkelerine uygun davranmalarını öngörmektedir.
Adaletin itibarı yalnızca mahkeme salonunda verilen kararlarla değil, o kararları verenlerin davranışlarıyla da korunur.
Yapılması gerekenler
Bu tür olayların önlenmesi ve yargıya duyulan güvenin güçlendirilmesi için somut adımlar atılmalıdır. Bunun için;
1. Yargı mensuplarının taraflarla mali ilişkilerine ilişkin kurallar açık olmalıdır.
Hâkim ve savcıların görevleri dolayısıyla ilişki içinde bulundukları kişilerden borç istemesi veya alması konusunda mevcut disiplin hükümleri tavizsiz uygulanmalı; etik rehberlerde somut örnekler ve önleyici mekanizmalar geliştirilmelidir.
2. Çıkar çatışmaları gecikmeden tespit edilmelidir.
Yargılamanın taraflarıyla kişisel veya mali ilişki kurulması hâlinde, tarafsızlık açısından ortaya çıkabilecek sorunları belirleyen etkili bildirim, çekinme ve denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
3. HSK disiplin kararlarında daha fazla şeffaflık sağlamalıdır.
Kişisel veriler ve soruşturmanın gizliliği korunarak, disiplin kararları ve bunların gerekçeleri kamuoyuna daha sistematik biçimde açıklanmalıdır. Böylece hangi davranışların hangi yaptırımlarla karşılandığı görülebilmelidir.
4. Yargı etiği eğitimi teoriden uygulamaya geçirilmelidir.
Yargı mensuplarına yalnızca etik ilkeler anlatılmamalı; sanıklardan borç isteme, dava taraflarıyla kişisel yakınlık kurma, hediye kabul etme ve benzeri çıkar çatışmaları somut olaylar üzerinden değerlendirilmelidir.
5. Şikâyet mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Vatandaşların, avukatların ve adliye personelinin yargı etiğine aykırı davranışları herhangi bir baskı veya misilleme endişesi yaşamadan bildirebilecekleri güvenilir mekanizmalar geliştirilmelidir. Her iddia da ilgili kişinin savunma hakkı korunarak, somut delillere dayalı ve tarafsız bir incelemeye tabi tutulmalıdır.
Hâkim borçlu olabilir ama adalet kimseye borçlu kalamaz!
Elbette hâkimler de ekonomik güçlük yaşayabilir, borçlanabilir ve kişisel sorunlarla karşılaşabilir. Hiç kimse sırf borçlu olduğu için mesleki itibarını kaybetmiş sayılamaz. Ancak hâkimlik makamının sağladığı nüfuzun, insanların özgürlüğü ve hukuki geleceği üzerinde karar verme yetkisinin kişisel mali ilişkilerle iç içe geçmesine izin verilemez.
Bir hâkimin borçlu olması başka, önünde yargılanan kişiden borç istemesi bambaşka bir meseledir.
İşte bu fark, sıradan bir alacak verecek ilişkisi ile yargının saygınlığını ilgilendiren ciddi bir etik ihlal arasındaki sınırı oluşturur.
HSYK'nın söz konusu kararı, yalnızca geçmişte yaşanmış bir disiplin olayının kaydı olarak görülmemelidir. Bu karar, yargı mensuplarının hangi davranışlardan uzak durması gerektiğini gösteren önemli bir uyarıdır.
Çünkü adaletin en büyük sermayesi binaları, bütçesi veya sahip olduğu yetkiler değil, vatandaşın ona duyduğu güvendir.
Unutulmamalıdır ki borç para ile ödenebilir; ancak kaybedilen adalet güveninin bedelini bütün toplum öder.