Ancak 31 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklik, sınavsız atamaları tamamen ortadan kaldırmıyor. Yalnızca belirli atamalara üç yıllık çalışma şartı getirerek uygulamayı kısmen sınırlandırıyor. Dolayısıyla yapılan değişiklik olumlu olmakla birlikte sorunun köklü çözümü için yeterli değildir.
Sınavsız müdürlük uygulaması nasıl işliyordu?
Kamu personel sisteminin en önemli sorunlarından biri, görevde yükselme sınavlarının çeşitli atama yöntemleriyle etkisiz hâle getirilebilmesidir.
Bir tarafta yıllarca çalışan, mesleki tecrübe kazanan, sınavlara hazırlanan ve başarılı olabilmek için emek harcayan kamu görevlileri bulunuyor. Diğer tarafta ise görevde yükselme sınavına tabi olmayan bir yöneticilik kadrosuna atanarak buradan sınavla girilmesi gereken müdürlük kadrolarına geçiş yapabilenler bulunuyor.
Örneğin, bir kamu görevlisi görevde yükselme sınavına tabi olmayan bir il müdür yardımcılığı kadrosuna atanabiliyor, ardından bu görevde kısa bir süre bulunduktan sonra sınava tabi şube müdürlüğü kadrosuna sınavsız geçiş yapabiliyordu. Böylece sınavla atanmak için yıllarca bekleyen personelin karşısına, farklı bir atama yolunu kullanarak aynı kadroya ulaşabilen kişiler çıkabiliyordu. Bu uygulama yalnızca personel arasında huzursuzluk yaratmıyor, kamu yönetiminde kariyer ve liyakat ilkelerine duyulan güveni de zedeliyordu.
Çünkü liyakat sisteminin en büyük düşmanı, kuralların bulunmaması değil, kuralların etrafından dolaşılmasına imkân tanınmasıdır.
Yeni düzenleme ne getiriyor?
31 Ekim 2026 tarihli ve 33416 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 11947 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan yönetmelik değişikliği, bu konuda önemli bir adım attı.
Genel Yönetmeliğe eklenen 5'inci maddeye göre, görevde yükselme sınavına tabi olmayan müdür ve müdür yardımcısı kadroları ile bunlara denk veya daha üst yöneticilik kadrolarında bulunmuş kişilerin, Yönetmelik kapsamındaki müdür ve müdür yardımcısı kadrolarına sınavsız atanabilmeleri için ilgili yöneticilik görevlerinde kesintisiz en az üç yıl asaleten ve fiilen çalışmış olmaları gerekiyor.
Ayrıca atanılacak kadroya ilişkin diğer şartların da taşınması zorunlu tutuluyor. Bununla birlikte alt görevlerdeki çalışma süreleri bu kapsamdaki atamalarda aranan şartların dışında bırakılıyor.
Düzenlemenin en önemli sonucu, üst yöneticilik kadrosuna kısa süreli atanarak buradan sınava tabi müdürlük kadrosuna geçiş yapılmasının önüne bir süre engeli konulmasıdır.
Örneğin, görevde yükselme sınavına tabi olmayan bir il müdür yardımcısı kadrosuna atanan kişi, artık yalnızca birkaç ay bu görevde bulunarak yeni düzenleme kapsamındaki bir şube müdürlüğüne sınavsız geçiş yapamayacaktır.
Bu yönüyle değişikliğin yerinde olduğunu ifade etmek gerekiyor.
Ancak asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Üç yıl bekleyen yine sınavsız müdür olabilecek!
Yeni düzenlemenin en önemli eksikliği, sınavsız atama imkânını tamamen ortadan kaldırmamasıdır. Çünkü getirilen şart, sınavsız atanmayı yasaklamıyor; bu imkânın kullanılmasını üç yıllık kesintisiz yöneticilik süresine bağlıyor.
Başka bir ifadeyle, sınavdan muaf bir yöneticilik kadrosuna atanan kişi, diğer şartları da taşıması kaydıyla bu görevde üç yıl asaleten ve fiilen çalıştıktan sonra sınava tabi müdürlük kadrolarına yine sınavsız atanabilecek.
Düne kadar birkaç ayda aşılabilen sınav engeli, artık üç yıl sonra aşılabilecek.
Elbette üç yıl fiilen yöneticilik yapmakla birkaç gün yöneticilik yapmak aynı şey değildir. Ancak yalnızca üç yıl görevde bulunmak, tek başına liyakatin ve yöneticilik yeterliliğinin kanıtı olarak kabul edilebilir mi?
Sorulması gereken temel soru budur.
Bir kişi sınava tabi olmayan yöneticilik kadrosuna herhangi bir görevde yükselme sınavına girmeden atanmışsa, üç yılın sonunda neden sınavla girilmesi gereken başka bir kadroya sınavsız geçebilmelidir?
Üstelik yeni düzenleme, görevde yükselme sınavına tabi olmayan ilk yöneticilik kadrosuna yapılacak atamaları da genel olarak yasaklamıyor.
Dolayısıyla sorunun kaynağını oluşturan istisnai atama imkânları varlığını koruyor. Değişen, bu imkânların belirli müdürlük kadrolarına geçiş amacıyla ne zaman kullanılabileceğidir.
Bu nedenle düzenlemeyi sınavsız görevde yükselmenin sona erdirilmesi olarak değil, belirli sınavsız geçişlerin sınırlandırılması olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Liyakat üç yıllık bekleme süresinden ibaret değildir
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 3'üncü maddesi, kariyer ve liyakati kamu personel sisteminin temel ilkeleri arasında sayıyor.
Liyakat ilkesi, kamu görevlerine atanma ve görevde yükselme süreçlerinde objektif ölçütlerin ve eşit imkânların esas alınmasını gerektiriyor.
Burada üzerinde durulması gereken husus, istisnai yöneticilik kadrolarına yapılan her atamanın yanlış olduğu değildir. Kamu yönetiminin bazı görevlerinde özel atama usullerinin bulunması anlaşılabilir. Ancak istisnai atama yöntemlerinin, kariyer kadrolarına geçişte görevde yükselme sınavının yerine kullanılabilmesi farklı bir sorundur.
İstisna olarak oluşturulan bir atama yöntemi, sınav sistemini dolanmanın olağan yoluna dönüşmemelidir.
Aksi hâlde kamu personeline verilen mesaj değişmeyecektir: Birileri sınavla yükselecek, birileri ise önce başka bir kadroya atanıp belirli bir süre bekleyerek aynı göreve ulaşabilecektir.
Böyle bir uygulamanın çalışanların adalet duygusuna ve kuruma bağlılığına zarar verebileceği açıktır.
Bu konuda yapılması gerekenler
Öncelikle görevde yükselme sınavına tabi olmayan kadrolardan, sınavla atanılması gereken yöneticilik kadrolarına yapılacak geçişler yeniden ele alınmalıdır.
Sırf daha üst bir yöneticilik kadrosunda belirli süre görev yapılmış olması, sınavla girilmesi gereken kadrolara geçiş için tek başına yeterli sayılmamalıdır.
İkinci olarak, sınavsız atama istisnaları açık, sınırlı ve objektif esaslara bağlanmalıdır. Bu istisnaların genel görevde yükselme sistemini etkisizleştirmesine izin verilmemelidir.
Üçüncü olarak, kamu kurumlarının görevde yükselme sınavlarını düzenli aralıklarla açmaları sağlanmalı, boş kadrolara yapılacak atamalarda liyakat ve fırsat eşitliği güçlendirilmelidir.
Son olarak, sınavsız yönetici atamalarının ve bu kadrolardan yapılan geçişlerin merkezi düzeyde izlenmesi, denetlenmesi ve kamuoyuna düzenli olarak açıklanması gerekir.
Fren yapmak başka, yolu kapatmak başkadır!
31 Ekim 2026 tarihli yönetmelik değişikliği, uzun süredir tartışılan bir soruna müdahale edilmesi bakımından olumlu bir gelişmedir.
Özellikle kısa süreli yöneticilik atamaları üzerinden sınava tabi kadrolara geçilmesinin sınırlandırılması önemlidir. Ancak düzenleme, sınavsız atama mekanizmasını tamamen ortadan kaldırmadığı için sorunu kökten çözmüş değildir.
Sınavsız yükselmenin önüne üç yıllık bekleme süresi koymak, sınavsız yükselmeyi ortadan kaldırmak anlamına gelmez.
Kamu yönetiminde yapılması gereken, sınavsız atamaların süresini uzatmakla yetinmek değil, sınavla yükselme sistemini etkisizleştiren istisnaları mümkün olduğunca ortadan kaldırmaktır.
Unutulmamalıdır ki kamu kurumlarında yöneticilik kadroları ne kişilere özel olarak oluşturulmuş makamlar ne de belirli süre bekleyenlere verilmesi gereken ödüllerdir. Bu kadrolar, kamu hizmetinin gerektirdiği bilgi, birikim, yetkinlik ve liyakate sahip kişiler tarafından doldurulmalıdır.
Kamu yönetiminde gerçek reform, sınavsız atamaların önüne yalnızca takvim koymak değil, liyakat ilkesini istisnasız uygulanacak bir yönetim kültürüne dönüştürmektir.