İçeriğe geç

Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Sarıgül Dosyası açıldı, peki yargının eski defterleri ne olacak?

Mustafa Sarıgül ve ailesi hakkında yürütülen soruşturma, Türk yargısının geçmişte verdiği kararları, kapattığı dosyaları ve soruşturmaları yürüten savcıların sorumluluğunu da yeniden tartışmaya açmıştır.

Mustafa Sarıgül ve ailesi hakkında yürütülen soruşturma, yalnızca bir siyasetçinin ve yakın çevresinin karşı karşıya kaldığı ağır suçlamalardan ibaret değildir. Bu soruşturma, Türk yargısının geçmişte verdiği kararları, kapattığı dosyaları ve soruşturmaları yürüten savcıların sorumluluğunu da yeniden tartışmaya açmıştır.

Asıl mesele şudur: Yıllardır hakkında çeşitli iddialar ortaya atılan, çok sayıda soruşturmaya konu olan bir siyasetçinin geçmiş dosyaları yeterince araştırıldı mı? Yoksa bazı iddialar, daha mahkeme önüne ulaşamadan kapatıldı mı?

Elbette hakkında soruşturma açılması bir kişinin suçlu olduğunu göstermez. Takipsizlik kararı verilmesi de tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmez. Ancak soruşturmaların sayısı, niteliği ve sonuçları kamuoyunda ciddi sorular doğuruyorsa bunların açıklığa kavuşturulması gerekir. Çünkü adalete güven, yalnızca suçluların cezalandırılmasıyla değil, soruşturmaların neden ve nasıl sonuçlandırıldığının açıklanabilmesiyle de sağlanır.

104 soruşturma, 100 takipsizlik iddiası!

13 Şubat 2014 tarihli basın haberlerinde Mustafa Sarıgül hakkında 2000 yılından itibaren 104 soruşturma kaydı bulunduğu, bunlardan 100'ünün takipsizlikle sonuçlandığı, dördünün ise o tarihte devam ettiği ileri sürülmüştü.

Bu rakamlar resmî dosya dökümüyle doğrulanmaya muhtaçtır. Ancak doğruysa son derece dikkat çekicidir.

Düşünebiliyor musunuz? Bir siyasetçi hakkında 104 soruşturma kaydı bulunduğu ve bunların 100'ünün takipsizlikle sonuçlandığı iddia ediliyor.

Böyle bir tablo karşısında yalnızca Sarıgül'e değil, soruşturma sisteminin işleyişine de bakmak gerekiyor. Bu kapsamda;

  • Bu dosyalarda hangi deliller toplandı?

  • Şikâyetçiler ve tanıklar dinlendi mi?

  • Belediye işlemleri, imar uygulamaları, şirket bağlantıları ve mali kayıtlar incelendi mi?

  • Yoksa bazı soruşturmalar, yeterli araştırma yapılmadan mı sonuçlandırıldı?

Daha önemlisi, takipsizlik kararları somut delil değerlendirmesine mi, soruşturma izni verilmemesine mi, yoksa gerçekten suç unsurunun bulunmamasına mı dayanıyordu?

Bunların hepsi birbirinden farklı hukuki durumlardır. Her birinin ayrı ayrı ortaya konulması gerekiyor.

Sarıgül'ü soruşturan savcılar şimdi nerede?

İşte üzerinde özellikle durulması gereken meselelerden biri de budur.

2014 yılında yayımlanan haberlerde, o tarihte devam ettiği belirtilen dört dosyanın ikisinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Cengiz Hacıosmanoğlu'nda, diğer ikisinin ise Cumhuriyet Savcısı Ekrem Aydıner'de bulunduğu ileri sürülmüştü.

Ekrem Aydıner'in daha sonra Bakırköy Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği görevini yürüttüğü ve Haziran 2024'te bu görevden emekliye ayrıldığı resmî kayıtlarda yer almaktadır.

Bir başka dikkat çekici isim ise soruşturmayı yürüten o günkü savcının şuanki durumudur.

Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü ile eşi Nazlı İnönü'nün tehdit edildiği iddiaları üzerine başlatılan soruşturmada Savcı, 2015 yılında Mustafa Sarıgül ve oğlu Emir Sarıgül hakkında çıkar amaçlı suç örgütü iddiası yönünden delil yetersizliğine dayanarak takipsizlik kararı vermişti.

Bugün o savcının hangi konumda olduğunun araştırılması gerekmektedir. Ancak aynı olayla ilgili tehdit ve hakaret iddiaları yönünden farklı bir savcılık bürosunca verilen takipsizlik kararının sonraki hukuki serüveni daha da dikkat çekicidir.

Hayri İnönü'nün başvurusu üzerine yürütülen kanun yararına bozma sürecinde Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 3 Aralık 2015 tarihli kararıyla takipsizlik sürecine ilişkin karar bozulmuş, dosya yeniden ele alınmış ve Temmuz 2016'da Mustafa Sarıgül ile Emir Sarıgül hakkında kamu davası açılmıştır.

Üstelik İnönü ailesi daha sonra şikâyetinden vazgeçmesine rağmen, 2020 yılında mahkemenin yargılamayı sürdürdüğü basına yansımıştır.

Burada özellikle belirtelim: Savcının verdiği örgüt suçuna ilişkin takipsizlik kararıyla, başka bir büro tarafından verilen ve kanun yararına bozma sürecine konu olan tehdit dosyasındaki karar birbirine karıştırılmamalıdır.

Fakat bu geçmiş, çok önemli bir gerçeği göstermektedir: Bir dosyada takipsizlik kararı verilmiş olması, o dosyadaki soruşturmanın her yönüyle eksiksiz yürütüldüğünü kendiliğinden kanıtlamaz.

O halde soralım:

  • Sarıgül hakkındaki geçmiş soruşturmalarda görev alan savcıların kararları daha sonra herhangi bir denetime tabi tutuldu mu?

  • Dosyalarda araştırılmayan deliller veya giderilmeyen çelişkiler var mıydı?

  • Varsa bunların nedenleri araştırıldı mı?

Bu sorular savcıları peşinen suçlamak için değil, yargının verdiği kararların hesap verebilirliğini sağlamak için sorulmalıdır.

Alman iş insanlarının şikâyetiyle ortaya çıkan tablo

Bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın başlangıcında iki Alman vatandaşının şikâyetleri bulunmaktadır.

Şikâyetlerde yüksek tutarlı sözleşmeler, para transferleri, yurt dışındaki şirketler ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması iddiaları yer almaktadır.

Soruşturma genişledikçe Mustafa Sarıgül'ün oğulları Emir ve Ömer Sarıgül ile eski eşi Aylin Kotil'in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi tutuklanmıştır. Altınbaş Holding ve Titanic Hotels çevresinden isimler hakkında da adli işlemler yapılmıştır. Ancak tutuklamalar suçluluğun kesinleştiği anlamına gelmemektedir. Mustafa Sarıgül ise iddiaları reddetmekte; kendisinin ve ailesinin dolandırılmak istendiğini belirterek şikâyetçilerle bağlantılı olduğunu söylediği kişiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu açıklamaktadır.

İddiaların doğruluğunu bağımsız ve tarafsız yargı ortaya çıkaracaktır.

Burada bizim üzerinde durduğumuz başka bir soru var:

  • Türkiye'de yıllardır tartışılan bir siyasetçi hakkındaki bu kadar ağır mali iddiaların araştırılması için neden yabancı iş insanlarının şikâyetleri belirleyici bir başlangıç noktası olmuştur?

  • Türk denetim ve yargı kurumları geçmişte kendi görev alanlarına giren iddiaları yeterince araştırmış mıdır?

Elbette yeni soruşturmadaki suçlamaların geçmiş olaylarla bağlantılı olduğu henüz kanıtlanmış değildir. Fakat soruşturma kapsamında geçmiş belediye işlemlerine uzanan somut deliller ortaya çıkarsa, bunların eski dosyalardaki tespitlerle karşılaştırılması zorunlu hale gelecektir.

Soruşturma izni sistemi de sorgulanmalıdır

Geçmiş haberlerde Sarıgül hakkındaki bazı soruşturmaların, 4483 sayılı Kanun kapsamında gerekli soruşturma izninin verilmemesi nedeniyle ilerleyemediği ileri sürülmüştü. Burada da önemli bir sistem sorunu bulunmaktadır.

Bir kamu görevlisi hakkındaki iddianın soruşturulabilmesi için idari izin öngörülmesinin amacı, kamu görevlilerini asılsız şikâyetlerden korumaktır. Ancak bu mekanizma, ciddi suç iddialarının araştırılmasını engelleyen bir koruma zırhına dönüşmemelidir.

İzin verilmemesi kararları ile bunlara yönelik yargısal denetimin sonuçları, özellikle kamuoyunu yakından ilgilendiren dosyalarda titizlikle incelenmelidir.

Öte yandan Mustafa Sarıgül bugün milletvekili olduğu için Anayasa'nın 83. maddesindeki yasama dokunulmazlığı hükümleri de devrededir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, kendisi hakkındaki iddiaların ayrı değerlendirilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceğini açıklamıştır.

Dokunulmazlık hukuki bir güvencedir; suçsuzluk belgesi değildir. Fakat dokunulmazlığın varlığı da tek başına suçluluk şüphesi olarak yorumlanamaz.

HSK geçmiş dosyaları incelemelidir

Kanaatimizce Hakimler ve Savcılar Kurulunun üzerinde durması gereken meselelerden biri, Sarıgül hakkındaki eski dosyalarda soruşturma yükümlülüklerinin gereği gibi yerine getirilip getirilmediğidir.

Bu çerçevede somut önerilerimiz şunlardır:

1- Geçmiş soruşturmaların envanteri çıkarılmalıdır. Basında yer alan 104 soruşturma ve 100 takipsizlik iddiasının doğruluğu, dosya numaraları ve karar türleri üzerinden belirlenmelidir.

2- Takipsizlik kararlarının gerekçeleri incelenmelidir. Özellikle eksik araştırma iddiaları, toplanmayan deliller ve soruşturma izni süreçleri dosya bazında değerlendirilmelidir.

3- Savcıların mesleki sorumluluğu somut bulgular üzerinden araştırılmalıdır. Bir kararın takipsizlikle sonuçlanması tek başına disiplin sorumluluğu doğurmaz. Ancak görev ihmali veya hukuka aykırı müdahaleye ilişkin ciddi emare varsa HSK gerekli işlemleri yapmalıdır.

4- Yeni soruşturma ile geçmiş dosyalar karşılaştırılmalıdır. Aynı olaylara, aynı mali ilişkilere veya aynı işlemlere ilişkin yeni ve hukuken geçerli deliller bulunması halinde, kanuni şartlar çerçevesinde eski kararların yeniden değerlendirilmesi sağlanmalıdır.

5- Kamuoyuna hukukun izin verdiği ölçüde açıklama yapılmalıdır. Kişisel veriler ve soruşturmanın gizliliği korunarak, geçmiş soruşturmaların hangi hukuki nedenlerle sonuçlandırıldığına ilişkin tartışmalar giderilmelidir.

Sarıgül kadar yargının geçmişi de konuşulmalıdır

Mustafa Sarıgül soruşturması, bir siyasetçinin siyasi geleceğinden çok daha büyük bir meseleyi gündeme getirmiştir. Bu mesele, Türkiye'de güçlü kişilerin karşısında hukukun ne kadar etkili işletilebildiği meselesidir.

Şayet geçmişte bütün soruşturmalar eksiksiz yürütülmüş ve kararlar hukuka uygun verilmişse, bunun ortaya konulması herkesten önce yargının itibarına hizmet edecektir.

Ama bazı dosyalar gerektiği gibi araştırılmadan kapatılmışsa, bunun da üzeri örtülmemelidir.

Sarıgül'ün suçlu olup olmadığına bağımsız mahkemeler karar verecektir. Bizim sorumuz ise daha geniştir: Dün verilen takipsizlik kararları bugün aynı delillerle yeniden önümüze gelse, yine aynı kararlar mı verilirdi?

Daha da önemlisi: Sarıgül hakkındaki eski dosyalar acaba tekrar incelenmeye değer mi?

Bir ülkede adalet yalnızca suç isnat edilenlerin değil, soruşturma yetkisini kullananların da hukuka bağlı olmasıyla ayakta kalır.

Yargıya güven için Sarıgül dosyasının açılması yetmez; geçmişte kapanan dosyaların hangi gerekçelerle kapandığının da aydınlatılması gerekir.