İçeriğe geç

Ahmet Ünlü

Gazeteci & Köşe Yazarı

← Tüm yazılar

Belediye Şirketleri ikinci maaş kapısı değildir!

Sayıştay'ın Beykoz Belediyesinde tespit ettiği huzur hakkı ödemeleri, belediye şirketlerinin hangi anlayışla yönetilmesi gerektiği konusunda önemli soruları yeniden gündeme taşıdı.

Belediyeler vatandaşlara hizmet etmek için, belediye şirketleri ise bu hizmetlerin daha etkin ve verimli yürütülmesi amacıyla kurulmaktadır. Dolayısıyla belediye şirketleri, bazı yöneticilerin ve meclis üyelerinin birden fazla ücret elde edebilecekleri ilave kazanç kapıları olarak görülemez.

Ancak Sayıştay'ın Beykoz Belediyesine ilişkin denetim bulgusu, bu konuda ciddi bir değerlendirme yapılması gerektiğini ortaya koyuyor.

Sayıştay ne tespit etti?

Sayıştay denetçilerinin tespitlerine göre, bazı belediye meclis üyelerine farklı görevleri nedeniyle birden fazla ödeme yapılmış.

Bu kapsamda meclis üyeliği huzur hakkı, ihtisas komisyonu üyeliği huzur hakkı, encümen ödeneği ve belediye şirketi yönetim kurulu huzur hakkı ödemeleri incelenmiş.

Elbette burada önemli bir hukuki ayrım bulunuyor. Her birinden fazla ödeme kendiliğinden hukuka aykırı değildir. Ancak kanunun sınırlandırdığı görevlerden dolayı birden fazla ücret alınması da kabul edilemez.

631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 12'nci maddesi, kamu görevlileri ile belediye başkanları ve meclis üyelerinin çeşitli yönetim ve denetim organlarında yürüttükleri görevler nedeniyle alabilecekleri ücretleri sınırlandırmaktadır.

Üstelik bu sınırlamalar belediye şirketlerinin özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olması gerekçesiyle bertaraf edilemez.

19 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle, seçimle göreve gelenlerin belediye ve mahallî idare birliklerindeki kanuni ödenek ve huzur haklarına ilişkin önemli bir istisna getirilmiştir.

Buna göre, belediye şirketi yönetim kurulu gibi kapsamdaki görevlerden ücret almayan seçilmiş kişiler, kanuni şartları dahilinde belediye görevlerinden kaynaklanan birden fazla ödenek ve huzur hakkını alabilir. Ancak ayrıca şirket yönetim kurulu gibi bir görev üstlenilmesi halinde farklı sınırlamalar devreye girmektedir.

Bu nedenle hangi ödemenin hukuka uygun olduğu, ödemenin tarihi ve görevin niteliği dikkate alınarak belirlenmelidir.

Belediye açıklama yapmış ama belge sunmamış!

Bulguda dikkat çeken asıl meselelerden biri de belediyenin savunmasıdır.

Sayıştay raporuna göre belediye, ödemelerin mevzuata uygun olduğunu ifade etmiş ancak bu açıklamasını destekleyen herhangi bir tevsik edici belge sunmamıştır.

İşte üzerinde özellikle durulması gereken nokta budur.

Kamu yönetiminde "Her şey mevzuata uygun" demek, yapılan işlemin gerçekten mevzuata uygun olduğunu göstermez.

Hangi meclis üyesine, hangi görevinden dolayı, hangi tarihte, ne kadar ödeme yapıldığı ve bu ödemenin hangi kanuni hükme dayandığı belgelerle ortaya konulmalıdır.

Kamu parasının hesabı sözle değil, belgeyle verilir.

Denetçilerin karşısına somut ödeme kayıtları ve hukuki dayanaklarla çıkmak yerine genel ifadelerle cevap verilmesi, hesap verebilirlik anlayışı bakımından ciddi bir eksikliktir.

Belediye şirketlerinde koltuk dağıtımı sorgulanmalıdır

Konunun bir de yönetim ve liyakat boyutu bulunmaktadır. Buna göre;

  • Belediye şirketlerinin yönetim kurullarında görev alacak kişiler hangi ölçütlere göre belirleniyor?

  • Bu kişiler şirketlerin faaliyet alanlarında yeterli bilgiye, deneyime ve uzmanlığa sahip mi?

  • Yönetim kurullarının şirketlerin mali performansına, hizmet kalitesine ve kurumsal gelişimine somut katkıları nelerdir?

  • Yoksa bazı yönetim kurulu üyelikleri, asli görevlere ilave gelir sağlayan makamlar olarak mı değerlendiriliyor?

Bunlar yalnızca Beykoz Belediyesi için değil, belediye şirketi bulunan bütün yerel yönetimler için sorulması gereken sorulardır.

Bir belediye şirketinin başarısı, yönetim kurulu üyelerine ödenen huzur haklarının yüksekliğiyle değil, vatandaşlara sunduğu hizmetin kalitesi ve kamu kaynaklarını ne kadar verimli kullandığıyla ölçülmelidir.

Şirket zarar ederken yönetim kurulu üyelerine düzenli huzur hakkı ödenmesi hukuken mümkün olsa bile, böyle bir tablonun kamu yönetimi etiği bakımından ayrıca sorgulanması gerekir.

Peki, ne yapılmalıdır?

Sayıştay bulgusunun yalnızca bir rapor tespiti olarak kalmaması için somut önlemler alınmalıdır.

1. Bütün huzur hakkı ödemeleri geriye dönük incelenmelidir.

Belediye, bağlı kuruluşlar ve belediye şirketleri tarafından yapılan bütün huzur hakkı ve benzeri ödemeler kişi, görev ve dönem bazında karşılaştırılmalıdır. İncelemede her ödeme tarihindeki mevzuat esas alınmalıdır.

2. Hukuka aykırı ödemeler varsa geri alınmalıdır.

İnceleme sonucunda mevzuata aykırı olduğu belirlenen ödemeler bakımından kamu zararı ve sorumluluk şartları değerlendirilerek gerekli tahsil ve diğer hukuki işlemler başlatılmalıdır.

3. Merkezi bir ödeme takip sistemi kurulmalıdır.

Belediyenin mali hizmetler birimi ile şirketlerin muhasebe birimleri arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Bir kişiye farklı kuruluşlardan yapılan ödemeler tek sistem üzerinden izlenmeli; kanuni üst sınırlar ve ödeme sınırlamaları otomatik kontrol edilmelidir.

4. Yönetim kurulu üyeliklerinde liyakat esas alınmalıdır.

Belediye şirketlerinin yönetim kurullarına yapılacak görevlendirmelerde siyasi yakınlık veya kişisel ilişkiler değil, uzmanlık, deneyim, mali yönetim bilgisi ve kurumsal ihtiyaçlar belirleyici olmalıdır. Yönetim kurullarının performansı düzenli olarak ölçülmelidir.

5. Huzur hakkı ödemelerinde şeffaflık artırılmalıdır.

Belediye şirketlerinin yönetim ve denetim organları, ücret belirleme esasları ve toplam yönetim organı giderleri mevzuatın izin verdiği ölçüde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

6. Sayıştay bulgularının takibi zorunlu bir yönetim sürecine dönüştürülmelidir.

Her Sayıştay bulgusu için sorumlu birim, düzeltici işlem ve tamamlanma tarihi belirlenmelidir. Belediye meclisi de bu işlemlerin sonuçlarını düzenli olarak değerlendirmelidir.

Huzur hakkı kimlerin huzuru için?

Huzur hakkı, mevzuatla öngörülen belirli görevlerin karşılığı olarak yapılan bir ödemedir. Bir ayrıcalık veya sınırsız ek gelir hakkı değildir.

Asıl mesele belediye yöneticilerinin ücret alması değil, bu ücretlerin hukuka, hakkaniyete ve kamu yararına uygun olarak ödenmesidir.

Vatandaşın vergileriyle, harçlarıyla ve belediyeye yaptığı diğer ödemelerle oluşan kamu kaynaklarının her kuruşunun hesabı verilmelidir.

Beykoz Belediyesi hakkındaki Sayıştay bulgusu, bu nedenle yalnızca bir ödeme meselesi olarak görülmemelidir. Aynı zamanda belediye şirketlerindeki yönetim anlayışının ve mali denetim mekanizmalarının yeniden değerlendirilmesi için bir fırsat olarak ele alınmalıdır.

Unutulmamalıdır ki belediye şirketleri, yöneticilerine ilave gelir sağlamak için değil, halka hizmet etmek için vardır. Belki de bütün bu tartışmanın en önemli sorusu şudur: Belediye şirketlerinde huzur hakkı alanların huzuru düşünülürken, bu paraların gerçek sahibi olan vatandaşın hakkı ne kadar gözetiliyor?

İyi belediyecilik, koltukları ve huzur haklarını çoğaltmakla değil, kamu hizmetinin kalitesini artırmakla mümkündür.