Sosyal yardımlar, belediyelerin siyasi tercihlerini değil, ihtiyaç sahiplerinin gerçek durumlarını esas almalıdır. Çünkü sosyal yardım için harcanan her kuruş, milletin ortak kaynağıdır. Bu kaynakların ihtiyaç sahiplerine ulaşmaması kadar, ihtiyaç sahibi olmayan kişilere aktarılması da ciddi bir kamu yönetimi sorunudur.
Sayıştay'ın Beykoz Belediyesine ilişkin 2025 yılı denetim raporunda yer alan tespitler, belediyelerde sosyal yardımların nasıl dağıtıldığını, kimlerin bu yardımlardan yararlandığını ve kamu kaynaklarının hangi ölçütlere göre kullanıldığını yeniden tartışmaya açmıştır.
Üstelik ortada birkaç kişiye yanlışlıkla yapılan yardımdan çok daha ciddi bir denetim ve kontrol sorunu bulunmaktadır.
2.900 yardım alıcısından yaklaşık 1.600 uygun olmayan kişi!
Sayıştay raporuna göre Beykoz Belediyesinde 2025 yılının Ocak-Ekim döneminde sosyal destek kartı alan kişi sayısı 2.500 ile 2.900 arasında değişmiştir. Ancak yapılan dijital kontrollerde, ihtiyaç sahipliği şartlarını kaybettiği belirlenen yaklaşık 1.600 kişi tespit edilmiştir.
Peki, bu kişilerin ihtiyaç sahibi olmadığı hangi bulgulardan anlaşılmıştır?
Sayıştay'ın tespitlerine göre;
Bazı sosyal yardım yararlanıcılarının üzerlerine kayıtlı lüks marka araçlar bulunmaktadır.
Bir kişinin tapu kayıtlarında 25 adet fındık bahçesi, başka bir kişinin kayıtlarında ise 6 adet tarla bulunmaktadır.
Bazı kişilerin hane başına düşen gelirleri belirlenen ihtiyaç sahipliği sınırını aşmaktadır.
Bazı yardım alıcılarının Beykoz ilçe sınırları içerisinde ikamet etmediği belirlenmiştir.
Gelir ve mal varlığı yüksek olan aynı hanedeki farklı kişilerin birden fazla sosyal yardımdan yararlandığı tespit edilmiştir.
Elbette bir kişinin taşınmaz veya araç sahibi olması, tek başına her durumda sosyal yardıma ihtiyacı bulunmadığını göstermez. Önemli olan mal varlığının niteliği, ekonomik değeri, sağladığı gelir ve kişinin gerçek yaşam koşullarıdır. Ancak Sayıştay'ın ortaya koyduğu tablo, bu bilgilerin yardım kararlarında yeterince dikkate alınmadığını göstermektedir.
Burada sorulması gereken soru ise gerçek ihtiyaç sahipleri geçim sıkıntısıyla mücadele ederken, lüks araçları veya çok sayıda taşınmazı bulunan kişilerin yardım sisteminde yer almasına hangi denetim mekanizması izin vermiştir?
Daha da önemlisi, yaklaşık 1.600 kişinin yardım alma şartlarını taşımadığının ortaya çıkması, belediyenin sosyal yardım sisteminin güvenilirliğini ciddi biçimde sorgulatmaktadır.
Geliri sıfır görünen 381 kişiden sadece 42'sinin evine gidilmiş!
Sayıştay raporundaki bir başka dikkat çekici tespit, sosyal incelemelerin yetersizliğidir.
2025 yılında geliri sistemde "0 TL" olarak görünen ve sosyal yardım alan 381 kişiden yalnızca 42 haneye fiilen ev ziyareti yapılmıştır.
Yani 339 haneye fiilî ziyaret gerçekleştirilmemiştir.
Üstelik ziyaret edilen hanelere ilişkin düzenlenen sosyal inceleme raporlarının büyük ölçüde kişilerin sözlü beyanlarına dayandığı; konutun fiziki durumu, yaşam koşulları ve yerinde gözleme ilişkin yeterli değerlendirmelerin yapılmadığı belirtilmiştir. Halbuki sosyal yardım, yalnızca bir başvuru formunun doldurulması veya kişinin gelirinin sıfır olarak beyan edilmesi üzerine kararlaştırılabilecek basit bir işlem değildir.
Geliri sıfır görünen bir kişinin yüksek değerli mal varlığı bulunabilir. Buna karşılık düzenli geliri bulunduğu hâlde ağır sağlık giderleri, engellilik, yüksek kira veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler nedeniyle ciddi geçim sıkıntısı yaşayan başka bir vatandaş da bulunabilir.
Bu nedenle sosyal yardım sisteminde yalnızca gelir beyanına dayanılması, hem haksız yararlanma riskini artırır hem de gerçek ihtiyaç sahiplerinin gözden kaçmasına neden olabilir.
Sosyal inceleme yapılmadan sosyal yardım kararı verilmesi, kamu kaynağının kime ve hangi gerekçeyle tahsis edildiğinin yeterince araştırılmaması anlamına gelebilir.
Belediyenin savunması: Münferit hatalar!
Sayıştay'ın tespitleri karşısında Beykoz Belediyesi, sosyal yardım değerlendirme sisteminin daha nesnel ve puanlamaya dayalı hâle getirilmesi için çalışmalar başlatıldığını, hane ziyaretlerinin artırılması amacıyla personel ve araç kapasitesinin güçlendirileceğini bildirmiştir.
Bu açıklamalar, sorunun giderilmesi bakımından önemli olmakla birlikte, alınacak tedbirlerin fiilen uygulanması gerekir.
Belediye ayrıca tespit edilen sorunların sistemin genelini yansıtmadığını ve münferit hatalardan kaynaklandığını savunmuştur. Ancak Sayıştay bu açıklamayı yeterli görmemiştir.
Gerçekten de sosyal destek kartı yararlanıcılarının sayısı yıl içerisinde 2.500 ile 2.900 arasında değişirken yaklaşık 1.600 kişinin ihtiyaç sahipliği şartlarını taşımadığının belirlenmesi, münferit hata açıklamasıyla geçiştirilemeyecek bir denetim zafiyetine işaret etmektedir.
Burada asıl mesele, yalnızca kaç kişinin yanlış değerlendirildiği değildir. Asıl mesele, bu ölçekteki bir uygunsuzluğun belediyenin kendi kontrol sistemi tarafından neden zamanında önlenemediğidir.
Bu nedenle belediye yönetiminin cevaplaması gereken başka sorular da bulunmaktadır:
- Yardım alma şartlarını taşımadığı belirlenen yaklaşık 1.600 kişiye hangi tarihler arasında, ne kadar ve hangi türde yardım yapılmıştır?
- Bu kişiler hakkında yeniden değerlendirme yapılmış mıdır? Yardım alma hakkı bulunmadığı kesinleşenlerin destek kartları kapatılmış mıdır?
- Yardım kararlarını veren birimler, mal varlığı ve gelir bilgilerine erişebildikleri hâlde bunları neden yeterince değerlendirmemiştir?
- Aynı hanedeki farklı kişiler adına birden fazla yardım verilmesini önleyen kontroller neden etkili işlememiştir?
- Uygunsuz yardımlar nedeniyle herhangi bir kamu zararı oluşmuş mudur? Oluşmuşsa bunun tespiti ve giderilmesi için hangi işlemler yapılmıştır?
Bu soruların cevapları ortaya konulmadan yalnızca sistemin güncelleneceğinin açıklanması yeterli olmayacaktır.
Peki, neler yapılmalı? Sosyal Yardımlarda yedi somut reform önerisi
1. Sosyal yardım yönetmeliği yeniden düzenlenmelidir.
Belediyenin sosyal yardım uygulaması güncel, yürürlükte olan ve açık ölçütler içeren bir düzenlemeye dayanmalıdır. Yardımın kimlere, hangi koşullarda, ne kadar süreyle verileceği ve hangi durumlarda sona ereceği belirlenmelidir.
2. Nesnel ve ölçülebilir puanlama sistemi kurulmalıdır.
Hane geliri, mal varlığı, bakmakla yükümlü olunan kişi sayısı, kira giderleri, engellilik, sağlık harcamaları ve diğer zorunlu giderler birlikte değerlendirilmelidir. Bir taşınmaza sahip kişiyle çok sayıda gelir getirici taşınmaza sahip kişinin aynı ekonomik durumda kabul edilmesinin önüne geçilmelidir. Puanlama, özel durumların uzman incelemesiyle değerlendirilmesini engellememelidir.
3. Sosyal yardım alıcıları düzenli aralıklarla yeniden incelenmelidir.
Yardımın bağlandığı tarihte ihtiyaç sahibi olan bir kişinin ekonomik durumu sonradan değişebilir. Bu nedenle gelir, ikamet ve mal varlığı bilgilerinin belirli dönemlerde güncellenmesi zorunlu hâle getirilmelidir. Yüksek riskli dosyalar öncelikle incelenmelidir.
4. Hane ziyaretleri etkin ve belgeli şekilde yapılmalıdır.
Özellikle geliri sıfır görünen, çelişkili bilgileri bulunan veya yüksek değerli mal varlığı kaydı tespit edilen kişilere yönelik sosyal incelemeler artırılmalıdır. Sosyal inceleme raporlarında yalnızca başvuru sahibinin beyanı değil, belgeler, yerinde gözlemler ve yaşam koşulları da değerlendirilmelidir.
5. Aynı haneye yapılan yardımlar tek sistem üzerinden izlenmelidir.
Farklı kişiler adına başvuru yapılması suretiyle yardım kurallarının aşılması önlenmelidir. Bununla birlikte, aynı hanede birden fazla kişinin farklı ihtiyaçlar nedeniyle meşru yardım alma hakkı bulunabileceği de gözetilmelidir. Veri paylaşımı ve kayıt işlemleri kişisel verilerin korunması hükümlerine uygun yürütülmelidir. Ayrıca bu konuda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile ortak çalışma yolları aranmalıdır.
6. Sosyal yardım kararları bağımsız iç denetime tabi tutulmalıdır.
Yardım başvurularını değerlendiren birimlerle bu kararların uygunluğunu kontrol eden birimler arasında etkili görev ayrılığı oluşturulmalıdır. İç denetim birimi, yardım dosyalarını risk esaslı olarak incelemeli; tespit edilen eksikliklerin giderilip giderilmediğini takip etmelidir. Kamu zararı şüphesi bulunan işlemler ayrıca araştırılmalıdır.
7. Belediye meclisine düzenli hesap verilmelidir.
Sosyal yardımlar için ayrılan ödenek, gerçekleşen harcamalar, yardım alan hane sayısı, iptal edilen yardımlar ve yapılan denetimlerin sonuçları kişisel veriler açıklanmaksızın dönemsel raporlarla belediye meclisine sunulmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Sosyal Yardımlar siyasi takdirin değil Sosyal Adaletin konusudur
5393 sayılı Belediye Kanunu belediyelere sosyal hizmet ve yardım yapma görevi vermiştir. Aynı Kanun, yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneğin kullanılmasını belediye başkanının görev ve yetkileri arasında saymıştır. Ancak bu yetki sınırsız bir takdir alanı değildir. Kamu kaynağı kullanılırken hukuka uygunluk, nesnellik, eşitlik, hesap verebilirlik ve kamu yararı esas alınmalıdır.
Sosyal yardımların gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, hem sosyal devlet ilkesinin hem de kamu kaynaklarının etkili kullanılmasının gereğidir.
Beykoz Belediyesine ilişkin Sayıştay bulgusu, yalnızca bir belediyenin denetim sorunu olarak görülmemelidir. Benzer risklerin diğer belediyelerde de bulunabileceği dikkate alınarak sosyal yardım süreçlerinin ülke genelinde gözden geçirilmesi yararlı olacaktır.
Sayıştay bulguları tek başına bir kişinin suç işlediğini veya kesinleşmiş bir kamu zararı bulunduğunu göstermez. Ancak bu bulguların gereğinin yerine getirilmesi, uygunsuz ödemelerin araştırılması ve sorumlulukların somut delillerle belirlenmesi gerekir.
Son olarak, ihtiyaç sahibine yapılan yardım sosyal devletin gereğidir. İhtiyaç sahibi olmayana yapılan ödeme ise kamu kaynaklarının korunması bakımından ciddi bir sorundur.
Yoksulun hakkını korumanın yolu, yardım bütçesini büyütmek kadar, o bütçenin doğru kişilere ulaşmasını da sağlamaktır.
Unutulmamalıdır ki sosyal yardım bütçesinden yapılan her hatalı ödeme, gerçek ihtiyaç sahiplerine ayrılabilecek kaynakları azaltma riski taşır.
Belediyeciliğin başarısı, kaç kişiye yardım yapıldığıyla değil, yardımın ne kadar adil, isabetli ve denetlenebilir biçimde dağıtıldığıyla da ölçülmelidir.