Adaletin kalitesi, yalnızca kanunların ne kadar iyi yazıldığıyla değil, o kanunları uygulayacak hâkim ve savcıların nasıl seçildiğiyle de doğrudan ilişkilidir. Çünkü adalet, kanun metinlerinde değil, o kanunları uygulayan insanların vicdanında, bilgisinde ve kararlarında hayat bulur.
Bir ülkede dünyanın en mükemmel kanunlarını yürürlüğe koyabilirsiniz. Ancak hukuk bilgisi yetersiz, muhakeme yeteneği gelişmemiş, bağımsız karar verme cesaretinden yoksun kişileri hâkim ve savcı olarak görevlendirirseniz adaletin sağlıklı işlemesini bekleyemezsiniz.
Bu nedenle hâkim ve savcıların seçimi, sıradan bir kamu personeli alımı değildir. Devletin vatandaşın canını, malını, özgürlüğünü ve geleceğini emanet edeceği kişileri belirleme sürecidir.
Avrupa ülkelerinin hâkim ve savcı yetiştirme sistemleri incelendiğinde Portekiz dikkat çekici örneklerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Portekiz'de hâkim ve savcı seçimi, yalnızca hukuk bilgisine dayanan bir sınavdan ibaret değildir. Hukuki muhakeme, genel kültür, toplumsal olayları değerlendirme, sözlü ifade, mesleki yeterlilik ve psikolojik uygunluk gibi farklı ölçütler bir arada kullanılmaktadır.
Portekiz'in hâkim ve savcı alım sistemi, Türkiye'de yargının niteliği ve mesleğe kabul süreçleri bakımından üzerinde düşünülmesi gereken önemli uygulamalar içeriyor.
Portekiz'de hâkim ve savcı olmak isteyenlerin yalnızca hukuku bilmeleri yeterli görülmüyor. Hukuku yorumlayabilmeleri, olayları analiz edebilmeleri, toplumsal sorunları değerlendirebilmeleri ve mesleğin gerektirdiği kişilik özelliklerini taşımaları da aranıyor.
Ezber değil, hukuki muhakeme ölçülüyor
Portekiz'de adaylar, Yargı Araştırmaları ve Eğitim Merkezi (CEJ) tarafından yürütülen üç aşamalı bir seçim sürecinden geçiriliyor.
İlk aşama yazılı sınavlardan oluşuyor. Adli yargı hâkimliği ve savcılığı için adaylar, her biri üç saat süren üç ayrı sınava giriyor.
Birinci sınavda medeni hukuk, ticaret hukuku ve medeni usul hukuku; ikinci sınavda ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukuku kapsamındaki somut olayları çözmeleri isteniyor.
Üçüncü sınav ise sistemin dikkat çekici yönlerinden birini oluşturuyor: Adayların kültürel, toplumsal veya ekonomik bir konuda yazılı değerlendirme yapmaları gerekiyor.
Dahası, hukuki olay çözümüne ilişkin yazılı sınavlarda belirli kurallar çerçevesinde mevzuat, içtihat ve doktrinden yararlanılmasına izin veriliyor. Böylece yalnızca bilgiyi hafızada tutmak değil, doğru hukuki bilgiye ulaşmak ve onu somut olaya uygulamak da önem kazanıyor.
Burada önemli bir anlayış farklılığı bulunuyor.
Bir hâkim kanun maddelerini ezbere bilebilir. Ancak karşısındaki insanı anlamıyor, delilleri doğru değerlendiremiyor veya farklı görüşleri tartışamıyorsa bu bilgi tek başına adaletin gerçekleşmesini sağlamaz.
Hâkimin görevi kanun maddelerini saymak değil, kanunu somut olayda adalete uygun biçimde uygulamaktır.
Genel kültür neden bu kadar önemli?
Portekiz'deki kültürel, sosyal ve ekonomik konulara ilişkin yazılı sınav özellikle dikkat çekicidir. Çünkü hâkim ve savcılar yalnızca hukuki metinlerle değil, hayatın kendisiyle karşı karşıyadır.
Bir hâkim aile içi şiddet davasına bakarken aile ilişkilerini, ekonomik suçlara ilişkin dosyaları incelerken ticari hayatı, iş uyuşmazlıklarını değerlendirirken çalışma yaşamının gerçeklerini anlamak zorundadır.
Örneğin hukuki bilgi bakımından başarılı bir adayın gelir dağılımındaki adaletsizlik, teknolojinin özel hayata etkisi veya ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki çatışma hakkında tutarlı bir değerlendirme yapamaması önemli bir eksikliktir.
Elbette bu örnekler Portekiz'in belirli bir sınavında sorulmuş sorular değil, bu tür bir sınavla ölçülebilecek yetkinlikleri gösteren örneklerdir.
Toplumdan kopuk bir hukukçunun, toplum adına adalet dağıtması ne ölçüde mümkündür?
Sözlü sınav tek bir görüşmeden ibaret değil
Yazılı aşamayı geçen adaylar dört ayrı sözlü sınava giriyor.
Bu sınavlarda anayasa hukuku, Avrupa Birliği hukuku, yargı teşkilatı, medeni hukuk, ticaret hukuku, ceza hukuku ve ilgili usul hükümleri değerlendiriliyor. Ayrıca aday, aile ve çocuk hukuku ile iş hukuku alanlarından birinde sınava tabi tutuluyor.
Amaç yalnızca adayın ne bildiğini ölçmek değil; eleştirel düşünme, hukuki tartışma yürütme, gerekçeli açıklama yapma ve kendisini açık biçimde ifade etme yeteneğini de değerlendirmek.
Sınavların her birinden 20 üzerinden en az 10 puan alınması gerekiyor.
Sözlü sınav kurulu ise beş üyeden oluşuyor. Kurulda bir hâkim ve bir savcının yanında hukuk veya diğer bilim ve kültür alanlarından seçilen üç nitelikli üye bulunuyor.
Bu yapı, değerlendirmeye farklı mesleki bakış açılarının katılmasını sağlıyor. Bununla birlikte kurulun yargı mensubu olmayan üyelerinin atanmasında Adalet Bakanının rolü de bulunuyor.
Dolayısıyla Portekiz modeli, siyasi veya idari etkilerden tamamen arındırılmış bir sistem olarak değil, farklı katılımcılarla denetlenebilirliği artırmaya çalışan bir model olarak değerlendirilmelidir.
Psikolojik uygunluk da sınanıyor
Portekiz'de yazılı ve sözlü sınavları başarıyla geçmek, mesleki eğitime kabul için tek başına yeterli değil.
Adaylar ayrıca psikolojik değerlendirmeye tabi tutuluyor. Bu aşamada mesleğin gerektirdiği psikolojik yetkinlikler ve kişilik özellikleri inceleniyor.
Değerlendirme sonucunda adaya olumlu veya olumsuz görüş bildiriliyor. Olumsuz görüşe karşı, kanunda belirlenen usulle üç psikologdan oluşan bir kurul tarafından ikinci değerlendirme yapılması mümkün.
Bu uygulama önemli bir soruyu gündeme getiriyor:
Bir insanın hukuku çok iyi bilmesi, onun aynı zamanda iyi bir hâkim olacağını garanti eder mi?
Hâkimlik ve savcılık; ölçülülük, tarafsızlık, özdenetim, sorumluluk ve baskı altında sağlıklı karar verebilme becerisi gerektirir. Ancak psikolojik değerlendirmelerin de bilimsel geçerliliği kanıtlanmış araçlarla, kişisel verilerin korunmasına ve itiraz hakkına saygı gösterilerek yapılması zorunludur.
Eğitim sürecinde de elenmek mümkün
Portekiz'deki sistemin önemli özelliklerinden biri, seçme sınavlarını geçen adayların doğrudan kalıcı olarak hâkim veya savcı atanmamasıdır.
Mesleğe hazırlık süreci esas itibarıyla üç aşamadan oluşuyor.
İlk aşamada adaylar CEJ bünyesinde yaklaşık bir akademik yıl teorik ve uygulamalı eğitim görüyor.
İkinci aşamada mahkemelerde uygulamalı eğitim gerçekleştiriliyor.
Üçüncü aşamada ise mesleğe giriş stajı yapılıyor. Bu aşamaya geçenler ilgili yargı kurulu tarafından staj rejiminde hâkim veya savcı olarak atanıyor.
Süreç toplamda yaklaşık üç akademik yıla yayılıyor.
Üstelik eğitim sırasında yalnızca hukuk bilgisi değil; delil değerlendirme, karar gerekçelendirme, meslek etiği, insan ilişkileri, karar verme ve iş organizasyonu da değerlendiriliyor.
Yeterli görülmeyen adayların eğitimle ilişiği kesilebiliyor. Staj sonunda mesleğe uygun bulunmayanların kalıcı ataması da yapılmayabiliyor.
Demek ki sınavı kazanmak önemli, fakat mesleği hak ettiğini eğitim ve uygulama sürecinde göstermek de gerekiyor.
Sınavda şeffaflık dikkat çekiyor
Portekiz'de yazılı sınavların aday kimliği gizli tutularak değerlendirilmesi kanuni güvenceye bağlanmış durumda.
Ayrıca yazılı sınavların sonuçlarıyla birlikte değerlendirme ölçütlerinin yayımlanması ve adaylara sınavlarının yeniden incelenmesini isteme imkânı tanınması, sistemin hesap verebilirliğini güçlendiriyor.
Özellikle sınav kurullarının önceden belirlenen değerlendirme ölçütlerine adayın aleyhine olacak şekilde aykırı davranamaması önemli bir güvence.
Burada mesele yalnızca doğru kişiyi seçmek değil, seçimin hangi gerekçelerle yapıldığını da açıklayabilmektir.
2026 yılında 215 kişilik kontenjan
Portekiz hükümeti 2026 yılı için hâkim ve savcı yetiştirme programlarına toplam 215 kişilik kontenjan açtı.
Bunların 79'u adli yargı hâkimliği, 89'u savcılık, 47'si ise idare ve vergi mahkemeleri hâkimliği için ayrıldı.
Ayrıca 2025 yılında yapılan düzenlemeyle mesleki deneyime dayalı başvuruların kapsamı genişletildi, farklı başvuru yollarına uygulanan sınavlar birleştirildi ve önceki giriş kotası sistemi kaldırıldı.
Bunlar, sistemin ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenebildiğini de gösteriyor.
Türkiye bu modelden hangi dersleri çıkarmalı?
Türkiye'de de hâkim ve savcı yardımcılığı sistemiyle meslek öncesi eğitim süresi üç yıl olarak düzenlendi. Yazılı yarışma sınavı ve mülakat uygulanıyor. Bununla birlikte adayların seçimi, sınavların içeriği ve değerlendirmelerin nesnelliği üzerinde daha fazla durulması gerekiyor.
Nitekim 2025–2029 Yargı Reformu Stratejisi Eylem Planı'nda hâkim ve savcı yardımcılığına giriş sürecinin test, yazılı sınav ve mülakat aşamalarından oluşmasının sağlanması hedefleniyor.
Bu kapsamda aşağıdaki düzenlemeler üzerinde durulmalıdır:
Birincisi: Hâkim ve savcı yardımcılığı sınavlarında ezbere dayalı testlerin yanında, somut olay çözümü ve gerekçeli hukuki değerlendirme içeren yazılı sınavlara ağırlık verilmelidir.
İkincisi: Genel kültür, toplum bilgisi, insan hakları, kamu etiği ve eleştirel düşünme becerileri nesnel ölçütlerle değerlendirilmelidir.
Üçüncüsü: Mülakat kurulları, yargı mensuplarının yanı sıra hukukçu akademisyenler ve diğer nitelikli hukukçuların da katılımıyla, yürütmenin belirleyici etkisini azaltacak şekilde yapılandırılmalıdır. Sorular, cevaplar ve puanlama ölçütleri kayıt altına alınmalı; yargısal denetime elverişli gerekçeler oluşturulmalıdır.
Dördüncüsü: Yazılı sınavlarda aday kimliği gizli tutulmalı, cevap anahtarları ve değerlendirme ölçütleri yayımlanmalı, etkili bir yeniden inceleme ve itiraz mekanizması kurulmalıdır.
Beşincisi: Bilimsel geçerliliği bulunan, bağımsız ve itiraza açık psikolojik uygunluk değerlendirmeleri üzerinde çalışılmalıdır.
Altıncısı: Meslek öncesi eğitimde yalnızca bilgi aktarılmamalı; delil takdiri, gerekçeli karar yazımı, tarafsızlık, etik ve insan ilişkileri somut dosyalar üzerinden ölçülmelidir.
Yedincisi: Mesleğe kabul sürecinin her aşamasında liyakat, nesnellik ve denetlenebilirlik esas alınmalı; adayların siyasi görüşleri, kişisel yakınlıkları veya referans ilişkileri yerine mesleki yetkinlikleri belirleyici olmalıdır.
Adaletin temeli, hâkim ve savcının seçiminde atılır
Portekiz sistemi elbette bütün sorunları çözmüş kusursuz bir model değildir. Ancak bu sistemde hukuk bilgisi ile muhakeme yeteneği, genel kültür ile mesleki uygunluk ve teorik eğitim ile uygulama bir arada değerlendirilmektedir.
Türkiye'nin de bu deneyimden yararlanarak kendi sistemini geliştirmesi mümkündür. Çünkü hâkimlik ve savcılık, yalnızca sınav kazanılarak elde edilen sıradan bir kamu görevi olarak görülemez.
Bir hâkimin yanlış kararı bir insanın özgürlüğünü, bir savcının özensiz soruşturması bir insanın itibarını, adil olmayan bir yargılama ise toplumun hukuka duyduğu güveni yok edebilir.
Adaletin yükünü taşıyacak kişilerin seçimi, hiçbir şekilde tesadüfe, kayırmacılığa veya kişisel takdire bırakılamaz.
Unutulmamalıdır ki hâkim ve savcı seçiminde yapılan bir hata, yalnızca bir personel alım hatası değildir. Sonuçlarını yıllarca binlerce insanın hayatında gösterebilecek bir adalet sorunudur.
İşte bu nedenle yargı reformunun başlangıç noktası yalnızca mahkemelerin yapısı değil, o mahkemelerde görev yapacak kişilerin nasıl seçildiği olmalıdır.