Bir mahkeme düşünün: Kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararına karşı yapılan yargılamanın yenilenmesi başvuruları, yeni delil bulunmadığı gerekçesiyle reddediliyor. Ancak kısa bir süre sonra aynı gerekçelere dayanan başvurunun önünü başka bir mahkeme heyeti açıyor. Sonrasında ise Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), kararı veren üç hâkimi disiplin cezasıyla karşı karşıya bırakıyor.
Bu olay, kurgulanmış bir hikâye değil. HSK İkinci Dairesinin disiplin kararında ayrıntılarıyla ortaya konulan ve yargıya duyulan güven bakımından üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir hadisedir.
Karar, yalnızca üç hâkimin disiplin sorumluluğunu değil, yargı bağımsızlığının sınırlarını, yargısal kararların tutarlılığını ve hâkimlerin hesap verebilirliğini de tartışmaya açıyor.
1. Kesinleşmiş mahkûmiyet, reddedilen başvurular ve değişen karar!
Olayın başlangıcında nitelikli dolandırıcılık suçundan yürütülen bir ceza yargılaması bulunuyor.
Ağır ceza mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet hükmü Yargıtay 15. Ceza Dairesince onanarak kesinleşiyor ve infaz aşamasına geçiliyor.
Hükümlüler, yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebinde bulunuyor. Ancak mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311'inci maddesindeki şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle başvuruyu reddediyor. Bu karara yapılan itiraz da reddediliyor.
Daha sonra aynı yönde yeni bir başvuru yapılıyor. Mahkeme, daha önce değerlendirilen iddialardan farklı bir delil ortaya konulmadığını belirterek bu talebi de reddediyor. Ancak bu defa itirazı inceleyen ağır ceza mahkemesi, önceki ret kararının usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle itirazı kabul ediyor.
Bunun üzerine yargılamanın yenilenmesi süreci açılıyor.
İşin dikkat çekici tarafı ise yeniden yapılan incelemelerde, sunulan altı klasörden fazla evrakın önceki yargılama sırasında değerlendirilen belgelerden farklı olmadığının belirtilmesidir.
Nitekim yeniden yargılama sonunda mahkeme, önceki mahkûmiyet hükmünün korunması yönünde karar veriyor.
Peki, daha önce incelenmiş ve hükme esas alınmış deliller değişmediği hâlde, yargılamanın yenilenmesi yolunun açılmasının hukuki gerekçesi neydi?
İşte HSK'nın disiplin incelemesinde öne çıkan temel meselelerden biri budur.
2. HSK: Birbiriyle çelişen kararlar disiplin sorumluluğu doğurabilir
HSK İkinci Dairesi, soruşturma dosyasındaki belgeleri, kararların alınma süreçlerini ve aynı heyetin yaklaşık iki buçuk aylık süre içerisinde verdiği birbiriyle çelişen kararların gerekçelerini birlikte değerlendiriyor.
Sonuç oldukça ağır.
Kurul, üç hâkimin eylemlerini 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 68'inci maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi kapsamında değerlendirerek yer değiştirme cezasını gerektiren disiplin ihlalinin oluştuğuna karar veriyor.
Söz konusu bent, somut rüşvet veya irtikâp delilleri elde edilmese bile bu yönde kanaat uyandıran davranışları disiplin yaptırımına bağlamaktadır.
Burada önemli bir ayrımın altını çizmek gerekiyor: HSK'nın bu disiplin değerlendirmesi, hâkimlerin rüşvet aldıklarının ceza mahkemesi kararıyla ispatlandığı anlamına gelmiyor.
Bununla birlikte, yargısal kararların alınış biçiminin ve gerekçelerindeki ciddi tutarsızlıkların böyle ağır bir disiplin değerlendirmesine konu olması, başlı başına düşündürücüdür.
Üç hâkim hakkında yer değiştirme cezası öngörülürken, iki hâkimin olumlu geçmiş hizmetleri, sicilleri ve terfileri dikkate alınarak bir alt ceza olan derece yükselmesini durdurma cezası uygulanıyor. Diğer hâkim hakkında ise daha önce meslekten çıkarma kararı verilmiş olması ve dosyada belirtilen diğer nedenlerle alt ceza uygulanmıyor.
Bu tablo, yargı mensuplarının kararlarının yalnızca kanun yollarında değil, kanuni şartları oluştuğunda disiplin hukuku bakımından da incelenebileceğini gösteriyor.
3. Yargı bağımsızlığı, hesap vermeme ayrıcalığı değildir
Şüphesiz hâkimlerin bağımsızlığı hukuk devletinin vazgeçilmez güvencelerindendir. Bir hâkime, verdiği karar kamuoyunun veya idarenin hoşuna gitmediği için disiplin cezası verilemez.
Aynı şekilde bir kararın üst mahkeme tarafından bozulması da tek başına hâkimin disiplin sorumluluğunu doğurmaz. Ancak bağımsızlık, yargısal yetkinin keyfî biçimde kullanılabileceği anlamına gelmez.
Hâkim kararında bağımsızdır; fakat hukuktan, delilden ve gerekçe gösterme yükümlülüğünden bağımsız değildir.
Özellikle kesinleşmiş mahkeme kararlarına karşı başvurulan olağanüstü kanun yollarında bu sorumluluk daha da önem kazanır.
Yargılamanın yenilenmesi, kaybedilen her davanın yeniden görülmesini sağlayan sıradan bir başvuru yolu değildir.
Kanunda öngörülen sebeplerin bulunması gerekir. Yeni delilden söz ediliyorsa bunun daha önce değerlendirilmemiş ve sonucu değiştirebilecek nitelikte olması önemlidir.
Elbette kesinleşmiş kararlar dokunulmaz değildir. Gerçekten yeni ve önemli bir delil ortaya çıkmışsa adaletin gereği olarak yargılama yenilenebilmelidir. Ancak eski delillerin farklı bir dosya düzeni içerisinde tekrar sunulması, tek başına yeni delil bulunduğu anlamına gelmez.
Bu nedenle HSK kararının kamu yönetimi ve yargı etiği açısından verdiği mesaj açıktır: Yargısal takdir yetkisi geniş olabilir; fakat gerekçesiz, tutarsız ve objektif dayanağı bulunmayan işlemlerin sorgulanması da hukuk devletinin gereğidir.
4. İlk şikâyet işleme alınmıyor, yeni delille soruşturma başlıyor!
Kararda dikkat çeken bir başka önemli ayrıntı da disiplin soruşturmasının başlangıcıdır.
Aynı konudaki ilk şikâyetin işleme konulmadığı, ancak daha sonra YouTube'da yayımlanan görüntülerin yeni delil olarak değerlendirilmesi üzerine inceleme ve soruşturma sürecinin başlatıldığı anlaşılıyor.
Bu ayrıntı, HSK'nın şikâyetleri değerlendirme usulü bakımından da önemli sorular doğuruyor.
İlk şikâyet hangi gerekçelerle işleme alınmadı? Daha sonra ortaya çıkan görüntüler önceki değerlendirmeyi hangi yönlerden değiştirdi? İlk inceleme sırasında ulaşılabilecek bilgi ve belgeler yeterince araştırılmış mıydı?
Elbette ilk şikâyetin işleme alınmaması tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz. Ancak yeni delil üzerine soruşturma yapılması ve sonunda ağır disiplin ihlali tespit edilmesi, ilk incelemenin yeterliliğinin ayrıca değerlendirilmesini gerekli kılıyor.
Burada iki önemli ilke birlikte korunmalıdır: Dayanaksız şikâyetlerle hâkimlerin baskı altına alınmaması ve ciddi, somut iddiaların etkili biçimde araştırılması.
HSK'nın görevi ne her şikâyeti haklı görmek ne de şikâyet edilen yargı mensubunu peşinen korumaktır. Görevi, somut iddiaları tarafsız ve titiz biçimde incelemektir.
5. Benzer olayların önüne geçmek için ne yapılmalı?
Bu karardan yalnızca üç hâkime verilen cezalar üzerinden sonuç çıkarmak eksik olacaktır. Asıl mesele, benzer sorunların tekrarlanmasını önleyecek bir denetim kültürünün oluşturulmasıdır.
Birincisi, yargısal kararların gerekçe kalitesi artırılmalıdır. Özellikle aynı konuda kısa aralıklarla verilen farklı kararların hangi yeni hukuki veya fiilî gerekçeye dayandığı açıkça ortaya konulmalıdır. Kararlar arasındaki farklılık tek başına disiplin nedeni sayılmamalı, fakat açıklanamayan ciddi tutarsızlıklar etkili biçimde incelenmelidir.
İkincisi, yargılamanın yenilenmesi başvurularında önceki delillerle yeni delillerin karşılaştırılması sistematik hâle getirilmelidir. Mahkemeler, yenileme sebebi olarak ileri sürülen hususların önceki yargılamada değerlendirilip değerlendirilmediğini ve sonucu değiştirme kabiliyetini somut gerekçelerle açıklamalıdır.
Üçüncüsü, HSK şikâyet incelemelerinde gerekçelendirme ve denetim standartları güçlendirilmelidir. İşleme konulmayan şikâyetlerin gerekçeleri açık olmalı, sonradan ortaya çıkan önemli deliller üzerine dosyanın yeniden değerlendirilmesi etkili bir mekanizmaya bağlanmalıdır.
Dördüncüsü, disiplin kararları meslek içi eğitimlerde kullanılmalıdır. Kişisel veriler korunarak yayımlanan HSK kararlarından hareketle somut vaka analizleri hazırlanmalı; yargı bağımsızlığı, tarafsızlık, gerekçe yükümlülüğü ve meslek etiği konularında uygulamaya dönük eğitimler verilmelidir.
Beşincisi, disiplin yaptırımlarında ölçülülük ve tutarlılık sağlanmalıdır. Benzer fiiller bakımından verilen cezalar arasındaki farklılıklar objektif gerekçelere dayanmalı; ağır disiplin değerlendirmelerinde hangi davranışın hangi kanuni unsuru oluşturduğu açıkça gösterilmelidir.
Bu önerilerin amacı hâkimler üzerinde baskı oluşturmak değil, yargının bağımsızlığı kadar güvenilirliğini de korumaktır.
Adaletin itibarı, hâkimlerin unvanıyla değil, kararlarının güvenilirliğiyle korunur!
HSK İkinci Dairesinin bu kararı, yargı mensuplarının sorumluluğu konusunda önemli dersler içeriyor.
Bir tarafta Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiş bir mahkûmiyet, diğer tarafta aynı delillere dayandığı belirtilen yenileme başvuruları ve kısa süre içerisinde farklı yönlerde verilen mahkeme kararları bulunuyor.
Sonrasında ise disiplin soruşturması ve üç hâkim hakkında verilen yaptırımlar geliyor.
Bütün bunlar tek bir gerçeği hatırlatıyor:
Yargıya güven, hâkimlerin hata yapmayacağı varsayımıyla değil, hataların etkili ve tarafsız biçimde incelenebildiği bir sistemle sağlanır.
Yargının bağımsızlığını savunmak ile yargı mensuplarının hesap verebilirliğini istemek birbirine zıt değildir. Aksine, gerçek yargı bağımsızlığı ancak güçlü bir hukuk ve etik sorumluluk anlayışıyla sürdürülebilir. Çünkü hâkimlik yalnızca bir karar verme yetkisi değil, insanların özgürlüğü, malvarlığı ve geleceği üzerinde büyük sonuçlar doğuran bir kamu sorumluluğudur.
Unutulmamalıdır ki yargıda en büyük tehlike, yanlış karar verilmesi kadar, yanlış kararın neden verildiğinin araştırılmamasıdır.
Adaletin terazisini güçlü kılan, onu tutan kişinin makamı değil, terazinin herkes için aynı hassasiyetle çalışmasıdır.